HunTürk Türkçü Turancı Otağ
Üyelik Girişi
Misafir:202 kişi
Kinimizin Şiddetiyle gebereceksiniz !.. Hüseyin Nihal Atsız
Kıbrıs’ta yeni bir sürece girildiği yönündeki değerlendirmeler ışığında yapılan yayımların pek çoğunda Kıbrıs Türküne “çözüm ve barış” umudu verilmesine oldukça dikkat ediliyor. CTP iktidarının güneydeki siyasi partiler ile olan yakın temasları, Lokmacı kapısının açılması, KKTC içerisindeki sivil toplum örgütlerinin “barış” çığırtkanlıkları, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı adı altında gerçekleştirilen sinsi faaliyetler, Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ve Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ Paşaların adayı ziyaretleri ve verilen mesajları, Ankara Çağlayan Parkının yeni adına karşı başlatılan imza kampanyası, Türkiye aleyhtarı yayımlar ve hareketler, cenaze arabalarının “Batılılaşma” adı altında Rumlarınki gibi siyah renge bürünmesi, öte yandan Rumların Türk soydaşlarımıza güneyde saldırılara devam etmesi, GKRY’nin üniter bir yapıyı öngören anlaşmayı arzuladığını açıklaması, CTP-AKEL, CTP-DİSİ görüşmeleri esnasında kaldırılan KKTC bayrakları, sendikaların ard arda süren grevleri, hayat pahalılığı, işsizlik, Devlet kurumlarında yaratılan “bugün git yarın gel” mantığı çerçevesinde vatandaşlara çektirilen çileler ve daha saymakla bitmeyecek bir yığın konu arasında Kıbrıs Türkünün vaziyetini resmetmek pek de kolay olmadığını ifade etmek gerekir. Zira tüm bu hadiselere ilaveten eklenecek pek çok konu var. Yaklaşık bir aydır Anavatan’da Kıbrıs konusu ile alakalı pek çok konferansa katılarak konuşma şansına sahip olsam da bu geçen süreç içerisinde Kıbrıs Türkünün her yeni gün içerisinde nasıl farklı konularla gündemini değiştirecek olaylar yaşadığını dışarıdan görme şansına yeniden sahip oldum...

Bu kadar karmaşa içerisinde Kıbrıs Türküne moral verecek olan Anavatan Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt ile Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ Paşa’nın adaya gerçekleştirdikleri ziyaret o kadar da hafife alınması gereken bir hadise değildir. Hele hele de Lokmacı kapısının geçişlere açılması ardından hızla gündeme getirilmek istenen “askersizleştirme” konularının ele alınmasının tasarlandığı bir süreçte! Nitekim bu ziyaretlerden en çok rahatsız başta Rum yönetimi olurken, içte Rum telalığı yapan kesimlerin de bu durumdan rahatsız olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bugünkü zaviyemde esasen irdelemeye çalışacağım konu Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ Paşa’nın ziyareti kapsamında cereyan edecek olan gelişmeleri değerlendirmekten ibaret olacaktır. Başbuğ “Türk Silahlı Kuvvetlerinin her zaman Kıbrıs Türkünün yanında olacağını” açıklamıştır. Büyükanıt’tan sonra Başbuğ Paşa’nın da adaya gelişi özellikle de Lokmacı kapısının açılmasından sonraki sürece denk gelmesi dikkate alınması gereken bir husustur. Bu gelişmeler yaşanırken ABD’nin yeni GKRY Rum Büyükelçisi Frank Urbancic’in “Adadaki Türk toplumunu muhatap almalıyız” mesajını vererek “adadaki mevcut durumun NATO ve AB’nin savunma yapısı için tehdit oluşturduğu” şeklindeki açıklamasını yapma ihtiyacını taşıması da sıradan bir konu değildir. Dolayısıyla da Urbancic’in Başbuğ Paşa’nın verdiği mesajların ardından bu şekilde açıklamalarda bulunması tesadüf bir durumu yansıtmamaktadır. Öyle görünüyor ki Amerika TSK’nin en üst kurmaylarının KKTC’ye ziyaretler gerçekleştirerek Kıbrıs Türkünün dün olduğu gibi yanında olduğu mesajını vermesinden rahatsızlık duymaktadırlar. Bunun içindir ki ABD fonları ile KKTC’deki sivil toplum örgütlerine yardımlar yapılarak “Anavatan ve TSK aleyhtarlığı” çalışmalar yapılmak istenmektedir.
Adaletsiz Padişah/ların(!) Lokmacıları Şerbet için Kuyruk Sallarsa(!)...(II)
Özellikle de Lokmacı kapısının açılması konusunda GKRY’nin kapıyı açtığı günün gecesinde kapıyı kapatma girişimi ve ardından yine açma kararı akıllara sualler düşürmesine imkan kılmıştır. Ancak tüm bu gelişmelerden daha da hayati olan konu Rum lider Hristofyas’ın Lokmacı konusunda “hiçbir taviz vermedik” açıklaması olmuştur. Hatırlanacağı üzere Talat başlangıçta tek yanlı olarak Lokmacı duvarının yıkılması kararını almış ve TSK ile bir gerginlik yaşamıştır. Şimdi ise Lokmacı kapısı açılmış ve Rum tarafı ve batı dünyasının büyük memnuniyeti yaşandığı görülmüştür. Barikatların tek tek açılır konuma getirilmesi, mayınların temizlenme çalışmaları, batı dünyasının Berlin Duvarı misali bir birleşmeden taraf oldukları gerçeğini de daha belirgin kılmıştır.
9 Nisan’da adaya gelen Başbuğ Paşa’nın ziyaretinin esas ekseninde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinin yıllık plan semineri faaliyetlerine katılmak maksadı olduğu ifade edilse de Rumların “askersizleştirme kampanyaları ve söylemleri” karşısında TSK’nin KKTC’deki soydaşlarına olan tam desteğinin de apaçık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Başbuğ, yaptığı açıklamalarda “KTBK Komutanlığının asli ve önce gelen görevlerinden birinin KKTC’deki Türk halkının güvenliğini savunup gerekli tedbirleri almak olduğunu” kaydetmiştir. Bu son derece önemli bir açıklamadır. Başbuğ’un Rumların ve sözcülerinin adada “barış olmadığı” şeklindeki söylemlerine karşılık olarak algılanabilecek olan “adaya 1974 yılında barış gelmiştir” şeklindeki açıklaması ve de “KKTC Devletinin varlığının bir gerçek” olduğu beyanatı ise hem KKTC iktidarına hem de karşı tarafa verilen net bir mesaj olduğu düşünülmektedir.
Kıbrıs Türk iktidarı ve görsel ve yazılı basını Lokmacı kapısının açılması konusunu oldukça heyecanlı bir şekilde “barış” için atılan önemli bir adım olarak dillendirmekten kendini alamamıştır. Halbuki Lokmacı kapısının geçişlere açılmasında Rum liderliği kendisini dünyaya karşı “barış” yolunda ön bir adım atmış şeklinde lanse etmek çabasından yola çıktığını, esasen arka planda yatan ana hedeflerinin bölgedeki Türk askerinin geri çekilmesini sağlayacak sürecin başlangıcını tesis etme planı olduğu gerçeğini nedense birileri tarafından dillendirilmekten çekinilmekte olduğu gözlemlenmektedir. Güney’de ise, 9 Nisan 2008 tarihinde,Rum Ulusal Konseyi Hristofyas başkanlığında toplanarak son gelişmeleri irdelemiş ve gerek Lokmacı kapısının açılması, gerekse Kıbrıs Türk tarafı ile başlatılan görüşmeler sürecinde 8 Temmuz 2006 mutabakatında da öngörülen Teknik Komitelerin çalışması konusunda yapılan görüşmeleri “oldukça memnuniyet verici” bulduklarını açıklamışlardır. Hal böyle iken akıllara bir sual düşmektedir; Acaba Rumlar değişti mi? Yoksa Kıbrıs Türk makamları Rumların ortaya sundukları her talebine baş eğer konuma mı gelmiştirler?
Bakınız Rum günlük gazetelerinden Politis gazetesi 4 Nisan 2008’de Ledra caddesinin açılması sonrasında yaptığı değerlendirmede ; “Kıbrıs Rum tarafı bu sefer Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’la nihai çözüme kadar varacak bir müzakere sürecine girmeye hazır olduğunu gösteriyor. Eğer bugünkü Cumhurbaşkanı çözüm istemeseydi, ya da çözümün bütün Kıbrıs halkının iyiliği için gerekli olduğunu anlamasaydı, yenilgi durumunda partisinin oy kaybetme ve rolünün azalması riskini göze alarak, Cumhurbaşkanı adayı olmazdı. Eğer çözüm istemeseydi, en kolay yol yeniden Tassos Papadopulos’u desteklemek olacaktı. Ancak bunu yapmadı. Kısacası Hristofyas bugün çözüm istediğine bizi ikna etti. Henüz buna ikna olmayan Mehmet Ali Talat’tır. İşgal bölgelerinin Ankara’ya bağımlı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu, Kıbrıs sorunu ile ciddi bir şekilde ilgilenenler tarafından kabul edilmezdir. Sonuç olarak çözüm, sadece Kıbrıslı Türklerin iradesine değil, Ankara’nın isteğine de bağlıdır. Hatta bu, işgal güçlerinin Kıbrıs Türk polisinin varlığıyla koymaya çalıştığı engellerden de ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda Kıbrıs Hükümeti dün akşam yeniden barikatı kapatmak zorunda kaldı. Kıbrıs Rum tarafı sembolizm düzeyinde olsa da, 5-10 metre toprak için karar veremiyorsa, Kıbrıs sorununun özünü nasıl ele alacak?” şeklindeki yorumda bulunmuştur.
Buradan da açıkça anlaşılacağı üzere Rumlar Kıbrıs meselesini dün olduğu gibi sadece “işgal” sorunu olarak görmeye devam etmektedirler. Ayni zamanda, Kıbrıs Türkleri ile siyasal eşit ve egemen iki devlet esaslarına dayalı bir çözüm için masa başında oturmak yerine Anavatan’dan Kıbrıs Türkleri nasıl kopartılır, nasıl Türk askeri adadan çıkarılır onun hesabını yapmaya çalışmaktadırlar. Kıbrıs meselesi bir “işgal” meselesi değildir. Birileri “işgal” meselesi diyecek olursa o hak Kıbrıs Türklerine aittir. Çünkü Kıbrıs tarihin hiçbir evresinde Rum idaresinde olmamıştır. Topraklarımız emperyalist güçlerin işgaline uğramıştır. O halde bizim topraklarımız güneyde işgal konumuna gelmez mi?
Adaletsiz Padişah/ların(!) Lokmacıları Şerbet için Kuyruk Sallarsa(!)...(III)
Bilindiği üzere, Rumlar Lokmacı kapısını açtıktan sonra aniden kapamalarına gerekçe olarak Cikko caddesine Kıbrıs Türk polislerinin geçmesini gösterme yoluna gitmişlerdir. Tüm dünyaya bunun çığırtkanlığını yapmıştırlar. Hatırlanacağı üzere Hristofyas her AB temsilcisi ile yaptığı görüşmelerde kendi görevinin “işgale son vermek ve Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek” olduğunu ifade etmektedir. Hristofyas’ın Kıbrıs’ı yeniden birleştirme projeleri kapsamında Amerika ve AB’den aldığı destek ile bugün Kıbrıs Türk tarafında kurdurulan Sivil toplum örgütleri ve çalışmaları ekseninde “Türkiye aleyhtarlığı ve yeniden Rumlarla birleşme” yatmıyor mu?
Ledra caddesinin açılması ardından Rumların hep bir ağızdan bu durumu olumlu olarak değerlendirmesi gerçekte düşündürücüdür. Zira bugüne kadar o Rumlar hiçbir şekilde Kıbrıs Türklerine tek bir hak verme yoluna dahi gitmemişlerdir. O halde burada düşünülmesi ve gelişmelerin iyi idrak edilmesi gerekmektedir. Halkın gündemi Lokmacı kapısının açılışı ile meşgul edilmek istenirken aslında diğer tarafta Kıbrıs Türk tarafı ile Rum tarafı Teknik Komiteler üzerinde çalışmalarına tam hızla devam etme yoluna gitmektedirler. Her iki taraftan yapılan açıklamalarda taraflar arasında kurulan diyaloğun oldukça olumlu geçtiği şeklinde olmakta ve halka yeni bir “çözüm” umudu verilmeye gayret edilmektedir.
Tüm bunlar gerçekleşirken ile de olası bir çözüm ile refah ve zenginliğin artacağı dillendirilmek istenmektedir. Halbuki, Kıbrıs Türkünün ekonomik anlamda KKTC Devletine sahip çıkmak ile hiçbir kazanım elde etmediği söylemlerinde bulunanlara şunu sormak lazımdır; Acaba 1974 öncesi kaç Kıbrıs Türkü işadamı idi? Kaç Kıbrıs Türkünün evleri, arabaları, villaları, memuriyet hayatı vardı? Değişen dünya düzeninde KKTC Devleti Kıbrıs Türklerine müthiş bir ekonomik kalkınma sağlamıştır. Tabii burada geçmiş ve şimdiki siyasilerin belirli aile veya kişileri Kalkınma Kredileri ile zengin ettiği de ayrı bir utanç konusu olsa da, bugün pek çok Kıbrıs Türkü Rum dönemindeki hayattan çok daha rahat ve huzur içinde yaşamını sürdürebilmektedir. Bunu da Anavatan’a ve TSK’ne borçludur.
Tüm bu noktada şu düşünce doğabilir; Adaletsiz olunca bir yer insan her derde düşer... Geçmişte Rumlarla birliktelik yaşanan yıllarda yıllarca Kıbrıs Türküne yaşatılan acı gerçek bu sözün manasını taşımıyor mu? Yorum sizlerin. Son olarak şunu diyelim; Lokmaların şerbeti önümüzdeki günlerde birilerinin canını fazla suya çekeceği ortada. Sonra fazla lokma yedik su bulamadık diye canları yanmasın...
Emete GÖZÜGÜZELLİ(Ayşe Kocatürk)
http://www.aysekocaturk.com/HaberOku/?id=NTE5
Henüz yorum eklenmemiş..
Üzgünüm, sadece üyeler yorum gönderebilir, üye iseniz giriş yapınız.
Menü
Türk Otağı |
English |
Makaleler |
Etkinlikler |
İçerik Kategorileri |
Haber Arşivi |
Kitap Tanıtım |
Şiirler |
Bağlantılar |
Dosyalar |
Videolar |
Anket: Ülkemizin içinde bulunduğu durum..? |
Gazete Manşetleri |
Site Ağacı |
Siteniz için |
Rss Haberler |
Son Başlıklar
Bu ülkenin sessiz kahramanlarının anısına...
3 Mayıs 1944'ü 64.yılında Anıyoruz
Garantiler Mi İdam Sehpasında Yoksa Onu Yatıranlar Mı?
Genç Türkçü Kerem Aydınlar'ı Kaybettik.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN
Türk Dünyası Çözümlemesinde Emperyalist Projelerin Deşifresi
Birinci Hançeri Sessizce Yedik, Peki Ya İkincisini?
Adaletsiz Padişah/ların(!) Lokmacıları Şerbet için Kuyruk Sallarsa(!)...(I)
TÜRK ULUSAL BÜNYESİNDEKİ SOYLU KANIN İFADESİ: TÜRK GENÇLİĞİ
Şubat 1977: BİRLİK'E DAVET
Videolarımızdan
10.Yıl Nutku
Dosyalarımızdan
10.Yıl Nutku


