HunTürk Türkçü Turancı Otağ
Üyelik Girişi
Misafir:160 kişi
Milletler, ölebildikleri kadar yaşama hakkına sahiptir. Hüseyin Nihâl Atsız
TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR
Bu kategori altında; Uluğ Bilge Atsız Ata'mızın kardeşi, büyük Türkçü Nejdet SANÇAR Beğ'e ait makaleler eklenerek, Türkçülerin istifadesine sunulacaktır.
Ağ ortamına aktaran Üçoklu Börü
Bir fikir veya inanç buhranı içine girmiş bulunan Türkiye’de, cemiyetimizin
bir çok temel fikir meseleleri ile birlikte, yakın çağlar tarihimizin, fikir,
sanat ve siyaset alanlarında büyük rol oynamış insanları da, ciddi şekilde ele
alıp değerlendirme imkanlarını günden güne daha çok kaybeder hale gelmeye
başlamışlardır. Bu yüzden yetişmekte olan nesiller, bir yandan Türklüğün ana
davalarını, çok kere, ters yönlerden değerlendirmeye mecbur kalmak gibi
yanlışlara düşmekte; diğer taraftan da, tarihlerinin insanları hakkında yanlış
veya eksik bilgilere sahip olmaktadırlar.
Soyumuzun temel meselelerinden olan Türk ırkçılığı ve Turancılık, yeni
nesillerin büyük çoğunluğunun, asıl mahiyetlerinden pek farklı bildikleri büyük
davalardır. Namık kemal ve Ziya Gökalp, birbirlerinden çok farklı hükümlerle
gözler önüne serilmekte olan büyük kalemlerdir. Sultan Abdulhamid, kuzey ve
güney kutupları arasında dolaştırılan bir hakandır.Yakın yıllarda kendisinden en
çok söz edilen bir insan olmasına rağmen, Atatürk de, şahsiyeti kesin sınırlar
içinde toplanabilmiş bir kimse olmaktan hayli uzaktır.
Bütün bunların sebebi, sadece ilimle fikrin konuşması gereken yerlerde hususi
maksatların ve niyetlerin dile getirilmekte olmasıdır. Ve bu böyle devam ettiği
müddetçe de, çocuklarımıza, ne milletimizin büyük davalarının gerçek manasını,
ne de meziyetlerini ve kusurlarını tam bir tarafsızlıkla ortaya koymak
suretiyle, şöhretlerimizin gerçek değerlerini öğretmek mümkündür.
Burada, yakın tarihimizin şöhretlerinden birisini ele alarak, bazı maksatlar
için, fikirlerin ve insanların nasıl sömürülmeye çalışıldığını ve yine bazı
gerçeklerin nasıl tersine çevrilmek istendiğini göstermeye çalışacağız. Bu
şöhret, Gazi Mustafa Kemal’dir.
Mustafa Kemal’i ağızlarından ve kalemlerinden hiç eksik etmeyenlerin bu konuda
en çok kullandıkları söz “Atatürkçülük” tür. Onun için, önce şu sorunun cevabını
aramak gerekmektedir:
Atatürkçülük Nedir?
Gazi Mustafa Kemal, ne içtimai ve felsefi bir çığır açmış insandı, ne de- mesela
Gökalp gibi- büyük bir fikir adamı idi. İnandığı ve gerçekleştirmeye çalıştığı
fikirleri bir kitapta toplamış bir kimse de değildi. O halde, son yıllarda her
fırsatta öne sürülen Atatürkçülük, acaba, , Gazi Mustafa Kemal’e ait hangi temel
fikirlerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış veya çıkarılmış bir fikir
sistemi olmaktadır?
Bu sorunun cevabını aramadan önce, Atatürkçü olduklarını her zaman tekrarlayan
siyasi ve siyaset dışı teşekküllerle, farklı fikir ve inançlara sahip
kimselerden bir kısmını şöyle bir ele almak yerinde olur:
Türkiye’de bir çok siyasi parti var. Bu partilere mensup kişilerin pek çoğu, her
fırsatta, hem partilerinin, hem de kendilerinin Atatürkçü olduklarını ileri
sürerler. Mesela en büyük siyasi teşekkül sayılan A.P. Atatürkçüdür. En büyük
muhalefet partisi unvanını kimseye kaptırmayan C.H.P. Atatürkçüdür. Emekçilerin
partisi olduğunu iddia eden T.İ.P. Atatürkçüdür.
Halbuki bu partilerin belli başlı bir çok ana meselelerinde birbirlerine tamamen
karşı fikir ve düşüncelere sahip bulundukları malumdur. Bu karşı oluşun, bazı
hallerde, adeta düşmanlık derecesine ulaştığı da bilinmeyen bir şey değildir.
Hatta, partilerin birbirleri hakkındaki görüşleri bile, bazen aşırı iddialara
veya çok sert hükümlere kadar uzayıp gitmektedir. Kendisini demokrasiye saygılı,
kanuncu, hürriyetçi ve halkçı olarak ilan eden A.P., ötekilerine göre
kapitalist, kanun çiğneyici, halkı sömüren bir çıkarcılar ve zenginler
partisidir. C.H.P., kendi ifadesine göre, kesin sınırı asla çizilememiş bir
yerde olan ortanın solunda, karşı iddialara göre ise Moskova yolundadır. A.P.
nin de, C.H.P. nin de tam siper karşısında olan M.P., uzak yakın hiçbir ilgisi
gösterilemeyecek bir partidir. T.İ.P., kendisine inanmak gerekirse sosyalist,
berikilerin görüşüne göre ise Marksist-komünist bir teşekküldür.
Sözün kısası, bu partilerin hepsi fikir, inanç, sistem, görüş gibi bir çok
yönlerden birbirlerine taban tabana karşı durmaktadırlar. Buna göre, şu soru
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Birbirlerine, hepsi ötekilerin mezarını
kazacak kadar karşı olan bu siyasi teşekküller, nasıl oluyor da, Atatürkçülük
denen ve elbette bir takım temel fikirlerden meydana gelmesi gereken fikri
sistemde birleşebilmektedirler?
Siyasi olmayan teşekküllere ve derneklere gelince; sayıları pek çok olan bu
teşekküllerin, belki bir kaçı bir taraf bırakılırsa, onların geri kalanlarının
da hepsi Atatürkçüdür.
Halbuki onlar da, birbirlerine yakın veya uzak gruplara ayrılmışlardır. Bu
sebepten, ehemmiyetli bir iç veya dış hadisede, birbirlerini destekleyen veya
birbirlerine karşı gruplara ayrılırlar.
Mesela, bir yabancı gemileri bir limanımıza iki gün demirleseler, bu hareket,
derneklerin bir kısmına göre bir nezaket ziyareti, bir kısmına göre ise
istiklalimize indirilmiş bir darbedir. Bir yabancı memlekette, bir gençlik
topluluğunun hayatı felce uğratan aşırı hareketleri, bu derneklerden bir kısmı
için dışardan idare edilen ihanet davranışlarıdır. Aynı hadiselerin, birbirine
bu derece aykırı yorumlanışı, şüphesiz, derneklerin belli başlı meselelerdeki
görüşlerinin ve hareket noktalarının başka başka oluşudur. Ama şu fikirde veya
bu inançta birbirlerine ne kadar olurlarsa olsunlar, bu, Atatürkçülükte, hepsini
hemen birleşmesine bir engel teşkil etmemektedir.
Şahıslarda da aynı şey görülmekte değil midir? A.P. genel başkanı Demirel
Atatürkçüdür! Mustafa Kemal’i on iki yıllık milli
şeflik(!) adı verilen keyfi idaresi zamanında asıl kabrine koydurtmayan; üstelik
paralardan ve pullardan resmini kaldırtan İsmet İnönü de Atatürkçüdür!
Mesela Osman Bölükbaşı Atatürkçüdür. Dr. Azizoğlu Atatürkçüdür. Yeminli Aydın
Yalçın Atatürkçüdür. Gazete başyazarları ve fıkracılar da öyledir: Mustafa
Kemal’in yazı yazmasını yasakladığı Ahmet Emin yalman Atatürkçüdür. Ahmet
Emin’le kıyasıya mücadelesi malum olan Falih Rıfkı Atay Atatürkçüdür. Atatürk
devrinde çıkan kanun gereğince, babası Yunus Nadi’nin aldığı Abalıoğlu soyadını
kullanmamakta yıllardan beri inat eden Nadir Nadi Atatürkçüdür. İlmi rafa koyup,
günlük dünya işleriyle uğraşan gazete makalecisi profesörler Atatürkçüdür. Sözün
kısası, Türkiye’de dağ taş Atatürkçüdür. O kadar ki, şimdiye kadar bir biçimine
getirip duyurmamış olmalarına rağmen başta Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş
gibi büyükler olmak üzere, üçüncü kümeye varıncaya kadar, spor klüplerimizin
başkanlarının ve idarecilerinin ve hatta futbolcuların da Atatürkçü
olduklarından şüphe edilemez.
Bu durum karşısında, şu sorunun cevabını aramak, artık, bir an önce yerine
getirilmesi gerekli bir vazife halini almaktadır: Fikir, düşünce, inanç,
meyil, siyasi veya iktisadi görüş ve daha bir çok yönlerden aralarında en küçük
bir yakınlık bulunmayan; aksine pek çoğu ülkü, dava, veya menfaat ayrılığı gibi
çeşitli ehemmiyetli cihetlerden birbirlerinin karşısında ve hatta bazıları
birbirlerinin can düşmanı durumunda görülen o kadar teşekkül, o kadar insan,
nasıl oluyor da, Atatürkçülük denen fikirde hemen can kardeşi ve hatta daha da
ileri, adeta yapışık kardeşler haline gelebiliyorlar?
Böyle bir netice insan düşüncesine, insan mantığına aykırıdır. Yüz bin kere,
milyon kere aykırıdır. Bu imkansız bir neticeyi mümkün kılabilecek ise, olsa
olsa bir tek şart düşünülebilir. O da, her cinsten insanı, manevi çatısı altında
toplayabilen Atatürkçülüğün, bu günün dünyasında mevcut bütün fikir, inanç ve
sistemlerin birbirine karışması veya karıştırılması ile meydana gelmiş bir
“çıfıt çorbası” olmasıdır. Böyle bir şeyin kabulü ise, şüphesiz , Gazi Mustafa
Kemal’e yapılabilecek hakaretlerin en bayağısı olur.
Buna göre, yıllardan beri gürültüsü yapılmakta olan Atatürkçülük hakkında
verilecek hüküm, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Atatürkçülük diye ileri
sürülen şey ciddi bir fikir değildir, sadece bir edebiyattır!
Evet… Bu günkü Atatürkçülük gürültüsü sadece bir
edebiyattır., hem de, Mustafa Kemal ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir edebiyat…
Atatürk’ü gerçekten seven; sevmese de, sahip bulunduğu meziyetler dolayısı ile
kendisini takdir eden,; yahut, Türk’ün son kalesinin kurtarıcısı o büyük ordunun
başkumandanı bulunduğu için, evet sadece bunun için O’na karşı içinde bir saygı
taşıyan bir Türk, bu manasıyla, asla Atatürkçü olamaz.
Çünkü Atatürkçülük, sadece , Gazi
Mustafa Kemal ile ilgisiz bir fikir değil, aynı zamanda onu, bir takım sinsi ve
maksatlı düşünce ve fikirler için bir paravan olarak kullanmaktadır da…
Evet, Atatürkçülük, Gazi Mustafa Kemal’in heybetli
varlığını siper yaparak, o siperin arkasından kendi adi çıkarlarını, siyasi
ihtiraslarını veya Türklük aleyhindeki melun fikirlerini kolayca, rahatça ve
hatta şirretçe söylemenin, yazmanın adından başka bir şey değildir. Öyle
olmasaydı, hürriyetçisinden diktacısına, sosyalistinden kapitalistine,
solcusundan komünistine, renksizinden Türklük düşmanına kadar o yıllardan beri o
kadar kişi Atatürkçülük taslayıp durabilirler miydi?
İşte Atatürkçülük edebiyatında tek gerçek budur.
Acaba adına Atatürkçülük denilebilecek ciddi bir fikir de olamaz mı? İkinci
yazıda bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım.
EK:TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR, DEVLET- TÖRE YAYINEVİ 1976
Sayfa İşlemleri:
Menü
Türk Otağı |
English |
Makaleler |
Etkinlikler |
İçerik Kategorileri |
Haber Arşivi |
Kitap Tanıtım |
Şiirler |
Bağlantılar |
Dosyalar |
Videolar |
Anket: Ülkemizin içinde bulunduğu durum..? |
Gazete Manşetleri |
Site Ağacı |
Siteniz için |
Rss Haberler |
Videolarımızdan
kürt gerçeği
Dosyalarımızdan
Neden Hedef Türkiye Belgeseli


