HunTürk Türkçü Turancı Otağ
 
Üyelik Girişi
Misafir:201 kişi


Kütüphane:

Büyümek istemeyen bir millet küçülmeye mahkumdur. Hüseyin Nihâl Atsız 

Haber »» NATO'NUN YENİ İŞLEVSELLİĞİ:

YENİÇAĞDA DEVLETLERİN "FİİLİ İŞGALİ"
Tarihsel süreçte emperyal çıkarların araçsallığını oluşturan primitif (ilkel) değişkenler; ulus devletlerin kurulması, anti - emperyalist duruşların ülkesel/bölgesel derinleşmesi, siyasal/kültürel birikimin sağlanması süreçleriyle ilintili olarak koşulların zorlamasıyla "başkalaşmakta" ve çıkar amaçlı uygulamanın alanına giren ülke/ülkelerde birbirine bağımlı yeni üç değişkenin yansımaları görülmektedir:




Emperyalist politikaların temelinde tarihsel süreçten bağımsızlaşma söz konusu olmamıştır. Emperyal hesapların uygulanacağı ülkedeki kültürel, eğitsel, siyasal, ekonomik yapıları, emperyal merkeze bağımlı kılmaya yönelik çaba olarak STÖ'lerin etkinlikleri ve etkililikleri emperyal ülkeye uygulama alanı açısından önemli bir "açılım" sağlamaktadır. Ülkedeki etnik farklılıklar, ekonomik dengesizlikler, bölgeler/kentler arası çapraşıklıklar çıkar amaçlı kullanılırken STÖ'ler birinci derecede yurttaşlarla etkileşim içerisindedirler.

Emperyal güdülerin STÖ'lerle sağlamış oldukları, yurttaşlarda emperyal merkeze karşı "ılımlı tarafsızlık" ağacı boy atmaya başlarken; uygulama alanı ülkede baskı biçimleri deneyleri, devletle yurttaşlar arasındaki "anlaşmazlıktan" (!) doğan kendi içinde bir baskı unsuru niteliği taşıyan karşıt söylem ve eylemler, politika oluşturma sürecine aktarılarak yasal düzenlemelerle ya da "yasal olmayan" yöntemlerle stratejik önemi olan kurum/kuruluşların (TÜPRAŞ, Kamu Bankaları vb.) ulusal sermaye dışı ve özellikle ÇUŞ'lara devriyle; yurttaşların STÖ'ler aracılığıyla farklılaştıran algılamalarına ulusal değerlerle bağdaşmayan ve ulusal değerlerle bağdaşmamasına koşut yönelim niteliğiyle ulusal değerleri yıpratarak yerine emperyal merkezin öngördüğü ‘kültürü' benimseten bir yapının temelleri de özelleştirme olarak gündeme gelmektedir.


Koşullandırılmış sabit değişkenlerin birbirine bağımlılığı sürecinde emperyal güdülerin savunma boyutu yoğunluğu devreye girmekte ve askerî varlığın çeşitlendirilmesi, istihbarat birimlerinin etkinliğinin artırılmasına yönelik politikalarla emperyal merkeze sorumlu uygulama alanı ülke için "fiili işgal" süreci başlatılmaktadır. "Fiili işgal" sürecinde: emperyal ülkeye kültürel, ekonomik, siyasal açılardan bağımlı olmuş ülkelerin topraklarına, emperyal merkezlerce konuşlandırılmış yabancı askerlerle devletlerin bağımlılıkları pekiştirilmekte ve NATO toplantısı öncesi olduğu gibi, yabancı istihbaratçıların Beşir Atalay ve diğer devlet bakanlarının tokalaşma öncesi avuçlarını kontrol etmesine benzer biçimde binlerce yıllık devlet gelenekleri birkaç saatin içinde yıkılabilmektedir. Geçtiğimiz günlerde sona eren NATO toplantısında; Avrupa ve ABD arasında NATO'nun işlevselliği açısından çıkan tartışmada yaşanan gerginlikle ABD çıkarları üzerine binen fiyasko, Avrupa'nın NATO'ya ABD'ce yüklenmek istenen yeni işlevlerin desteklenmeyeceğine ilişkin tutumu, bölgesel çatışma ve gerginliği artıracağının ışığını yansıtmaktadır.


Son dönem gelişmeler ışığında, Türkiye'nin durumu değerlendirildiğinde; ulus devletin çözülüşü, Türk Ulusu'nun bilinç aşınmasıyla öz değerlerinden soyutlanması, "temeli yüksek Türk kültürü" olan Cumhuriyet'in Kürtçü - İslamcı çıkışla "tasfiye edilmesine" yönelik çabaların Türklükle ve Cumhuriyetle hesaplaşmanın boyutlarını gösteren sonuçlara ulaşılması gerçeklerle birebir örtüşmektedir. Türkiye'nin İçişleri Bakanı konumundaki kişinin STÖ'lere demokrasinin sigortaları olarak övgü düzmesi; Başbakan olan kişinin "anayasal vatandaşlık", "Türkiyelilik" gibi içi boşaltılmış kavramlarda çıkışı aramasının yanı sıra Türkiye'yi kıskaç altına alacak olan BOP* kapsamında şanlı Diyarbakır kentimizin "yıldız" olacağına işaret etmesi: Türkiye'nin Türklük temelinde Cumhuriyet'e doğru yükselen saygın konumunun hiçe sayılması anlamına gelmektedir.


Türk yurtseverleri olarak bizler; Türklük ve Cumhuriyet'le yapılan hesaplaşmanın sonuçlanmasına göz yumarsak; avuçlarımıza alacağımız toprağın ‘VATAN' kokusunu duyamayacağız. Ulusal Kurtuluş Savaşı'yla yöntem ve yol belirlenmiş, sınanmış ve başarıya ulaşılmıştır. Yolculuk çetindir, sonuç yücelticidir. Türk Ulusu bu süreçte yitirilmemiş, ölmemiştir. Ölen geri gelmezmiş. Her gün duyumsadığımız Türk Ulusu evine dönmeye başlamıştır. Bu nedenle Türklük kalesi sonsuluğa kadar yaşayacak ve yolcuları ağırlayacaktır.


Yazar: Kaan Turhan

Kaynak:http://milliguc.net/index.php?option=com_content&task=view&id=378

Henüz yorum eklenmemiş..

Üzgünüm, sadece üyeler yorum gönderebilir, üye iseniz giriş yapınız.