HunTürk Türkçü Turancı Otağ
Üyelik Girişi
Misafir:201 kişi
Bin cihana değişmem Şu öksüz Türklüğümü Hüseyin Nihal Atsız
"Ey Türk Ulusu... Türk gençliği olarak tarihten gelen görevimizi yapıyoruz. Şu anda çember altındayız. Maddi ve manevi yardımlarınızı bekliyoruz. Parolamız ya özgürlük, ya ölümdür"
29 Nisan 1960, Türk Gençleri'nin Bildirisinden
Aydın Türk Ocağı'nda 3 Şubat 1931'de Ulu Önder Atatürk: "Sağlık, toplumsal, ekinsel alanlarda halkımızı ve köylümüzü aydınlatacak ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? İzlenceniz var mı?" sorusunu yöneltmiş ve bu soruyu Bir Türk genci şöyle yanıtlamıştı: "Paşam paramız ve aracımız yok..." Atatürk bu yanıtı işitince; kükremiş ve soruyu yanıtlayan Türk gencine: "Biz bu vatanı parasız ve araçsız kurtardık. Türk devrimine karşı propaganda yapanların paraları ve araçları mı var? Onlar sırtında torbalarıyla Anadolu'yu karış karış gezerlerken sizin para ve araç beklemeniz ne diye? Sizler, düşünsel yaşamda, bilim, ekin, güzel sanat alanlarında yetişen, bu ulusa birer ışık olmanız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti sizlerin omuzlarında yükselecektir." demiştir.
Türk gençliğinin günümüze değin içinde yoğrulduğu eğitim dizgesinin niteliği ya da yönelimi irdelendiğinde, sonul (nihai) göstergeler açısından, ne toplumsal gereksinimleri karşılayan ne de çağın gereklerini ulusal değerlere uyarlayıp uygulamaya aktaran yapısı olduğu söylenebilir. 1950'lerden bu yana karşı devrim kendini ağır ve baskıcı bir biçimde göstermeye başladığından bu yana "ümmetçiliği" yeğ tutanlar, ulusal kurtuluş savaşında karşı hareketlilik içinde bulunanların ‘artıkları', iktidara gelmişler (AKP) ve Türk ekinine, Türk Devleti'ne, Türk bağımsızlığına saldıran söylemlerini siyasa oluşturma sürecine aktarmışlardır.
Türk çocuğunu dizge içine alan okulların ders izlenceleri, öğretmenlerin öğretim yöntemleri, ortam (okul) gözetildiğinde çözülüşün sınırsız oluşuna şaşarsınız. Öğrenmeyi öngören dizge salt eğitim öğretimin okul boyutuyla, ortamla, değerlendirilmesinin yapılması doğru olmaktan uzaktır. Kitle iletişim araçları, okunan betikler (yazınsal olan), siyasal, toplumsal, ekonomik durum... kısacası çocuğun/gencin doğrudan ve dolaylı etkileşim içinde bulunduğu dizgeler/durumlar/olgular birbiriyle ilişkilendirilmeli ve çocuğa/gence yansımaları bu yönde çözümlenmelidir. Atatürk'ün: "Ulusal Eğitim genç belleklere insanlığa hizmeti, ulus ve devlete sevgiyi ve ulus olarak bağımsız yaşamanın şerefini öğretmelidir. Ancak, bir insan topluluğundaki hastalığı görmek, onu sağaltmak, o topluluğu çağın gereklerine göre ilerletebilmek için, bu manevi nitelikler tek başına yeterli olmaz; bunların yanında bilim ve fen gereklidir."[1] yönündeki derin saptamalarında olduğu gibi duyguları öne geçiren, duygulara itici bir güç oluşturan bilimsel gerçeklerdir. ‘İç ve dış ihanet şebekesinin' güdümündeki kitle iletişim araçları toplumsal çözülmenin, yabancılaşmanın boyutlarını doğru çözümlemiş ve ruhbilimcilerin, toplumbilimcilerin önderliğinde çözümlemesi yapılan toplumsal olgu ve olayları çıkar amaçlı kullanma becerisini gösterme yönünde yayın siyasası belirleme izleğinde (konu) de çekincesizdir.
En küçük birimden, en büyük birime değin uzanan süreçler bütününde örgütlenmiş ya da örgütlendirilmiş karşı - devrimci unsurlar birliktedirler. Kurumsal bir bağdan, organik bir yapıdan öte birlikteliklerini; hedef aldıkları Kemalizm'in geçerliliğinin yittiğini, gücünün tükendiğini, çağdaşlık anlayışına uygun bir ideoloji olmadığını savlayarak içinde bulundukları etkinliklerle göstermektedirler. Bu yapı ulus gerçeği temelinde yükselmediğinden ötürü desteksiz, yalnız ve çaresizdir. Bir çok olgunun ve kavramın tanımı ya da tanım algılaması değişmiştir. Çağdaşlık: çağcıllık ya da ilericilikten uzaklaşmış ve güdülmeyi dokusuna almış; cumhuriyetçilik: halkın, halk adına halkça yönetilmesi değerliliğinden arındırılmış ve önüne numara konulma kaypaklığına varıncaya değin bir dizi içi boş yapılara indirgenmiş; ulusçuluk: bir ulusallığı tanımlamaktan uzaklaşmış "Türkiyeli", "Türk ulusçuluğunun ayrımcılığına" inanmış başbakanları yücelten bir anlayışı doğurmuş; devrimcilik: Kemalist çizgide kurulmuş kurum ve kuruluşların Türk ulusal bünyesinden arındırılmasını öngören eylemlere evrilmiş; laiklik: siyasal islamcıların Türklüğe karşıt söylemleri arasına sıkıştırılmış, söylemlerinin meşruluk aracı olarak görülen bir anlayışa, yeşil kuşağın yapıcısı Amerika'ya göç edip geride kalan köktendinci akım kadrolarına kalan altı boşaltılmış bir ‘kavrama' doğru başkalaşmış; halkçılık: halk özünde gerçekleşen siyasalardan soyutlanmış, Kemalizm'in yükseldiği zemin olmaktan çıkarılmış ve halkı, halk adına halk oyuyla halkın tüm değerlerini sömürmek anlamına bürünmüş; devletçilik: devletin toplum gereksemelerini gözeten, "baba devlet" anlayışının yerini düzenleyici(!), denetleyici(!) ve kamusal alanı daraltıp ‘sivil özgürlüğü' koruyan bir yapıya aktarma noktasını çoktan aşmış, liberalizmin öngördüğü aşkın (soyut) yapıya girmiştir.
Türk çocuklarına okutulan Tarih, Coğrafya betiklerinin içeriği/kapsamı başkalaştırılmak istenmektedir. Ulus Devletin, Türk tarihinin, Atatürk'ün eleştirisinin yapıldığı betikler yaygınlaşmaya geniş ölçüde (AKP, TUSIAD) başlamıştır. Türk tarihi ihanetin bu denli açık bir ivme kazanmasına titreyerek, sarsılarak bakmaktadır. Betiklerden: Mehmetçik çıkacak, Dede Korkut unutturulacak, Afrodit ve Diana'nın maceralarıyla doldurulacak, Yunan ekini Türk ekininin yerini alacak, ulusal değerleri ulus üstü yaklaşımlar kapsayacak... Türk çocukları çözülme aşamasındadır. Kaldıysa, ulusallığı savunan kurum/kuruluş işlevlerini yerine getirmekte geç kalmaktadır. Ulusal örgütler içlerindeki Truva atlarını doğru saptamalı ve 150'liklerin 15.000'leri çoktan geçtiği gerçeğini gözeterek davranmalıdır.
Kuvay-i Milliye'de Gençlik
"...İzmir'in yayılmacı (emperyalizm) saldırganlarca çiğnenip alınmasına ilk başkaldıranlar İzmirli gençlerdir. Bu gençler önder/öncü kadronun umudunu ve yol çizgisini güçlendirirler. Mustafa Kemal, Anadolu direnme hareketini, bu genç nabızları yoklayarak başlatır, yürütür. 14 Mayıs 1919 akşamı, İzmir'in Meşatlığında, çevredeki yapıların tahtaları ateşe verilir, ulusal çoban ateşi yakılır, yüzlerce İzmirli direncin ilk coşkulu sesini duyarlar, duyururlar, yüzlerce alevle ışılar. O gün direnmenin bu küçük ordusuna ne güzel bir isim verilir: Vatan Ordusu. Türk yurtseverler direnmeye, savaşa çağrılmaktadır. Bu tarihsel - bir yerde her başlangıç gibi duygusal - toplantıdan üç isim Mustafa Necati, Hasan Tahsin Recep, Vasıf bir gerçeği doğrular: Ulusal kurtuluş savaşının çoban ateşini gençler yakarlar. Bir genç hukukçu ve gazeteci olan Mustafa Necati 30 yaşını doldurmamıştır. Vasıf genç bir öğretmendir. Hasan Tahsin Recep'se, 30 yaşlarındadır. Hasan Tahsin'in serüveni, ulusal kurtuluş savaşının kutsal kanına karışır. 15 Mayıs 1919'da, İzmir'de, Efron askeriyle dövüşe dövüşe ölür."[2]
Ulusal Kurtuluş Savaşında
Yazınsal Savaşım
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yüksek ve onurlu duruşuyla birlikte Türk gençleri yayınlarıyla da harekete geçmiş ve Türk Ulusu'na tüm gelişmeleri yaşatmış, Türk Ulusu'nun devrimi her aşamasıyla duyumsamalarında belirleyici olmuşlardır. Anadolu direnişinin güç koşulları altında çeşitli biçimlerde savaşımlarını sergileyen gençlerin büyük katkıları azımsanamaz. Çetin bir savaşımın küçük, yürekli, körpe kahramanlarıdır onlar. Onlar Kuvay-i Milliye'nin ölümsüz güçleridir. Ve "Mustafa Kemal'ler yirmi yaşındadır."
Ulusal kurtuluş hareketine bedenleriyle, canları pahasına kararlı ve onurlu bir biçimde katılıp Türk Devrimi'ni gerçekleştirmeye içten isteklenmiş/güdülenmiş Türk gençliği yazınsal alanda da savaşımını güçlendirmiş ve derin düşün birikimlerini, saptamalarını, gerçekliği tüm çıplaklığıyla toplumla paylaşma istencini de göstermiştir. Ulusal kurtuluş savaşının kahraman gençliğinin yayınlarını öz biçimde aktarmaya çalışalım:
- Tevhid - i Efkar: Baş yazarı Velit Ebüzziya (35 yaş)
- Vakit: Suphi Nuri İleri (32 yaş)
- İkdam: Yakup Kadri (30)
- Akşam: Falih Rıfkı (25)
- İnebolu yoluyla Ankara'ya koşan ve ulusal istenci yaşayan Ruşen Eşref Ünaydın (28)
- Büyük Mecmua ve Dergah'ta edebiyat coğrafyasında filizlenen Kemalettin Kamu, Ulusal Kurtuluş Savaşı'na İstanbul Erkek Öğretmen Okulunu bıraktı ve 19 yaşındaydı.
- İleri'de ve Tevhid - i Efkar'daki yazılarıyla 37 yaşındaki Yahya Kemal.
- Kemalist Hakimiyet - i Milliye'nin genç yazarları.
- Balıkesir'de İzmir'e Doğru'nun yazarları da gençti.
- Fransızların kapattığı ancak direnen Türk gençliğinin Pozantı'ya, bir yük vagonuna taşınıp Yeni Adana gazetesini vagonun içinde şapografla basmışlar ve ulusalcı güçlerle Anadolu'ya dağıtıp düşüncelerini paylaşmışlar, yaymışlardı
- Kastamonu'da yayın yapan ve iki yapraklı olan Açık Söz gazetesi gençlerin beslediği bir gazeteydi.
- Erzurum'da Al Bayrak gazetesi Kuvay - i Milliye'ci gençlerin eserleriydi.[3]
- Anadolu'da kurulan ilk silahlı Kuvay-i Milliye örgütü 29 Mayıs 1919'da genç bir Jandarma yüzbaşısı Tahir Fethi'nin öncülük ettiği Ödemiş Kuvay - i Milliyesi'dir. Ödemiş deposundaki silahları köylü, kentli halka, efelere dağıtan ve yüz yirmi kişilik ilk halk ordusunu (Milis Gücü) kuran da odur. Kurtuluş savaşının ilk kurşununu da ismine Yiğit Ordusu denen bu örgüt atmıştır.
- Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda etkin isimlerden olan; Aydın'dan Yörük Ali Efe, Demirci Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe Kuvay - i Milliye'ye katıldıklarında 22 yaşındaydılar.
- Gördesli Makbule, düğünlerinin ertesi günü, eşi Halil Efe'yle birlikte kurdukları çetede savaştı; 1 Mayıs 1922'de Kocayayla'da alnından vurularak şehit düştü.
- Adana Cephesi'ndeki Kılavuz Hatice, Fransızı savaşmaya zorlayan bir Fransız taburunu esir etme hareketinde en öndedir. Taburu Kuvay - i Milliye'nin tuzağına o getirir.
- Adana cephesinde Tayyar Rahmiye kahramanca şehit düşer.
- Fatma Seher, Binbaşı Ayşe Aytın Kılıç, Kara Fatma, 13 yaşındaki Küçük Nezahat, Asker Saime, son olarak Halide Edip onbaşı savaşımın dişi kahramanlarıdır.
- Erzurum kongresinde, padişaha ve işgalcilere ilk devrim bayrağını çeken öncülerin yaş ortalamaları 27 - 30'dur. Bunların arasında Türk eğitimcisi Cevat Dursunoğlu 27'sinde genç bir öğretmendir.[4]
Kemalist Devrim Sonrası Türk Gençliği
Tüm güçlüklere, engellere karşın Kemalist Devrim gerçekleşmiş ve sağlam bir temelde yükselmeye başlamıştır. Ancak, ne var ki devrimi sindiremeyenler/kabullenemeyenler devrimin kararlı yükselişine karşı bir güçle engel oluşturmaya çalışmakta gecikmemişlerdir. Kimi örneklemelerle; Kemalist Devrimin yükselişini önlemeye, bir sonraki aşamada durdurmaya ve çağdışı düzen yanlısı gerçekleştirimlere eğilimle etkin olma istekliliğine karşı Türk gençliğinin Kemalizm'i koruma, yüceltme ve yükseltme istencini göstermesini irdelemenin önemi büyüktür:
- Cumhuriyet'in ilanından sonra ilk resmi gençlik örgütü Darülfünun'da 1923'te kurulmuştur. Bu örgütlü Türk Gençliği; gençlere bilet indirimini gerçekleştirmeyen İstanbul Tramvay Şirketi'ni boykot etmiş ayrıca protesto mitingi düzenlemiştir.
- 1925 yılında Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) kurulmuş ve dönemin iktidarıyla sert çatışmalara girmiştir. Yerli mallarını korumayı da ilke edinmiştir.
- 1928 yılında başlatılan "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyasında bütün gençlik örgütleri etkin olmuşlardır. Yurdun her yerinde direnmişler ve halkı aydınlatmayı görev bilmişlerdir.
- 1929'da Türklük karşıtı yayın yapan İstanbul'daki Rumca gazeteyi basmışlar ve gazeteye kovuşturma açılmasını sağlayabilmişlerdir.
- 1933 yılında MTTB azınlıkların dillerini kullanma istem ve zorlamalarına karşı yurdun bir çok kentinde "Türkçe Konuşmak" haftaları düzenlemiştir.
- 1933 yılında Vagonli Şirketinin yabancı müdürü Türkçe konuşan memuruna hakaret ettiği, Türk Dili karşıtı bir eylem olduğu için Türk gençliğinin şirket önünde toplanıp: "Bu ülkede Türk ve Türkçe Egemendir" sloganını atmışlardır. Şirket müdürünün bu üzücü olayı başlatmasından sonra Dil Mücadele Cemiyeti'ni gençler kurmuşlardır.
- 1933 Nisan'ında Bulgaristan'ın Razgrat bölgesinde Türk gömütlüğünün (mezar), elleri kazmalı yüzlerce Bulgar'ca zarara uğratıldığı haberini işiten Türk gençliği Bulgar Büyükelçiliği'nin önünde büyük bir miting düzenlemişler. Ve gidip Bulgar gömütlüğüne çiçek koymuşlardır.
Kemalist Devrim, Karşı - Devrim
ve Türk Gençliği
Kemalist Devrim süreci içinde Türk gençliğinin, kimi dönemde neden gerekçesi olması gözetildiğinde, belirleyici işlevi olduğu saptaması yerindedir. Türk gençliği bir çok devrimin hazırlayıcısı olmuştur. Kemalist Devrim sonrasındaki toplu durumda gençlik işlevinden/tarihsel görevinden sapma ya da soyutlanma yönünde bir çizgi izlememiştir. Ancak Kemalist Devrim'le bir çok eski/geleneksel kurumlar yerini çağdaş, laik, toplumsal olguları tanıyan ve geliştiren yapıya sahip, uluslaşma sürecini hızlandırmaya değgin kurumlar almıştır. Karşı - devrimci yapıların "geçmiş özlemleri", ulus yerine "ümmet" anlayışının, kısaca gerici, faşist ya da köktendinci düzeyde mikro - ulusçuluklara yönelimli "birey" yetiştirmeyi öngören yapıların kurumsallaşmasıyla Kemalist Devrim süreci tamamlanamamış, erek gütmüş olduğu başarıya ulaşamamasına da neden olmuştur. "Demokratikleşiyoruz" nidalarıyla oluşan Demokrat Parti ve Demokrat Parti'nin çizgisiyle karşı - devrim ivme kazanmıştır. 1950'li yıllarla belirginliğini açık bir biçimde hissettiren karşı - devrimci süreç siyasal islamcılara, yeni - liberal görüşe(!), mikro - ulusçuluk yöntemlerine olanak tanımış ve küreselleşmenin öngördüğü, küreselleşmenin içinden çıkan olgulara (yerellik, sivillik) temel hazırlamıştır. Batı'nın çıkarlarına koşut iktidarlar; kitle iletişim araçlarıyla, hükümet dışı örgütlerle, özellikle sermaye sahibi olmalarına olanak tanınan siyasal islamcıların öncülüğünde yabancı sermayenin uz görüsüz, bilimsel temelden uzak yaklaşımlarla, özeksel (merkezi) yapının salt sınırlı denetleyici, sınırlı düzenleyici işlevliliğine bürünmesiyle; güç kazanmış ve Batı yayılmacılığının bağımsız özeksel yapı üzerindeki yaptırıcılığı / baskısı / etkinliği artmıştır. Bugün bu açıdan bakıldığında; AKP iktidarı bu sürecin bir sonul göstergesi, sonucudur.
1950 ve Sonrası Karşı - Devrimci Süreçte Türk Toplumu
1950 ve sonrası karşı - devrimci süreç içerisinde gelişen, oluşan olgu ve olaylar Türk toplumsal yapısına hangi yönde etki etmiştir? Türk Ulusu'nun ismini andığımız süreçte; bireyleri arasındaki ilişkiler eğitim ve öğretimdeki "yeni" yapılanmaların toplumsal örgütlenmeyle ilişkisi ve "sessiz darbe" özünde yükselen hareketin Türk Ulusal bünyesinde yarattığı etkinin olumsuzluğunun göstergeleri nelerdir? Kemalist Devrim süreci sınırlandırılmış, öncelikleri, algılamaları (demokrasi adına) değiştirilmiş ve Kemalist İlkeler de anlamını büyük ölçüde yitirmiştir. Katı, sınırlandırılmış ideolojilerin (Marksizm, Liberalizm) ötesinde esnek bir ideolojiyi içeren Kemalizm; çağın gereklerini, toplum gereksinimlerini gerçekçi, akılcı bir biçimde çözümleyerek var oluşunu sınırlı uygulamalar olmakla birlikte ancak teorik boyutta sürdürebilmiş ve gerçekler, ne acıdır ki Kemalizm'i, sınanmış başarıya ulaşılmış bir anlayışı, yeniden inşa etmek gerekliliğini belleklerde korumuştur. Bugün de bu gereklilik koşuldur ve en öncelikli ereklere temel oluşturma niteliğine sahiptir.
Toplumsal Çözülmenin Türk Gençliğine Etkisi ve Çok Yönlü Belirlenmişlik
Kemalizm'i sınırlayan olgular ve olaylar bütünü irdelendiğinde; Kemalizm dışı unsurların ‘çok yönlü belirlenmişliği' toplumsal çözülmeye etkendir. Bu saptama belirlenmişliğin içrek yapısındaki sınırlılıklarını toplum geneline yayma çabası yönelimini imlemektedir. Belirlenmişliğin yönü; belirlenmeyen her şey ‘kaotik', belirlenen her şey dizgeseldir (sistematik), karşıtlığına dayanmaktadır. Karşı - devrimin yaratmak istediği düzende kendi dizgesi egemen olacaktır. Tasarlanan bu dizge içinde bireylerin sağlam duruşlu, ulusal benlik duygusunu her an duyumsayan, Türklük kimliğini taşımaktan ve Türklüğü yüceltip, yükseltmekten onur duyan düşün ve duygu birliği örüntüsüne dayanan bireyleri öncelemekten uzaktır. Çünkü bu belirlenmiş dizge içinde birey yerini, "kul" anlayışı egemenliği; ulus değerinin yerini, "ümmet" anlayışı üstünlüğü almıştır. İlgili dizgesellik içinde yetiştirilmesi öngörülen Türk gençliği toplumsal örgütlenmenin içinde cılızlığıyla, tükenmişliğiyle, üretkensizliğiyle var olacaktır. Türk gençliğinin bu yapıya doğru evrilmesi kaçınılmaz olmuştur. İmam - Hatip okullarının düzensiz, biçimsiz, Türk toplumsal yapısına karşı bir yönde pıtrak gibi çoğalması; ilk öğretim ve lisede niteliksiz öğretim süreçlerinin egemen olması; yüksek öğretimde son dönemde uygulamaya konulan Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik İzlenceleri'nin hoşgörü, yabancı düşmanlığının önlenmesi gibi süslü yaklaşımlarla öne sürülmesiyle Türk gençliği ve Türk çocukları yüksek kimliklerinden soyutlanma noktasına gelmiş ve düşün duygu birliği çökmüştür. İçinde bulunduğumuz toplu durumun çok yönlü belirlenmişlikle sınırlandırılması doğru olmayan bir yaklaşımdır. Ancak temelde her grubun, her karşı - devrimci yapının öngördüğü gençlik, kendi kalıpları içinde olmuş ve bu yönde biçimlendirilmiştir.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün tasarladığı ve bugün yeniden uyanış içinde olan Türk gençliği modeli, Şubat 1933'te Bursa Nutku'nda tanımlanmıştır: "Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların gerekliliğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu; bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır... demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla... Nesi varsa onunla eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu, diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek ancak asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: ‘Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek gereklidir...' Onu hapse atacaklar, kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını istemeyecek... diyecek ki: ‘Ben, inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimizde haklıyım. Eğer buraya, haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren neden ve amilleri düzeltmek de benim görevimdir...' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği...'
Kemalist düzene, Kemalist ilkelere saldırı... 1950'lerden başlatılmıştı. Kemalizm'in temel ve yaşamsal ilkelerinden olan laiklik ilkesinin temeli, daha 1946'da birer laik eğitim öğretim kurumu olan ilk okulların ders izlencelerine din derslerinin konulmasıyla kundaklanmaya başlamıştı. Hem de kimlerce, yüce Atatürk'ün öz kendi (bizzat) kurduğu ve devrimi, düzeni korumakla görevlendirdiği siyasal örgütçe. Padişahlığın, halifeliğin kaldırıldığı günden başlayarak; Kemalist kaleleri sürekli zorlayıp içeri giremeyenler, 1946'da laik eğitim kurumlarına konan din dersleriyle açılan gedikten hızla içeri sızmaya başladılar. Karşı siyasal güçler oluştu. Devrimin tartışılması gündeme geldi. "Tutan devrimler, tutmayan devrimler" ya da "Halkın benimsediği devrim, halkın benimsemediği devrim" (yobazlıklarından devrimin halkça yapıldığının dahi ayrımına varamamışlar) tartışmaları başladı. Bir başbakan milletvekillerine dönüp "siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz" diyebilmiştir. Azgınlar o denli azıttılar, karşıtlar o denli güçlendiler ki, TBMM, kimi gerçekten Kemalist üyelerinin ve TBMM dışındaki kimi gerçekten Kemalist baskı öbeklerinin etkisiyle, ulusumuzun kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu olan yüce Atatürk'ü ve dikitlerini saldırganlardan korumak için bir yasa dahi çıkarmak zorunda kaldı. Yasa sonuç vermedi: Ata'nın dikitlerine, anıtlarına ve resimlerine saldırılar izlendi, koruma, kollama önlemleri alındı ancak O'nun asıl yaratıcı yanı, ölmez yanı olan kurduğu Laik, Demokratik, Cumhuriyetçi, Halkçı, Devrimci, Ulusçu, Devletçi yanı hiçbir zaman yaşama çekilemedi. O'nun sağlığında ve tek parti döneminde yaşama yansımış olan yönleri de birer birer geri alınmaya başlandı. 1950 genel seçimleriyle siyasal erki tek başına eline alan Demokrat Parti'nin Başkanı A. Menderes, 29 Mayıs 1950 günü TBMM kürsüsünden okuduğu Hükümet izlencesinde devrimleri ele alarak, bunları, "ulusa mal olmuş ve olmamış devrimler biçiminde ikiye ayırabilecekleri..."ni söylediğinde kimileri avuçlarını patlatasıya alkış tutuyorlardı. Atatürk'ün kapattığı dinsel kurumların açılması, bir sürü dinsel yollu kuruluş, binlerce Kuran kursu, İmam-Hatip okulları, hatta İslam Enstitüleriyle İlahiyat fakülteleri... hep o alkışların gölgesinde mantar biter gibi bitti. Atatürk'ün laik Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanının gidip, daha başından Kemalizm'e karşıt, Türk Devleti'ne düşman olan Saidi Nursi'nin elini öpmesi, söz konusu gerici kalkışımları daha da güçlendirdi. Gerici dergi ve gazeteler, camilerde imamlar, hatta TBMM kürsüsünden Milletvekilleri, dinsel bir düzenin gerekliliğini savunmaya başladılar. Hükümetlerin, siyasal erki ellerinde bulunduranların sürdüre geldikleri birtakım yanlışlıklar ve olumsuzluklar yüzünden toplumda ve halk arasında uç vermeye başlayan tedirginlikleri, uyumsuzlukları, huzursuzlukları; ekonomik kargaşanın ve çöküntünün doğurduğu sürtüşme ve kokuşmaları tümden dinsel bir düzen yokluğunda aramaya ve Atatürk dönemi içinde, 1950'den, yani kendi iktidarlarından önceki dönemi şeriatdışı ilan etmeye, kötülemeye, karalamaya başladılar. O toz duman içinde bir Atatürk yaşadı mı? Bunu kimse soramaz oldu. Bu korkunç aymazlık 12 Mayıs 1960 sabahına değin sürdü. 27 Mayıs 1960 devrimi çağdaş, sağlıklı, halkla kucaklaşmış ve bütünleşmiş bir Kemalizm'e dönüş hareketiydi. Yaklaşımı, dünya görüşü ve tüzel düzenlemeleriyle, dünyada hiçbir ulusun ve hiçbir ordunun vermediği bir devrim örneğiydi.[5] Bu örneğin yaşamasına, gelişerek yücelmesine tanık olamayan günümüz gençliği; siyasal islamcı iktidar olan AKP'nin Batı'nın istek ve istemlerine ‘yoğun bağlılığıyla' karşı karşıya kalmıştır. "Dar elit grup ve işbirlikçilerinin" güdümündeki kitle iletişim araçları Türk gençliğinin yaşantılarını belirlemeyle, biçimlendirmeyle görevlendirilmiş, tehdit algılamasının salt gençlik üzerinden oluşmadığı günümüz sürecinde tüm ulus ve ulusal değerler kara bulutlar altında yitişe tutulmuştur.
Öz ekini ve değerler dizgesinin en önemli aktarım organları olan okulların ve eğitimcilerin nitelikleri/işlevleri toplu durumun evrilişiyle birlikte dönüşmüştür:
- § bilimsellikten uzak Osmanlı'daki eğitim öğretim dizgesinde olduğu gibi (dinsel ve bilimsel) iki kanaldan insanları yetiştirmeye başlandığında,
- § ulusallıktan uzaklaşıldığında,
- § üretimden yana, sorgulayan, eleştiren öğretim yöntemlerinden ezbere dayanan öğretime geçildiğinde,
- § "bahçeli, güneşli, laboratuarlı, kütüphaneli okullar yerine, apartman dairelerinin okul yapıldığında,
- § "öğretmen yetiştirmeyi ciddiye almayıp, her önüne gelenin öğretmen yapıldığında" (El - Ezher Bilimtayı çıkışlılar kapsamda)
- § "eğitim yöneticiliğine ırkçı, dinci kişiler atandığında",
- § "Milli Eğitim Bakanlığı'na Mustafa Necati, Hasan Âli Yücel gibi bakanlar yerine, işin ehli olmayan kişiler atandığında,
- § "İsmail Hakkı Tonguç, Rüştü Uzel gibi yöneticiler yerine rüşvetçi, kafatasçı yöneticiler geldiğinde",
- § "çağdaş yazarların yapıtlarının okullara sokulmayıp yalnız ders betiklerinin ezberletildiğinde",
- § "iş, sanat, teknik eğitim yerine, ezberci dinsel, ırkçı eğitim verildiğinde",
- § "eğitime yeterince yatırım yapılmayıp, genel bütçeden az pay ayrıldığında",
- § "bilimsel, üretici eğitim veren Köy Enstitüleri'ni kapatıp yerine dinsel ağırlıklı eğitim veren imam - hatip liseleri (İHL) açıldığında",
- § Türk diline özen gösterilmediğinde,
- § Okuma alışkanlığı kazandırılmadığında,
- § "öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin çağdaş anlamda örgütlenip eğitime katılması engellendiğinde,
eğitimimiz kırıl"mıştır.[6]
Türk gencinin yetiştiricisi konumundaki öğretmenler karşı - devrimci sürecin başladığı 1946 yılından günümüze değin ulusalcılıktan, ulusal eğitim ve öğretim seçeneğinden uzaklaşmıştır. Çok yönlü belirlenmişlik olgusu da tam da burada başlamıştır. Okulların geleneksel ekinsel değerlerle, çağcıl ekinsel değerler arasındaki uyumunu öngören işlevselliği yitirilmesiyle öğretmenlerin yetişmesi süreci Kemalist içerikten soyutlanmış biçimiyle sürmekteydi. Ümmetçilikle, siyasal islamcılıkla çevrelenmiş beyinlerin aktaracağı bilgiler, paylaşacağı anlam yükleri kendi nitelikleri olacaktır. Bu bakış açısının yaratacağı beyinler kendi iç hesaplaşmalarını, bireysel tutkularını toplum çıkarlarının önüne geçirecek ve bu doğrultuda bireyler arası iletişim, imece, dayanışma içi boşaltılmış değerler olarak gündeme gelecek, dillere altı delinmiş kavramlar olarak pelesenk edilecektir.
Gerçekten de "hiçbir cumhuriyet bu kadar ihanete dayanamaz"
Ziya Gökalp'in eğitimde ulusallığı imleyen saptamaları, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun eğitimde beş ilkesinden (kişilik, çevre (ortam), çalışma, verim, başlatma), Kemalizm'in bünyesinden fışkıran eğitim öğretim ilkelerinden (ulusallık, bilimsellik, laiklik, karma eğitim, uygulamalı eğitim) eser kalmamıştır.
Tüm bu olumsuzluklara karşın öğretmenlerimiz, yüksek öğretimden sorumlu olan eğitimcilerimiz gerçekleri Türk toplumsal yapısına uygun yönde saptamalı, çözümlemeli ve gerçekçi, uygulanabilir çözümler üretmelidirler. Örneğin, Konya Selçuk Bilimtayı'nda 6 - 8 Kasım 1985 tarihleri arasında düzenlenen I. Ulusal Gençlik Kongresi'nde Dr. Mehmet Önder'in önerileri günümüzde de geçerliliğini korumaktadır:
- § "Ulusal ekinimiz ulusal eğitimimizin temel ilkeleri arasında vazgeçilmez bir ‘mihrak' olmalıdır. Ulusal ekinin kapsamı eğitimin oturduğu en sağlam temellerden biri sayılmalıdır. Böylece genç kuşaklara, ilk öğretimden, yüksek öğretimin sonuna değin ulusal ekine karşı, ilgi, sevgi uyandırmak, gençliğin ruhundaki boşluğu ulusal duygularla doldurmak bu bilinçle oluşturmak gereklidir."
- § "Genç kuşaklara aileye karşı saygı ve bağlılık duygusu uyandırmak, kuşakların karakterli, doğru iyi yurttaşlar olarak yetişmelerini sağlamak koşuldur."
- § "Genç kuşakların yapıcı ve yaratıcı güçlerini geliştirmek için onlara ulusal tarih bilincini yerleştirmek, kuşakları yalnız geçmişleriyle övünen değil, geleceklerine de güvenle, umutla bakan bireyler olarak yetiştirmek" önemlidir.
- § "Genç kuşaklara vatanın kutsallığı, bütünlüğü, bölgeler arasında bir ayırım yapılamayacağı bilincini vermek, vatan sevgisini ulusal bilinçle olgunlaştırmak" gereklidir.
- § "Genç kuşaklara çağdaş ve geçmiş medeniyet ve insanlık değerlerini tanıtmak, sevdirmek için dünya bilim, ekin ve sanat eserlerine karşı ayrı bir ilgi uyandırmak, çağdaş medeniyetin dayandığı bilim, fen, teknik, bağımsızlık, demokrasi, hukuk anlayışının yayılması ve benimsemesini sağlamak..."önemli gerekliliklerdendir.
- § "Atatürk'ün ilkeleri ve devrimlerinin ışığı altında bütünleşmiş ulusal birlik ve dayanışmayı önde tutan, geçmişe saygılı maddeten ve manen kuvvetli demokratik, bağımsız ve ileri bir Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek" ereğine yönelmiş bir Türk gençliği her şeyden önce bireyliğini kanıtlama yolundadır demektir.
- § AKP, Milli Eğitim Bakanlığı siyasalarında Türk karşıtlığı izleğinde (konu); ulusal değerlerin tersi yönünde; bilimsellikten, uz görülükten yoksun düzenlemelerden uzaklaşmalıdır. "Ulusal eğitimin amacı, her halde salt okur yazar insan ya da diplomalı işsizler yetiştirmek olmamalıdır. Ulusal bilinci algılama içinde geniş bir dünya görüşüne sahip, yurtsever kuşaklar yetiştirirken istikrarlı bir eğitim planlamasıyla mesleki eğitime ağırlık vererek, memleketin gereksinimi olan alanlardan insan yetiştirmek hedef alınmalıdır. Diplomalı işsiz bir gencin hele bir de ulusal duygulardan yoksun olursa, getireceği felaket daha büyüktür."
- § "Devletin elinde bulunan yaygın ve iletişim olanaklarının en önemlisi, bilindiği gibi radyo ve televizyondur. Devlet radyosu ve televizyonunun devletimizin varlığı ve ulusumuzun kalımı yolunda gençliği eğitici, birleştirici, uyarıcı bir unsur olarak düşünülmesi gereklidir." Ne acıdır ki devletin televizyonuna dahi çöreklenenler vardır. Devlet, televizyonuna sahip çıkamamış ve gerekli önlemleri alma konusunda da yetersizdir. "Devletin, çocukları ve gençleri zararlı yayınlara karşı koruma önlemleri alması, gençlik için yararlı yayınları öz kendi olarak yapması ve desteklemesi, ... gençlik, ekin, spor ve eğlence yurtları açması konusunda çalışmalar yapması ele alınmalıdır."
Günümüzde Karşı - Devrim ve Türk Gençliği
Ulus devlet anlayışına, küreselleşme olgusunun; laikliğe, üniter yapıya, "cemaatleşmeyi" ve yerelliği tasarlayan ve dayatan çağımız "dar elit grubunun ve işbirlikçilerinin" anlayışlarına koşut; toplumlar, çözülüş sürecine girme noktasına gelmiş olup bu toplu durumun tanımı: "...milli haysiyet, ahlak ve şeref gibi kök değerleri buharlaştıran küresel yersiz yurtsuzlaşma"[7] olmuştur.
"RTE ve şürekası"nın davranışları da günümüzde batı yayılmacılığının toplu durumunu çiçeklendiren niteliktedir: "Eğitim Birliği yasası ayaklar altına alınmış. Okullarımızda birbirine düşman gençlik yetiştiriliyor. Devlet örgütü yozlaşmış... Siyasal yaşam yozlaşmış... Devlet her geçen gün biraz daha imamlaşıyor... Bir karşı - devrim süreci açık bir ivme kazanmıştır. Devleti içten ele geçirmenin birinci aşaması başladı. Her 4 kişiden 1'inin desteğine sahip bir parti ülkeyi adım adım karanlığa çekiyor. Bunun adı demokrasi değildir, soytarılıktır!... Önce ‘bilisizliğin', giderek ‘aymazlık' ve ‘hıyanet'in ürünü olan bir soytarılık..."[8]
Günümüzde Türk gençliği iki ana/temel bölünmeye girmiştir: Kemalizm karşıtlığı (bilerek ya da bilmeyerek) ve Kemalizm savunuculuğu. Kemalizm karşıtlığı; "fetullahçılık", "farklı siyasal islamcılık modelleri", "bölücü örgüt maşalığı", "Atatürkçülük adı altında provokasyon örgütleri" gibi bir çeşitlilik içindedir. En acı verici olanı da; Atatürkçülük ismi altında etkinliklerini düzenleyen örgütlerdir. Bunlardan en baskını "ADKF çetesi" olarak nitelendirilen, "Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu", Türk Solu, İleri yayınlarını çıkaran "ajan - provokatör"lerdir. 29 Ekim'de tüm bilimtaylarının, çoğunluğunun öğretim üyelerinin oluşturduğu yurtsever katılımcıların onurlu, aydınlık sesini bastıran bir pankartla (ordu göreve) Ankara Tandoğan miting alanına yuvalanan "ADKF çetesi" sınırlı sayıda gencin oluşturduğu bir örgüttür. Atatürk ismi altında örgütlenen bu insan topluluğunun "federasyon" nitemini neden taşıdığı anlaşılamadığı gibi, Anadolu'da dergiciliğin olanakları irdelendiğinde gerçeklik tüm çıplaklığıyla ortadayken, sınırlı sayılı bir gençlikçe kurulan örgütün iki dergiye sahip olması, geniş oylumlu (hacim) bir biçimde yayın yaşamına başlaması ve bu doğrultuyu betiklerle sürdürmesi güdümlü bir örgüt olduğu izlenimini uyandırmaktadır. "Mücadeleci Atatürkçülük" sloganını benimsemiş bu örgütün iç çözülmeler yaşadığı, iç hesaplaşmalarda kan yitirdiği gözetilirse etkililikten yoksun kalması temelinde zayıf biçimli olan örgüt iklimini, örgüt ekinini yitirdiği gözlemlenmekte, bu olgunun kaçınılmazlığı eylemleriyle örtüşmektedir.
Din temelli Milli Görüş'ün gençlik kolu, etnik temelli DEHAP'ın "amed" gençliği, ADKF'nin provokatif gençliği, AB destekli AEGEE isimli hükümet dışı örgütün gençliği (Karen Fogg çocukları)... görüldüğü gibi Kemalizm karşıtı yapılanmalar geniş bir yelpazede seyretmektedir. Bilimtaylarındaki karşı - devrimci yapılanmalar da düşünüldüğünde ve bu olumsuz durumun liselere değin indiği gerçeği gözetilirse bilimsel özlü, Kemalizm çıkışlı, izlencesi açık, etkililiği yüksek örgütlenmelere gidilmesi önemi büyük öncelikler arasında olmalıdır.
Tüm bu olumsuzluklara, kaypaklığa karşın "Gençlik Cephesi" oluşumu umut vericidir. Sağlam temellere oturtulmuş bu Kemalist yapılanma Türk gençliğine önder olma yolunda ilerlemekte, vatan savunması doğrultulu bir yaklaşımla yükselmeyi sürdürmektedir. Bu yükselme noktasında tüm ulusalcı siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, işçi, köylü, esnaf, eğitmen, kamu emekçisi örgütlenmelerinin birlikteliği öngörülmeli ve bu çizginin yurt, Atatürk duyarlılığı olan tüm yapıların katılarak belirginliğini hissedilir biçimde sürdürmesi sağlanmalıdır.
Son Söz
Ulu Önder Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi en büyük yol göstericidir:
"Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kast edecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zabt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harab ve bitab düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
[1] Atatürk'ün sözleri için Bkz. Prof Dr. Halil Cin, Atatürk ve Gençlik, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Atatürk ve Gençlik, Milli Eğitim Basımevi, Ankara - 1987, s. 9
[2] Bkz. Atatürk ve Gençlik, Atatürkçü Düşünce Üzerine Denemeler, içinde, Ceyhun Atuf Kansu, Kurtuluş Savaşı ve Gençlik, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara - 1972, ss. 36 - 37.
[3] Bkz. Burhan Göksel, Atatürk'ün Gençlik Konusuna Bakışı ve Niçin Atatürkçülük Eğitimi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: II, Mart 1986, Sayı: 5, ss. 467 - 485.
[4] Bkz. Atatürk, Milli Egemenlik ve Gençlik Paneli, İstanbul, 20 Mayıs 1985, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu yayınları. TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Başkanlığı'nın Marmara Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkeziyle ortak düzenledikleri: "Atatürk, Milli Egemenlik ve Gençlik" izleğindeki panel, 20 Mayıs 1985, Pazartesi, 09:30 - 17:00.
[5] Bkz. Ali Dündar, Kemalizm'e Dönüş, Yaba Yazın Dergisi, Kasım - Aralık 1980, Sayı: 14, ss.1 - 2.
[6] Bkz. Mustafa Gazalcı, Eğitimimiz Nerede Kırıldı, Gündem: Türkiye, Edebiyatçılar Derneği Yayınları - 13, Birinci Basım: Haziran 1998, ss. 72 - 73.
[7] Bkz.İldar Şahin, Küreselleşme ve Milliyetçilik II, Siyaset - Ekseni, Sayı:9, S.5
[8] Bkz. Hilmi Öztürk, Bugün Cumhuriyet Bayramı, Bursa Kent Gazetesi, 29 Ekim 2003, s.6
Kaan Turhan
http://milliguc.net/index.php?option=com_content&task=view&id=382
Henüz yorum eklenmemiş..
Üzgünüm, sadece üyeler yorum gönderebilir, üye iseniz giriş yapınız.
Menü
Türk Otağı |
English |
Makaleler |
Etkinlikler |
İçerik Kategorileri |
Haber Arşivi |
Kitap Tanıtım |
Şiirler |
Bağlantılar |
Dosyalar |
Videolar |
Anket: Ülkemizin içinde bulunduğu durum..? |
Gazete Manşetleri |
Site Ağacı |
Siteniz için |
Rss Haberler |
Son Başlıklar
Bu ülkenin sessiz kahramanlarının anısına...
3 Mayıs 1944'ü 64.yılında Anıyoruz
Garantiler Mi İdam Sehpasında Yoksa Onu Yatıranlar Mı?
Genç Türkçü Kerem Aydınlar'ı Kaybettik.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN
Türk Dünyası Çözümlemesinde Emperyalist Projelerin Deşifresi
Birinci Hançeri Sessizce Yedik, Peki Ya İkincisini?
Adaletsiz Padişah/ların(!) Lokmacıları Şerbet için Kuyruk Sallarsa(!)...(I)
TÜRK ULUSAL BÜNYESİNDEKİ SOYLU KANIN İFADESİ: TÜRK GENÇLİĞİ
Şubat 1977: BİRLİK'E DAVET
Videolarımızdan
Pit10-Ses-Çıkarma
Dosyalarımızdan
Azerin, Çırpınırdı Karadeniz


