Gönderen Konu: Atatürk'ün Dine Bakışı  (Okunma sayısı 5155 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ALBAY_TURK

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 5
    • http://www.ezgiboard.com
Atatürk'ün Dine Bakışı
« : 05 Şubat 2006 »
(Atatürk'ün Dine Bakışı) :
 
?Ata?nın dil ve tarih konularıyla yakından uğraştığı dönemdi. Zaman zaman Çankaya?daki toplantılarında ben de çağrılı olarak bulunuyordum. İsteği üzerine de Dil Kurumu?nda etkin görev almıştım. Din ve tasavvuf konuları üzerindeki çalışmalarımı da biliyordu. Böyle bir araştırı toplantısında birden bana seslenerek ?Sizden bir ricam olacak. Bir ülkeye ve ulusa Tanrı katından bir yalvaç (peygamber [Farsça]) niçin gönderilir?? dedi.
 
Şu yanıtı verdim :
 
?O ülke ve ulus ya da kavim, bilinen ve benimsenen Tanrısal buyruklar, ahlak düzeni ve iman gereklerini toptan inkar eder ve dünya için olumsuz örnek olursa onları doğru yola iletmek için Tanrı görevlendirir. Bütün Tanrısal betiklerin (kitapların) birleştiği gerçek budur.?
 
Nasıl derinden bir soluk aldığı, yüzündeki mutluluk çizgileri, başıyla onaylaması gözlerimin önündedir. Dedi ki:
 
?Evet, çok haklısınız. İşte bu nedenledir ki yüce Tanrı, Türk ülkelerine ve ulusuna, bir yalvaç göndermek gereğini duymamıştır. Çünkü Türk ulusu, İslam?dan çok çok önce tek Tanrı inancına iyeydi (sahipti). Ahlak yapısını da hiçbir çağda bir yalvaca gereksinecek kadar yitirmedi. Kişioğlunun yaptığı putlara da tapmadı.?
 
Sonra da şu açıklamada bulundu :
 
?Geçenlerde Ürdün Emiri Abdullah ülkemizdeydi. Söyleşi sırasında konu, İslam alemi için kutsal sayılan yerlere geçmişti. Biliyorsunuz, bu kişinin babası Mekke Emiri Şerif Hüseyin Paşa, 1. Dünya Savaşı?nın en bunalımlı döneminde, İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti?ne ayaklanmış ve Hicaz-Filistin cephesinin düşmesine asıl neden olmuştu. Emir Abdullah, üç yalvaç Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed?in aynı çevre ve aynı kavimler, yani Sami kavimleri Museviler ve Araplara gönderildiğini, bu nedenle de bu yerlerin Musevilik-İsevilik-Muhammedilik için kutsal olduğunu, bu kutsallığın da sürdüğünü söyledi. Oysa biliyorsunuz biz Türkler, İslam?ı tek Tanrı inancını getirdiği için benimsedik. Onun dünya hareketi olabilmesini de kafa ve kılıcımızla biz sağladık. Türkler Müslüman olmasaydı İslam, Musevilik gibi yerel bir din olarak kalırdı. İslam alemine bu gerçeği anlatmak gerektir. Araplar, topraklarına üç Tanrısal din yalvacının gelmesiyle övünüp üstünlük öne sürerler. Bizi de bu durumda olmadığımızdan küçümserler. Aslında bu bizim ahlak ve insanlık benliğimizi, hiçbir çağda bir yalvaca gereksinecek kadar, yitirmemiş olmamızın Tanrısal değerlendirmesi ve onayıdır. Çünkü hangi yalvacın nerede yol gösterme görevi yapacağı Tanrı?nın takdiridir. Bu gerçekleri algılayabilmiş din adamlarımızın ulusumuza bu gerçekleri anlatarak o topraklarda aradıkları asıl esinlenme ve erk (kudret) kaynağının kendi yurdu olduğunu, karşıdakilerin atalarının ayıbını kapatmak için uydurduklarına inanmamalarını sağlamaları asıl görevdir.?