HunTürk Türkçü Turancı Otağ
Üyelik Girişi
Misafir:169 kişi
Büyümek istemeyen bir millet küçülmeye mahkumdur. Hüseyin Nihâl Atsız
VE "TÜRKİYELİ GENÇLER"
"Tarihten Türk çıkarılırsa, tarih kalmaz."
Prof. Fritz Neumark
Bursa'ya yolunuzun düşmesi ne denli rastlantısalsa, Hacivat Köprüsü civarında, Ulusal Kurtuluş Savaşı şehitlerinin gömütlerini görmeniz de o denli rastlantısaldır. Kuvay-i Milliye'nin ölümsüz kahramanları sizden ilgi beklerler. Anımsanmayı, yurdun birliğini ve bütünlüğünü koruduğunuzdan kaygı duymamayı isterler. Yurdun dört bir yanından Türk'ün bağımsızlığı için, cumhuriyet için; Türk Bayraklarını onurluca taşıyanlardır onlar. Onlar, tüm benlikleriyle, tüm varlıklarıyla bağımsız, ulusal, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna canlarını çekinmeksizin feda eden Türk Evlatlarıdır:
- Osman oğlu Hüseyin (Ordu)
- Mehmet oğlu İsmail (İzmit)
- Mustafa oğlu Ahmet (Aniye)
- Mehmet oğlu Halil (Ilgaz)
- Arif oğlu İbrahim (Vezirköy)
- Mustafa oğlu Satılmış (Ankara)
- Hasan oğlu İbrahim (Çorum)
- Hasan oğlu Arif (Tosya)
- Hüseyin oğlu Mehmet (Bozkır)
- Mehmet oğlu Ahmet (Ayaş)
- İsmail oğlu Hüseyin (Aksaray)
Şehitlerimizin isimlerini alımlarken; göz yaşlarınız, yüzünüzün yivlerinden boşluğa akıp toprakla bütünleşir. Duygularınızın dışavurumuyla beslenen toprağın altında Kuvay-i Milliye Şehitlerinin var olduğunu biliyorsanız ve bu toprakların üzerinde kayıtsızca dolaşanların, timsah göz yaşı döktüğünü, iç ve dış destekli karşı - devrimci yapılanmaların "adam"ları olduklarını biliyor ve görüyorsanız; toplumsal değerlerin çöküşüne zemin hazırlayıcıların, "Türk Ulusunun belleğini yok edenlerin", Türkiye Büyük Millet Meclisi içindeki kimi aymazların yurttaşa karşın siyasalarına ve içinde bulundukları eylemliklerine karşı suskunluğu yeğleyemeyeceğinizi belleğinize kazırsınız.
Şehitlerimizin gömütlerine arkanızı döndüğünüzde içinizi buruk bir acı kaplar. Nedenini ilkin kestiremezsiniz. Ancak onlar dua ettiğinizi hissetmişlerdir. Göz kapaklarınızı, göz yaşı dökmemek için şiddetli sıkışınız, o görkemli ağaçların altında yatan yürekli insanları duygulandırmıştır. Onlar her şeyi duyumsarlar çünkü. Sağanak yağmurun düşüşüyle ıslanan toprağa son bir kez bakıp irkilirsiniz. Çünkü gökten inen yağmur ve göz yaşınız şehitlerin öz su besinleridir.
Gücün Kitle İletişim Araçları
Kan ve göz yaşı görmekten üzüntü duyan, değerli öğretmenimiz, Kemalist devrim şehidi Necip Hablemitoğlu, bir makalesinde[1]: "Türkiye'nin etnik - dinsel haritasının ya da aile yapısının ortaya konulmasını öngören dış kaynaklı projelerle en mahrem bilgilerimizin bilimsel çalışma adı altında ilgili ülke istihbarat servislerine aktarılması" saptamasını yapmıştı. Bilimsel araştırma kanadıyla tamamlanan; Türk aile yapısının ve etnisiteyle ilintili olguların çözümlemesi, kitle iletişim araçları yoluyla yurttaşlarımıza duyurulmaya ve doğu öğretilerini kapsayan betiklerin yarattığı/oluşturduğu düşünsel kalıplar belleklere işlendikten sonra somut süreci örnekleyen görüntüler aktarılmaya başlandı.[2] Sırasıyla yayınlanan haberleri irdelediğimizde şu yorumları yapmamız kaçınılmazdır:
Hindistan'ın kast dizgesinin bileşenleri arasındaki çelişkiyi ‘görünürde' imleyerek ve bu ‘görünürdeki amaçsallık' üzerinden doğu öğretisi olgusunun düşünsel tutunduruculuğunun sağlanabilirliğini korumak...
Çeşitli biçimde, içerikte ve isimde misyonerlik etkinliklerini sürdüren kiliselerin; Türk Ulusu'nun ekin (kültür) ve inanç değerlerinde ön gördüğü yapısal değişim: kiliselerin dilek kutularına atılan kağıtlardaki bilgilerin değerlendirilip çıkar amacı güderek kullanılmasından geçmektedir. Umutları çalınan, dilekleriyle tasarımlarının ve isteklerinin kilise yetkililerince(?) açımlandıktan sonra çıkarları doğrultusunda kullanılacağından habersiz, iyi niyetli yurttaşlarımızı yaptıkları/yapacakları parasal katkıyla sömürmek!...
Karşı - Devrim, Kemalizm ve Yersiz Yurtsuzlaş(tır)ma
Siyasal islamcılar, etnikçi aydınlar(!)... kısaca karşı devrimci unsurlar; birlikteliklerini amaçlarının benzeşmesi yönünde sağlayabilmektedirler. Bu durum örgütler/anlayışlar arasındaki organik bağı değil, etkinin etkililiği olgusunu vurgulamaktadır. Tüm karşı - devrimci unsurların oluşturduğu hastalıklı dokular; laik, cumhuriyetçi, ulusçu tüm dokuların işlevliliğini sınırlandırmakta ve tek bir dizgeyi tehdit etmektedir: KEMALİZM!...
Ulus devlet anlayışına, küreselleşme olgusunun; laikliğe, üniter yapıya, "cemaatleşmeyi" ve yerelliği tasarlayan ve dayatan çağımız "dar elit grubunun ve işbirlikçilerinin" anlayışlarına koşut; toplumlar, çözülüş sürecine girme noktasına gelmiş olup bu toplu durumun tanımı: "...milli haysiyet, ahlak ve şeref gibi kök değerleri buharlaştıran küresel yersiz yurtsuzlaşma"[3] olmuştur.
Küçücük Farklılıklara Aşık Olma
"Küçücük farklılıklara aşık olma" eğilimini destekleyen Avrupa Birliği, kuşkusuz bu anlayışın kendi bölgesel yapılanması kapsamında kabul etmeyecektir. "Bir çok gruplar arasında benzemeyen yanlar da kuşkusuz olacaktır. Bunlar bu farklılıkları korumak da isteyebilir. Haklarıdır da. Olağan sayılamayan tavır bu ufak farklılıklara ayrımcılık kapılarını açan bir aşkla bağlı olmaktır."[4] "Avrupa kimliğinin bir anlamda kurucu öğesi, birleştirici unsuru olarak Türk karşıtlığı merkezi bir önem teşkil etmekte" ve bu temel oluşumun yalnızlığının olmadığı; Asyalılar, Ruslar, Persler 20. yy. başlarında Çingeneler ve Yahudiler günümüzde Japonya ve ABD karşıtlığının Avrupalılık kimliğini pekiştiren öğelerin var olduğu gerçeğinden anlaşılmaktadır. Avrupa, dışındaki ekinsel değerlerin hiyerarşik yapısına vurgu yaparken, hiyerarşinin başında, kapsayan olarak, Avrupalılık kimliğinin olduğu yaklaşımını geliştirme konusunda da çekincesizdir. "İnsan haklarının evrenselliği ve evrensel insan hakları" düşüncesinin doğuşuna analık yapan Avrupa; Türkiye'nin de imza attığı Birleşmiş Milletlerin 1966 tarihli Ekonomik ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi 1. maddesine[5] etnik oluşumların korunması ve geliştirilmesi yönünde bakıldığında ulus devlet anlayışı konusunun endişe verici boyutlarda, dolaylı bir biçimde, kapsama alındığı görülür. Avrupa'nın yakın tarihi insan haklarına aykırı eylemliliklerle örülüdür. Avrupa, ulusların/toplumların gereksinimlerinin birbirinden farklı olduğunu; kendi ekinine sorgulamaksızın kabul ettiği olguları, diğer ekinler üzerinde de uygulanabilirliği yönündeki gerçek dışılığı; insan haklarının evrenselliği ve evrensel insan hakları üzerinden oluşturduğu siyasaların temelde "insan hakları projelerinin yaşayan somut insanı ve ekinleri esas alarak adil" olabileceği gerçeğini bilinçli bir biçimde göz ardı etmesi "kendi suç envanterinin tarihe gömülmesi meşruiyeti" açısından önemlidir.[6]
Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin "Aşağıdan" Etkinlikleri
Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin bir toplantısında[7] "herkesin birleştiği nokta", Türk medyasının satın alınma sürecini imlemesi açısından anlamlı: "...halen medyada ve siyasi arenada devam eden ılımlı havanın, geçmişte de örnekleri görüldüğü üzere pek çabuk ve kolayca değişiverme ve sertleşme ihtimalini sürekli gözönünde bulundurmak gerekliliği idi. Dolayısıyla, hazır iklim uygunken bizler aşağıdan alabildiğimiz kadar yol almalı, bir tür altyapı bina etmeli ve bu süreci, aniden tersine dönüvermesini engelleyecek bir raddeye getirmek basiretini artık göstermek durumundaydık."
"Düşünen Değil, Güdülen Gençlik Tehlikelidir"[8]
"AB'nin yeniden yapılanma sürecinde Avrupa ekinine katkıda bulunan"[9], "Avrupa gençliğinin sorunlarına çözüm"[10] arayan AEGEE, bürokratik yapıdan uzak durmayı anlayışlarının gereği olduğunu söylemekte ve AB eğitim öğretim izlencelerinin Türkiye'deki uygulamasını/denetimini/izlemesini yapacak Ulusal Ajans olarak belirlenen Devlet Planlama Teşkilatı'na karşı başat baskınlığı gösteremeyeceklerine; (siyasa oluşturma ve karar alma süreçlerinde etkili olamayacakları için) bunun Avrupa'da tepkiyle karşılanacağını belirtmekle merkezi ülkenin çıkarının önemli olduğunu - kapalı da olsa - belirtmekteler.[11]
Türkiye ve AB ilişkilerini; "ilişkileri zora giren bir kadın ve erkeğin ancak seks, aşk, gelecek ve çocukları konuşmamak kaydıyla bir araya gelmesine..." indirgeyen bir herifçioğlu[12]: "...Türk tarihçilerinin güçlü görüşleri varsa; bunları duymamız, dinlememiz gerekir. Avrupa komuoyunda soykırımın (Ermeni kastedilen) gerçekleştiğine dair köklü bir düşünce var. Türkiye Avrupa'nın parçasına dönüşmek istiyorsa; bu mesele aydınlığa kavuşmak zorunda. Ya Avrupa kamuoyu yanılıyor, ya Türkiye'deki hakim görüş sanıldığı denli güçlü değil." yönündeki yaklaşımını/yaklaşımsızlığını vurguladıktan sonra: "...İstanbul'da Kürtçe oyun sahnelemek isteyen Kürt tiyatrocular engellenmiş. Bu tür günlük sorunlar Türkiye'de olup bitenler hakkında kuşku uyandırıyor." açıklamasıyla etnisiteye, küçücük farklılıklara sevdalılığını gizleyemiyor. "Yasaları değiştirmek çok mu zor?" sorusu iç hukukumuza öneri yoluyla dayatma getirmiyor mu? Bunun karşısında Dışişleri Bakanı ne yapıyor... Faziletliyken: "...hiçbir komplekse kapılmadan, Türkiye'nin müslüman kimliğini öne çıkatmak gerekir." yönsemesinde yazan[13], değişmenin yüzeysel bir biçimde özde aynı kalarak yenilenmek olduğunu; özün de değişmesiyle bütünsel bir değişimin, başkalaşmak anlamına geldiğini bilmeyen/gizleyen bir insanın yapacağını elbette...
Bir ülkenin karşılaşabileceği olguları/olayları ve bu olguların/olayların, o ülkece benimsenmiş değerleri yıpratacak niteliğe bürünmesi yönetsel süreçlerden bağımsız düşünülmemelidir. "... Politikanın bile günümüzde ekonomik gelişmelerle belirlenmesi giderek, ekinsel gelişmelerin ekonomik durumlara bağımlılık kazandığını göstermektedir. Ekonomilerini geliştiren zengin ülkeler, dünya çapında ekinsel atılımlara kalkışarak evrensel ekin açısından belirleyici olmaya kalkışmakta ve diğer ülkelerin ekinsel kalkınmalarını kendi etkileri altına almaya çalışmaktadırlar."[14]
Ulusal ekinin oluşmasında tek belirleyici değişken olan insan unsuru; neo - liberal merkezler kaynaklı eğitimbilim izlenceleri doğrultusunda siyasa oluşturan ve diğer siyasa oluşturma süreçlerinde bağımlılığı olan hükümetler karşısında suskunluk gerçekleştiriminde saplanmakta ve bu durumu kendini zorunlu hissederek yaşamaktadır. Türkiye'nin ulusal kurtuluş savaşıyla başlayan tam bağımsızlığının karşı - devrimcilerin siyasalarıyla yerini bağımlılığa bırakması yönetsel evrilişi, ulusal ekinin olumsuz yönde etkilenmesini yaratmakta gecikmemiştir. Bağımsızlıktan yoksunluğa koşut olarak da iç ve dış baskılar sonucu, etnik ve dinsel olgular hareketlendirilmeye başlanmıştır. Örgütsel etkililiklerinden kaynaklanan bir güç oluşumundan soyut bir güçleri olan etnikçi, siyasal islamcı vb. yapılanmalar maddi ve manevi her türlü desteği kendilerini kullanan "dar elit gruptan ve işbirlikçilerden" almakta ve güdülme onurunu(!) yaşamaktadırlar.
Dış siyasadaki özgün davranıştan yoksun olma olgusu kanımızca üç seçeneğe işaret etmektedir:
- 1. Türkiye, karşı hareketleri görememektedir.
- 2. Türkiye, karşı harekleri görüyor olsa dahi bağımlılığın sonucu olarak ulusal çıkarlar doğrultusunda siyasa geliştirememektedir.
- 3. Türkiye, karşı hareketleri görmekle birlikte yöneticilerinin yurttaş kaygısı duymadığı bir yönetim sürecini yaşamaktadır.
Üç seçenekte de geçen karşı hareket kendi değerlerini tarihsel süreçlerden çıkarma becerisini geliştirme niteliğiyle var olmaktadır. Özgün davranışları, özgün ekini, özgün siyasası vardır. Temelde batı toplumların çoğunda (elbette doğu toplumlarının da çoğunluğu) toplumu düzenleyen kuralların din etkisinden kesinlikle sıyrılamadığı açıkça ortadır.[15] Örneğin, Avrupa Topluluğu Piskoposlar Yarkurulu (Komisyonu) (COMECE) Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğunu kamuoyuna duyurdu. Gerekçe olarak da ekin farklılığı gösterildi.[16] Somut bir karşı hareketi algılayamayan hali hazırdaki hükümetin davranışı da önemli: "Eğitim Birliği yasası ayaklar altına alınmış. Okullarımızda birbirine düşman gençlik yetiştiriliyor. Devlet örgütü yozlaşmış... Siyasal yaşam yozlaşmış... Devlet her geçen gün biraz daha imamlaşıyor... Bir karşı - devrim süreci açık bir ivme kazanmıştır. Devleti içten ele geçirmenin birinci aşaması başladı. Her 4 kişiden 1'inin desteğine sahip bir parti ülkeyi adım adım karanlığa çekiyor. Bunun adı demokrasi değildir, soytarılıktır!... Önce ‘bilisizliğin', giderek ‘aymazlık' ve ‘hıyanet'in ürünü olan bir soytarılık..."[17]
Türk Ulusal Eğitim Siyasasında Sallantılar Şiddetlidir
Söz konusu eğitim uygulayımı (teknolojisi), askeri uygulayım, bilişim uygulayımı vb. olduğunda ülkenin ekonomik, siyasi ve ekinsel konumundan/duruşundan bağımsız bir yaklaşım geliştiremeyiz. Dış alımın ulusal ekonomiye yaptığı olumsuz etki bir yandan maliyetleri artırırken bir yandan da uzun erimli siyasa geliştirmede sıkıntı yaratmaktadır. Bu yönde devrim niteliğinde anlayışlar geliştirilse de (elbette devrim niteliği sorgulanır) neo - liberal araçlar (IMF, DTÖ, DB, AB) eşliğinde olduğu unutulamaz.
Ankara Bilimtayı'nın çıkarmış olduğu "Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik İzlenceleri Kılavuzu"[18] irdelendiğinde oldukça çelişkili ifadelerle karşılaşmak olası. Çelişkilerin ötesinde de farklı bir olgu: AEGEE'nin, "lobicilik" etkinliklerinin başarısız olmadığı ve artan orandaki başarısının destekleyicisi olarak da AKP iktidarının tutumları ve davranışları olduğu yadsınamaz.
"... her ülkenin içindeki yararlanıcıların sunacakları proje önerilerinin başarısına bağlı"[19] olan ve bu başarıyla projelerin merkezi ülkenin çıkarlarına uygun olmasıyla parasal yardımdan yararlanabilecekleri vurgulanırken, projeye katılan ülkelerin "...ulusal uygulamarıyla uyumun..." sağlanması ve "...izlencelerle ilgili yasal ve yönetsel engellerin ortadan kaldırılması" imlenmektedir. Üye ülkelerin ulusal uygulamarına uyum göstermek, uyum gösteren için ne denli ulusal olduğu tartışmalı bir olgudur.
Aday ülkelerinin ve Avrupa Serbest Ticaret Alanı ülkelerinin ilgili toplantılara katılımı "gözlemci statüsünde" olması[20]; karar alma sürecine tanıklık etmek anlamına gelir ki bu da karar alma sürecinde etkili olma ya da ilgili karar sürecine katkı yapma anlamını taşımaz.
Erasmus isimli eğitim izlencesinin amacı; öğretim üyelerine "Avrupa'nın bütünleşmesine yönelik olarak yapacakları akademik araştırma ve öğretim etkinliklerine idari ve mali katkı sağlamak"[21] yönünde belirtilmiştir. Türk öğretim üyeleri güdülen bir amaç için mi araştırma yaparlar yoksa "Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir", düşünsel özgürlüktür anlayışıyla mı hizmet sunarlar. Hizmet sunumunun niteliğini bir an için anımsamayalım; Türk öğretim üyeleri AB'nin bütünleşmesi için mi araştırıcıdırlar yoksa Kemalist Türkiye hedefine yönelik mi araştırma yaparlar.
"Avrupa bilimtaylarında kalite ekininin geliştirilmesi ve yüksek öğretimde hedeflenen birliğin gerçekleştirilmesi için 1998'de Sorbonne'dan başlayarak 1999'da Bologna'da ve 2001'de Prag'da çeşitli Avrupa ülkelerinin katılımıyla toplantılar düzenlenlenmiş..." ve "...Prag'da 32 Avrupa ülkesinin yüksek öğretim bakanlarının katılımıyla yapılan toplantıda: dünyanın her yerinde öğrencileri eğitim için Avrupa'ya çekmek ve Avrupa içindeki hareketliliği artırmak; Avrupa bilimtaylarının kalite standartlarını artırmak" kararları alınmıştır. Avrupa'nın bugünkü yaşlı ve sorunlu nüfusuyla AB bütünleşmesinde (?) etkili ve verimli bir biçimde başarıya ulaşabilmesi olanaksız gözükmektedir. Bu açığını kapatabilmesinin yoluysa Türk irdemenlerini "Avrupalılaştırmaktan ya da Türkiyelileştirmekten", Kıbrıslı Türk Gençlerini "Rumlaştırmaktan" geçmektedir. Bunun araçsallığını da çıkardıkları dergilerde yazdıkları oldukça samimi (!?) yazılarla, düzenledikleri etkinliklerle AEGEE üstlenmiştir.[22]
Youth (Avrupa Birliği Gençlik İzlencesi) izlencesiyle de amaçlananlar;
- 1. Gençlerin kendilerini, tarihi, ekinsel, siyasi ve sosyal çevreleriyle AB'nin ayrılmaz bir parçası olarak görmelerini sağlamak;
- 2. Gençler tarafından ve gençler için uygulanan, sosyal ve eğitimsel önlemler yoluyla, dışlama, dışlanma, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi tehlikeler hakkında bilinçlenmelerini teşvik etmek;
- 3. Gençlerin, ekinsel farklılığın gerçek değerini tanımalarını ve farkına varmalarını sağlayacak biçimde yetiştirmek.
Birinci madde ve üçüncü madde arasında, ayrılmaz/parçalanamaz nitemi yapılan AB bütünlüğüne ilişkin yaklaşımla, farklılığın farkındanlığını duyumsamayı içeren yaklaşım, çelişkiyi rahatlıkla görebilmemizi sağlamaktadır.. Yoksa AB'nin yeni stratejisi yorumunu çelişkiye yeğ mi tutmak daha gerçekçi olur!...
"ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE GÜVENİ"
Her şeye karşın Türk irdemenleri/Türk gençleri büyük bir atılım içine girmeli ve savaşımın niteliği ne olursa olsun Kemalist Modelin arkasında konumunu belirginleştirmelidir.
Büyük önder Atatürk, R. Eşref Ünaydın'a imzalayıp verdiği resminde duygularını şöyle dile getiriyordu: "Her şeye karşın, kesinlikle bir ışığa karşı koşmaktayız. Bende bu inancı yaşatan güç, sadece sevgim, ülke ve ulusuma beslediğim sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, şarlatanlıkları içinde, sadece yurt ve gerçek sevgisiyle ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir."
Ulu önderimizin, "1927'de okuduğu Söylev'in muhatabı dahi gençliktir. Atatürk, Cumhuriyeti yalnızca 1927 yılının gençliğine değil , tüm zamanların Türk gençliğine emanet etmiştir. O'na göre gençlik, toplumun en dinamik gücü ve toplumun geleceğidir. Aynı zamanda bu gençlik, geçmişin hurafelerinden ve bağnazlıklarından da arınmış bir gençliktir. Gençlik bir evre değil, bir yaşam biçimidir. (Mazhar Müfit Kansu'ya) Gençliğe olan inancını ifade ederken şöyle der: "Başımıza neler örülmek istendiği , nasıl karşı koyduğumuz görülmeli ve gelecek kuşaklara ibret olmalıdır. Biz, her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki, hiçbir şeyi unutmayacaktır. Geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır."[23]
[1] Bkn. Dr. Necip Hablemitoğlu, Etki Ajanları - Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar Raporu, Yeni Hayat,Eylül - Ekim 2003 S.83
[2] ATV Ana Haber Bülteni, 24.09.2003
[3] Bkz.İldar Şahin, Küreselleşme ve Milliyetçilik II, Siyaset - Ekseni, Sayı:9, S.5
[4] Bkz. Suna Kili, Cumhuriyet ve Küreselleşme, içinde, Prof Dr. Türkkaya Ataöv, Günümüz Küreselleşmesi ve Farklı Bir Seçenek Önerisi, T.C. Kültür Bakanlığı Cumhuriyet Kitaplığı, 2002 - Ankara, s. 138
[5] "Tüm halkların kendi yazgılarını belirleme hakları vardır. Bu haktan ötürü, siyasal statülerini özgürce saptayarak ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini özgürce gözetebilirler."
[6] Bkz. Çetin Güney, http://www.avsam.org/turkce/analizler/analizler/23_analiz.htm
[7] 26 - 28 Kasım 1999, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin Yunanistan'ın Başkenti Atina'da düzenlediği "Greek - Turkish Forum" ismindeki toplantı. Bkz. http://www.hyd.org.tr/tr/bulten.asp?bultenid=7&yaziid=31
[8] Bkz. Selcan Taşçı, Güdülen ve Düşünen Gençler, Türkiye'de Yeniçağ Gazetesi, 27.10.2003, s.12
[9] Bkz. Milliyet - 28.08.1997
[10] Bkz. Milliyet - 30.10.1997
[11] Bkz. Milliyet - 14.03.2000
[12] AP'nin Türkiye Karma Parlamentosu Komisyonu Başkanlığı'nın yanı sıra, dış ilişkiler, insan hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikaları Komisyonları'nda da görev yapan Daniel Cohn Bendit ya da "Kızıl Dany" ile Nilgün Cerrahoğlu'nun: "Avrupa Bekleyemez" ismindeki söyleşisi için Bkz. Milliyet - 26 Kasım 2000
[13] Bkz. Milliyet - 12.01.2000
[14] Bkz. Doç. Dr. Anıl Çeçen, İnsan Hakları, Selvi Yayınları, 1. Bası: Ocak - 1990, s.203
[15] Bkz. Prof. Dr. Muammer Aksoy, Laikliğe Çağrı, Gündoğan Yayınları, 1989 - Ankara, ss. 25 - 26
[16] Bkz. Tarık Bahri Özmen, Dış Politika - Kimlik Ekseninde Üç Türkiye Fotoğrafı, Siyaset Ekseni - 7-13 Kasım 2003, s.12
[17] Bkz. Hilmi Öztürk, Bugün Cumhuriyet Bayramı, Bursa Kent Gazetesi, 29 Ekim 2003, s.6
[18] Bkz. Ankara Bilimtayı, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik İzlenceleri Kılavuzu, Hazırlayanlar: Dr. Kaya Uysal, Uzm. Ceran Aslan, Ar. Gör. Berna Aslan, ATAUM - AB OFİSİ, Nisan - 2003, Ankara Bilimtayı Basımevi, Yayın No: 218
[19] Bkz. Adı Geçen Kılavuz, s.5
[20] Bkz. A.G.K, s.6
[21] Bkz. A.G:K, s.16
[22] Bkz. Kaan Turhan, Tarihsel Birikimin Günümüzdeki Yansımaları ve Ulus Devlet Karşıtı Hükümet Dışı Bir Örgüt: AEGEE, Yeni Hayat Dergisi Ağustos - 2003 Sayısı.
[23] Bkz. Prof. Dr. Metin Kale, Atatürk'ün Gençliğe Güveni, Cumhuriyet, 06.07.2003, s.2
Yazar:Kaan Turhan
http://milliguc.net/index.php?option=com_content&task=view&id=380
Henüz yorum eklenmemiş..
Üzgünüm, sadece üyeler yorum gönderebilir, üye iseniz giriş yapınız.
Menü
Türk Otağı |
English |
Makaleler |
Etkinlikler |
İçerik Kategorileri |
Haber Arşivi |
Kitap Tanıtım |
Şiirler |
Bağlantılar |
Dosyalar |
Videolar |
Anket: Ülkemizin içinde bulunduğu durum..? |
Gazete Manşetleri |
Site Ağacı |
Siteniz için |
Rss Haberler |
Son Başlıklar
Bu ülkenin sessiz kahramanlarının anısına...
3 Mayıs 1944'ü 64.yılında Anıyoruz
Garantiler Mi İdam Sehpasında Yoksa Onu Yatıranlar Mı?
Genç Türkçü Kerem Aydınlar'ı Kaybettik.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN
Türk Dünyası Çözümlemesinde Emperyalist Projelerin Deşifresi
Birinci Hançeri Sessizce Yedik, Peki Ya İkincisini?
Adaletsiz Padişah/ların(!) Lokmacıları Şerbet için Kuyruk Sallarsa(!)...(I)
TÜRK ULUSAL BÜNYESİNDEKİ SOYLU KANIN İFADESİ: TÜRK GENÇLİĞİ
Şubat 1977: BİRLİK'E DAVET
Videolarımızdan
pkk itlerine bomba
Dosyalarımızdan
Türkler belgeseli


