Gönderen Konu: Türk Kimdir?  (Okunma sayısı 6254 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Türk Kimdir?
« : 31 Mart 2012 »
Türk Kimdir?

İnsanları, canlılar aleminin bir türü olarak sınıflandıran İsveçli Linnaeus (1735), iri yapılı, beyaz tenli, güzel Osmanlıyı, beyaz Kafkas ırkından -yani Avrupalı- saymıştı. Fizyonomist Lavrater’e göre Türkler soylu Küçük Asya kanı ile Tatar (Mogol, sarı) ırkın maddi özelliklerinin melezi idi. Amerikalı Morton’a göre (1839), soyca Moğol ırkından gelen Türkler, Çerkez, Gürcü, Rum ve Araplar’la karışarak fizik özelliklerini yitirmiş, güzel bir ırk olmuşlardı. Blumenberg (1865), antropolojik sınıflamasına göre, Türkler beyaz ıktandı. Garn (1964), Orta Asya steplerinin yerleşik ya da göçebe hayvancılarının fizik özelliklerini, doğal seçilim sonucu ortaya çıkan değişmelerle açıklamaya çalışır.

Hazar Denizi ile Pamir Yaylası arasını yurt edinmiş insanlar, ne tam beyaz ne de sarı idi, öteki ırklarla karışmış, zamanla değişikliğe uğramışlardı. Vallois’e göre, Türk, Türk-Tatar veya Turan ırkının bazı fiziksel (görünür) beden özellikleri Moğol ırkına benzediği için, çoğu araştırmacılar, Turanlılar’ı sarı ırktan saymışlardı. Oysa Turanlıları beyaz (Kafkas) ırkın Orta Asya’ya doğru uzanan dalı veya kolu saymak daha doğru olurdu. Turan (Orta Asya) düzlüklerinde göçebelik yapan Türkler’in Moğollar ile karışmış bulunmaları olasıydı. Weiner (1971), Anadolu ırkının Küçük Asya’dan Pamir’e kadar uzanan vadilerde yaşadığını, Ermeni veya Kafkas ırkının alt grubu olan Dinarik ırkla benzerlikleri nedeniyle, Avrupa kökenli sayıldıklarını söylüyordu.

 

Türk Devrimi’nin resmi tarihçilerinden Afet İnan (1941), Anadolu ırkı üzerine yazdığı Fransızca doktora tezinde, 6500 kisilik örneklemden aldığı ölçülere dayanarak, Anadolu (Türk) ırkının yüzde 75 oranında brakisefal, düz ince burunlu, kahverengi saçlı, sonuç olarak Dinarik ile karısmıs Alpli, yani beyaz (ari) olduğu sonucuna varıyordu. Çekik gözlü Mogollar’ın oranı yüzde 5’ten azdı. Gerçi fenotipik (görünür) özellikler böyleydi ama kan grupları gibi genotipik (laboratuvarda saptanabilen) bazı özellikler, Türkler’in sarı Asyalılarla beyaz Avrupalılar arasında bulunduğu görüşünü destekliyor, doğruluyordu. Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği.…Onları Hint Avrupalı saymayı gerektiren hiçbir şey yoktur.

Ne brakisefal olan kafatasları ne de Çinliler’in onlar konusundaki tanımları buna elverişlidir. Kısa boy, kalın gövde, yuvarlak ve büyük baş, geniş yüz, çıkık elmacık kemikleri, geniş burun kanatları, kalın kaşlar, çekik gözler. Bunlar elbette birer Asyalı’dır. Ama hangi Asyalılar’dan? Ligeti’ye göre Paleoasyalı, Shiratori’nin ikinci varsayımına göre porotomoğol, ve nihayet çok sayıdaki bazı başkalarına göre de poroto Türk’türler. Ve pek çok olgunun incelenmesiyle kanıtlanmak eğiliminde olduğu gibi, anlaşılan, gerçek, bu sonuncu olasılık yönündedir.Roux, Türkler’in Tarihi.

 

Türk adına ilk kez ne zaman ve nerede rastlandı: Tarihte ilk Türk adı Orhon Yazıtlarında Türük olarak geçiyor. Devletine bağlı halk, teba, güçlü, kuvvetli ulus anlamında. Kaşgarlı Mahmut’a (veya Türk efsanesine) göre, Tanrı’nın koyduğu Türk adı; gençlik, sağlık ve olgunluk anlamına gelirmiş. Ziya Gökalp, Türk’ün töreli / yasalı anlamında, töre veya türe’den geldiğini düşünüyor. Çin kaynaklarında, miğfer anlamına gelebilen Tu-ku-e / Törük olarak geçiyormuş. Hedorot Tarihinde, İskit ülkesinde yaşayan Tyrkae’nin Türk olduğu sanılıyor.

 

Hint kaynaklarında, Türkler, Turukha oluyor : Perslerin Şahnamesi’nde (İran ile kafiyeli) Turan asıllı savaşçı Türkler’den söz ediliyor. Bu yorumlardan çoğunu doğrulayan Kafesoğlu, Türkolog Vambery’nin Türk sözcüğünü, türeyen anlamında, türemekten türettiğini ekliyor. Türkce konuşan Anadolu halkına Türkiye (Turchia) adı Haçlı Seferleri sırasında Batılılarca verilmisti. Barbarossa (haclı) Seferi’nin 1090 yılına ait Ansbert günlüğünde Turchia ya da Türkhia adına yer verilmistir. Anadolu Türkleri 1920’li yıllara değin bu adı hemen hiç kullanmadı. Arap tarihçisi El Mesudi’ye göre (10.yy.) Türkler, Nuh peygamberin üç oğlundan Yafes’in soyundan iniyordu. Tac-üt Tevarih yazarı Hoca Saadeddin Efendi dahil bütün Osmanlı vakanüvisleri bu görüşü hemen benimsedi. Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği.


Türk mü Türük mü: Ulusumuzun adı, en eski metinlerimizden Köl Tigin, Bilge Kağan ve Moyun-Çor bengü taşlarında TÜRÜK şeklinde geçmektedir. Tonyukuk, Ongin ve Köl-İç-Çor bengü taşlarında ise, bu kelimeyi bugün kullandığımız gibi, TÜRÜK şeklinde görüyoruz. Daha sonraki metinlerden bugüne kadar da TÜRK şekli umumileşmiştir. O.Fikri Sertkaya, Göktürk Tarihinin Meseleleri.


Türk sözcüğü sıfat mıdır: Türk kelimesi, Göktürk, Uygur ve Karahanlı metinlerinde ise, sıfat olarak, ‘güç, kudret, olgunluk, güçlü, kuvvetli, kudretli, yetişmiş, kemale ermiş, olgunlaşmış’ manalarında kullanılmıştır. Göktürk bengü taşlarından Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk kitabelerindeki Türük Bilge Kağan ibaresini ”güçlü, bilgili kağan” şeklinde, keza Tonyukuk kitabesindeki Türk Bögü Kağan ibaresini de ”güçlü, kurnaz kağan” şeklinde tercüme ediyoruz. Uygur metinlerinde TÜRK kelimesi, genellikle kendisinden önce aynı manaya gelen ERK kelimesiyle birlikte ERK TÜRK şeklinde geçer. İlk Türk dilcisi Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lugati’t-Türk adlı en eski sözlüğümüzde, Türk kelimesinin sıfat olarak anlamlarını ”olgun, olmuş, yetişmiş, güçlü, kuvvetli, kudretli” şekillerinde tespit etmiştir.

 

Türk adı ilk kez kim tarafından kullanılmıştır :Tarih sahnesine sonraları yerleşecek Türk adı ilk olarak Müslümanlar tarafından Tu-kiu dilini konuşan tüm kavimler için kullanılmıştır ve bu ad tarihte büyük izler bırakacaktır. Roux, Orta Asya.

 

Türk halkının ataları kimlerdir:  Bütün kabileleri hamur teknesinde yoğuran şiddetli kırılma dönemlerinde savaş birlikleri genelde Hun, Tangut, Siyenpi ve diğerleri gibi çeşitli etnosların savaşçılarından teşekkül etmiştir. İşte böyle bir küçük birliğin (beş yüz aile) başında Siyenpi asıllı Aşina (Açina) isimli birisi vardı ve o 439’da Hesi Hunları ile birlikte yaşıyordu. Ülkenin Tabgaçlar tarafından fethedilmesi üzerine Aşine savaşçı ailelerle birlikte kendi tebaasını Gobi üzerinden kuzeye geçirerek Altay eteklerine yerleşip Jujanlar’a demir döküp vermeye başladı.

İşte Türk halkının ataları bunlardı. Burada kullanılan halk (etnos) kelimesini bugünkü lenguistik manasıyla düşünmemelidir. 19. yüzyılda onlara Çince ismiyle Tü-kiu, Moğolca ismiyle ise Türküt denildi. Biz de onlara bu ismi vereceğiz. ‘üt’ eki Moğolca’da çoğul ekidir. Türküt kelimesi Siyenpice yani eski Moğolca konuşan Jujanlar’ın Türkler’e verdiği bir isimdir. L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bir Yıl.

 

Doğudan batıya Türk kavim adları :  Şehirlerde, köylerde yaşayan Türkler’in kavmi menşelerine gelince, bunlar doğudan batıya doğru Uygurlar, Çomullar, (yahut bu, daha önce) Barsganlar, Çaruklar, Oğruklar, Yağmalar, Çigiller, Tohsılar, Ezkişler, Karluklar, Türkmenler ve Oğuzlar’dır.(Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik)

 

Türkler ilk kez ne zaman ortaya çıktı:  Türkler bilinmeyen bir zamanda Avrasya’nın kuzey bölgelerinde ve herhalde, daha tam olarak doğu uçlarında ortaya çıkmışlardır. Orada, onların gizlerini gözlerden uzak tutan Sibirya ormanları uzanıyordu. Ortaya açık ve seçik olarak ancak oldukça geç bir tarihte çıktıkları için, oradan ayrılarak yukarı Asya’da hayvan yetiştirmeye başladıkları ve İsa’dan önce birinci bin yılda, Doğu Avrupa ovalarıyla Büyük Okyanus kıyıları arasında kaynaştıkları görülen insan sürüleri içinde seslerini duyurmaya başladıkları tarih konusunda ancak bazı tahminler yapılabilir.

Kökenlerini belirlemek pek mümkün değildir; bu, gereği gibi, ancak dilbilimle yapılabilir, ama dilleriyle ilgili kesin bir tanıklık yoktur. Kesinlikle belirlenmiş olan en eski Türkçe sözcük, (M.Ö.3 yy.da) gökyüzünü ve aynı zamanda da yüce tanrıyı belirten TENGRİ’dir. Ama bu sözcük Moğolca’da da vardır. Dolayısıyla bu iki dilden hangisine ait olduğu konusunda kesin bir şey ileri sürülemez. (Roux, Türkler’in Tarih). Türkler’in tarihi kökleri gibi yurtları da kesin değildir. Kuzeyden (Sibirya’dan) inmiş, güneyden, doğudan veya batıdan göçerek bu yörelere gelmiş olabilirler. Söylentiler değişiktir. Bu yönlerin hepsi de tarihi Türk varlığına katkıda bulunmuş olabilir.

Türklük bir “dil-kültür sentezi”dir, ırk değildir –daha önce de belirtildiği gibi- Türkler’le ilgili ilk yazılı belgeler Çince olup M.Ö. 300 yıllarına tarihlenmektedir. Toplumların kültür tarihini devletlerin siyasi tarihlerinden ayırırsak, Türk olduğu tahmin edilen Huy-huy’ların tarihi en çok M.Ö.500’lere gidebilir ki 5000 yıllık milliyetçi tarih görüşünün ancak yarısıdır! Resmi Çin yazmalarına göre en eski Türkler, Çinliler’in Hiung-nu adını verdikleri Hunlar’dır.

 

M.Ö.4.yy.’dan M.S. 3.yy.’a kadar kültürel varlıklarını sürdüren Hunlar’ın Moğol mu yoksa Türk mü oldukları kesinleşmiş değildir. Dil benzerlikleri öyle ki, iki halkın kökenlerini birbirinden ayırmak her zaman kolay olmuyor. En ünlü liderleri, bizim Mete diye bildiğimiz Mao-Tun’dur. Biz Hun lideri Attila veya Atilla’yı da Türk olarak benimseriz, adını kullanırız fakat çok şeyler bilmiyoruz Attila’nın kimliği hakkında. (Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği) “Kuzey Asya’nın insan coğrafyasıyla ilgili en eski tabloda, doğu uçta bugünkü Mançurya’da proto-Tunguzlar, Batı Mançurya ve Doğu Moğolistan’da proto-Moğollar, Moğolistan’ın büyük bir bölümünde ve biraz daha batıdaki Balkaş Gölü yönünde proto Türkler yer alır. Ülkenin kalan bölümünün tümü Hint-Avrupa ve Paleoasyalılar’ın elindedir ve hiçbir Altaylı yerleşmesine rastlanmaz.

Sibirya’da Yukarı Yenisey kıyısında Karasuk Dönemi denilen dönemle ilgili kazılarda düzenli bir brakisefal kafatasları artışı görülmüştür ki, bu da büyük bir olasılıkla daha önceki bir nüfuslanmayla, bir Türk öncesi ya da proto Türk nüfuslanmayla ilgilidir. Tagar döneminde (M.Ö.700-300) de aynı durum görülür. Ve nihayet M.Ö. 300’den sonra ise, Güney Sibirya’da ve Altaylar’ın güneyinde bir brakisefal kafatasları artışı olmuş gibi görünmektedir.

 

Dolayısıyla demekki Türkler’in o zamana kadar kuzeyde olan ataları, ilkin yavaş yavaş, sonra birden ormanlardan inerek, M.S. 1. yy. dolaylarında Tien Şan Dağları’nın kuzeyine ve Balkaş Gölü bozkırlarına vardılar. Bu yeni gelenler, Hint Avrupalıları önlerinden kovdular; ayrıca ya onlara karıştılar ya da onlar üzerinde yeterince çekici güç yaratarak, onların kültür ve dillerini benimsemelerini sağladılar. İşte Kırgızlar, büyük bir olasılıkla böyle yaptılar ve böylece de onlarla birlikte, Türk halkları arasına bazı Hint Avrupalılar, ya da en azından Mongoloyitler girmiş oldu. Ormanlardan bozkıra doğru göç etmek, Proto Türkler’e tarihlerinin en önemli devrimlerinden birini yaptırmıştır.

Bir avcı ve toplayıcılık uygarlığından, bir hayvancılık uygarlığına; Ren geyiği kültüründen at kültürüne geçtiler. Altaylar’daki Pazırık kazıları (M.Ö.5 ve 2.yy.lar) -mezarlardaki buzullaşma sonucunda- çok iyi durumda kalmış son derece çabuk bozulan eşyalar ve insan vücutları çıkarılmasını sağladı. Bu insan vücutları üzerinde yapılan incelemeler, bazılarında piyore gibi hastalıklar bulunduğunun anlaşılmasını sağladı. Ayrıca, bazı maskeli insanlar ve Ren geyiğine dönüştürülmüş atlar çıkarıldı ki, bunlar da yitip gitmiş bir dünyanın ve yeni bir yaşama uymanın güçlüklerinin belirtisidir. (Roux,Türkler’in Tarihi)

 

Türkler sarı ırktan değildir, Türk de dilsel bir olgudur:  Han Hanedanı döneminden beri M.S. ilk yüzyıllardan az önce Çinliler bu halkı tanımakta ve kuzey ırklarının özelliğini taşıyan ‘mavi gözlü, sarışın adamlar’ olarak tarif etmektedirler. Daha sonra Arap yazar Gardizi, bilinmeyen eski kaynaklara dayanarak Kırgızlar’ın kızıl saçlı ve açık tenli  olduklarını, bu nedenle Slav olabileceklerini söylemiştir. Yazınsal metinler, Avrupa ırkına ait olabilecek bu adamların mezarlarını ortaya çıkaran arkeoloji bilimiyle doğrulanmıştır. Bu kanıt, Türkler’in genelde ‘sarı ırk’tan olduğu şeklindeki yargıya gölge düşürmektedir.

Bu durumda iki seçeneğimiz vardır: ya Kırgızlar Türkçe konuşan Türkleşmiş Hint-Avrupalılar ya da ilk Asyalılardır ya da Türk olgusu ırksal değil, dilsel bir olgudur ki, tarihin akışı da bu olguyu geniş ölçüde doğrulamıştır.

 

Türkler’de Aryan kültürünün etkisi var mıdır:  Ku-kiu kurdunun sığındığı Turfan’ın kuzeyindeki dağ’ teması ve çocukların ‘dışarıdan kadınlarla’ evliliği, yani egzogami uygulaması bizi Aryan kültürüne götürmektedir. Hanedanın zaferi dolayısıyla yazılan ilk Türk yazıtı Bugut da Türkçe  değil, Sogdca yazılmıştır; bu da Hint-Avrupa etkisinin kesin kanıtlarındandır.(Roux, Orta Asya)

 

Türkler in ataları ormandan bozkıra bin yılda geçti: M.Ö. 201’de yaşadıkları düşünülen ilk Türkler Kırgızlar’ın dolikosefal olmalarına karşın bu Türkler’in brakisefal oldukları yolunda birçok kanıt vardır. Karasuk (1200-700) denilen dönemde akınlar halinde göç edip Yukarı Yenisey’e Minusinsk bölgesine yerleşmişlerdir. Daha sonra Tagar (700-300) döneminde, Altay bölgesinde görülmeye başlamışlar ve bilim dünyasında Altaylılar adıyla tanınmışlardır. 300’den sonra Güney Sibirya’ya ve Altay Dağları’nın güneyine doğru yönelmişlerdir. Buradan, Türkler’in atalarının M.S. ilk yıllarda Tanrı Dağları’nı ve Balkaş Gölü bozkırlarını yurt edinmek üzere Sibirya ormanlarını önceleri yavaş yavaş sonraları gittikçe hızlanarak terk ettikleri sonucu çıkarılabilir.

 

Altay Dağları  Ergenekon mu: Altaylar bozkırlı komşularla olan münasebetler açısından katıdır ama Dik Yamaç (Ergene-Kon) çevresine yerleşmek isteyen herkese bağrını açar. Orada yiyecek boldur.Kuzey yamaçları hayvan sürüleri için gür otlarla kaplıdır ve akarsu yönünden zengindir. Güney yamaçlar ise tundralar ve diğer bitki örtüsü yönünden zengin olduğu için avcılığa müsaittir. Nehirleri çeşitli balıklar, ormanları ise av kuşlarıyla ile doludur. Kısacası Altaylar kültürlerin korunması cihetinden ideal bir yerdir  ve diğer yerlere kıyasla yaşanmaya oldukça elverişlidir.

Bu yüzdendir ki Altaylar’ın arkeolojik mirası zengin ve çeşitlidir. Jujanlar’ın daha önce Tibet ve Çin’den temin ettikleri demir madeninin Altaylar’da çıkarılıp işlenmeye başlaması da bir tesadüf değildir.(L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bir Yıl)
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Ynt: Türk Kimdir?
« Yanıtla #1 : 31 Mart 2012 »
Türkler Moğollar ile yakın mıdır

Her şeyden önce şunu bilmek lazımdır ki, bir defa Türkler ile Moğollar arasında eski yakınlığın mavcut olduğuna şüphe yoktur; dil yakınlıklarından bunu hemen müşahade ederiz. Sonra bunlar arasında kuvvetli karışmalar husule gelmiştir; böylece bilhassa H’yunğ-nular H’yen-bi halkına karşı karışmışlardır. Daha sonra evvelce H’yunğ-nular’da görülen adlar sonradan H’yen-bilerde de görülür.

Fakat diğer taraftan Tu-cüe’lerde bulunan bir ad (mesela: Ho-ırğ ki bu, Yu-yanğ dza-dzu 4’de zikrolunur.) Yüan zamanında bir Moğol klanı olarak tekrar görünür. (W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, ikinci baskı, 1996/ türkleronline.com)

 

Alp Er Tunga ne demektir: Anlamı ”Kahraman erkek panter” demektir.

Babadağ Çingeneleri kendilerine Türk diyor: Sarı Saltuk Baba Türbesi, Tulca (Romence Tulcae) vilayetine bağlı Babadağ kasabasının merkezindedir. Halen ayakta kalabilen Gazi Ali Paşa Camii’nin yaklaşık iki yüz metre batısında yer almaktadır. Kasaba, adını Sarı Saltuk Baba’dan almıştır. Romen resmi kayıtlarına göre, 1992’de Babadağ’ın toplam nüfusu 10.435’dir. Müslümanların toplam sayısı ise 1155’dir.

Halbuki bizim araştırmalarımızda Babadağ’daki Müslümanların 60 hane olduğu tespit edilmiştir. Bir hanede dört kişi olduğu düşünülürse Müslümanların toplam sayıları yaklaşık 240-250 kişiyi bulmaktadır. Bunların dışındakiler kendilerini Türk ve Müslüman olarak kabul eden Çingenelerden oluşmaktadır.M.Naci Önal, Türk Halk Kültürü Araştırmaları.

 

Bir Çinli ile Türk’ün farkı nedir

Çinli babasının hanımlarını –ne kadar olursa olsunlar- kendi annesi kabul eder ama Hunlar ve Türkler sadece kendi annelerini anne kabul eder, babasının diğer odalıklarını ise kadın arkadaş olarak görürlerdi. Büyük kardeş öldüğünde ortada kalan dul karısı, kanuni olarak onun hanımı olur; o da hissi bir yakınlık duymasa bile, o kadını almak zorunda kalırdı. O dönemde Çinli kadın çalışmaz; sadece çocuk doğurarak, onları büyütür ama kadın olarak hiçbir hakka sahip bulunmazdı.

Büyük Bozkır’da ise kadın evin bütün işlerini çekip çevirdiği gibi, ailenin reisiydi de. Erkek sadece savaşta tek dayanağı olan silahlarına sahipti. Çin ordusunda jurnalcilik bir mecburiyetti. Halbuki Çin ordusunda görev yapan Türkler bu tür muhbirlere katlanamadıkları için onları öldürüyorlardı. Bu yüzden de iki büyük süper-etnosun yöneticileri halklarını bir araya getiremezlerdi.(L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl) 

 

Ebu müslim Türk müdür

Abbasiler’in propagandalarını yapmak için şehirlere gönderilen bir misyoner olan Ebu Müslim hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Özellikle Orta Asya dünyasında bir efsane olmuştur, efsanesi Ön Asya’ya göç eden Türkler arasında da yaygınlaşmış ve Osmanlı İmparatorluğu’na kadar sürmüştür ayrıca daha az etkili olmakla birlikte İran dünyasında da ünü sürmüş, onunla ilgili her şey değiştirilmiş, şiirleştirilmiş ve efsaneleştirilmiştir.

Onunla ilgili tarihi tek bir belgeye sahip değiliz; bu biraz da Charlemagne hakkında yalnızca halk ozanlarının manilerinden bilgi edinmeye benziyor. Türk müdür? Öyle olduğu söyleniyor. Özbekler ve Türkmenler onun Türk olduğunu, Harezm ve Maveraünnehir Türkleri’ni Abbasi bayrağı altında birleştirdiğini ileri sürmektedir. M.Fuad Köprülü gibi bir üstat da buna inanmıştır; bunun nedeni belki de Türk dünyasının bu konudaki heyecanına kendini kaptırmış olmasıdır, ama bunun kanıtlayan belgeler çok zayıftır.

Arap olduğu da söylenmektedir; o dönemde eğer Arap değilseniz çok başarılı olmanız hemen hemen imkansız gibidir. Ebu Müslim muhammetin ailesinden geldiği öne sürülmüştür. Bu kabul edilebilir bir iddiadır. Ama yine hangi iddianın doğru olduğu açık değildir. Ebu Müslim İslamiyeti seçmiştir ya da yeni seçmiş birinin oğludur. Ailesi burada bulunduğu bir sırada Isfahan’da 718 ya da 719 yılında doğmuştur. Ailesi aslında Horasan’da, Merv’e komşu Mahan şehrinde yaşamaktadır; Isfahan’da belli bir süre bulunmuşlardır.

Mahan ileride Türkler için çok önemli bir şehir olacaktır, sonraki yüzyıllarda Selçuklular ve Osmanlılar bu şehrin ata şehirleri olduğunu iddia edeceklerdir. Ebu Müslim’in ailesi Mazdeizm temeli üzerine biraz İslam biraz Manicilik ekleyerek yeni bir mezhep oluşturan Mazdeistler’dir. Bu tür kaynaştırmacılık o dönemde oldukça yaygındır ve aşırı Şii ortamlarında uzun süre geçerliliğini koruyacaktır. Bu inançta ikiciliğin yanı sıra, tenasüh (ruh göçü) inancıyla, özellikle Türkler söz konusu olduğunda genelde Şamanlıktan geldiği düşünülen belirsiz köklere sahip bir çoktanrıcılıktan pek çok özellik taşıyan bir inancın birleştiğini görüyoruz.

 

Ebu müslim nasıl öldü: araplar’ın düzenbazlığı ve tuzakları ya da kendine duyduğu aşırı güven Ebu Müslim’in sonu olacaktı. Övgülerden şımardığı için ya da cesaretini kanıtlamak için kendini olayların akışına bıraktığından halifelik sarayına gitti. Burada tutuklandı ve 13 Şubat 755’de boğuldu, cesedi Dicle Irmağı’na atıldı. Henüz otuz beş yaşındaydı.Roux, Orta Asya

 

Kao-kiu Ting-lingler kimdir

Kao-kiu Ting-lingler daha doğrusu Ting-lingler –çünkü kao-kiu Çince’de ‘yüksek araba’ anlamına gelmektedir- oldukça önemli ve gizemli bir halktır. Bu halkla daha önce Vuhuanlar’la müttefik olduklarında karşılaşmıştık. Hiong-nu konfederasyonundan ayrılıp Kuzey Moğolistan’a göç ettiler ve M.Ö. 3.yüzyıldan beri Talas ve Hazar Denizi arasında göç edip duran Türk nüfusuna katıldılar.Türkçe’nin bir lehçesini konuşmaktaydılar, bu da çoktan Türkleşmiş ortama kolayca ayak uydurmalarını sağlamıştır. Çinliler doğal olarak bu halkı tielo ya da çie-lo adıyla anmaktaydı, bu sözcükler Türkçe’de tegrek ya da töleş sözcükleriyle karşılanmaktaydı, töleş büyük olasılıkla genel olarak bozkır imparatorluklarının batı kanadına verilen addı.Roux, Orta Asya

 

 

Şan-yu ne demektir: Şan-yu imparator ya da kral anlamına gelmektedir ve kuşkusuz Sogdlar’dan alınan bir unvandır ve bu, Hiong-nular’ın (Hunlar) Sogdlar’dan etkilendiklerine dair tek kanıt değildir.

 

Ötüken’in önemi nedir: Doğu Göktürk kağanları Orhun ırmağının kaynağına yakın yerdeki Ötüken yöresinde yaşıyorlardı. Burası anlaşıldığına göre, ormanlık, sulak, çayırlık, bir kelime ile hoş bir yöre idi. Bilge Kağan’ın Ötüken’i devlet idare etmek (ve hatta belki de tabii güzellikleri) bakımından en uygun yer  saydığını biliyoruz. Adı geçen kağan ‘budununa’ yani milletine öğütlerde bulunurken, ‘Ötüken ormanında oturursan ve kervan (arkış) gönderirsen hiç sıkıntın olmaz ve hakimiyeti (yahut devleti) ebediyyen elinde tutacaksın’ diyor.

Yine diğer bir yerde Bilge Kağan ‘Türk kağanı Ötüken ormanında oturur ise ülkede sıkıntı (bun) olmaz’ diyerek Ötüken’in Türk Devleti ve Türk budunu için taşıdığı ehemmiyeti belirtiyor. Diğer bir yerde de Bilge Kağan ‘bunca yerlere ordu sevk ettim, Ötüken ormanından daha güzel bir yöre, ülkeyi idare edecek daha iyi bir yer görmedim’ diyor ve Ötüken’i ‘ıduk’ yani kutsal bir yer olarak vasıflandırıyor. Orta Asya’nın en eski imparatorluğunu kurmuş olan Hunlar’ın devlet merkezlerinin de bu yörede olduğunu bildiğimiz gibi, Göktürk kağanlarının yerini almış olan Uygur kağanları ile bazı Moğol kaanları da Orhun yöresinde yani aynı yerde oturmuşlar ve hatta orada şehirler kurmuşlardır.

Bu olaylar Bilge Kağan’ın Ötüken ile ilgili sözlerinde ne kadar haklı olduğunu açıkça meydana koyuyor. Çok doğuda oturan Moğollar’ın devlet merkezi olarak batıdaki Orhun bölgesini seçmeleri dikkate değer olup bunda, hemen her şeyde olduğu üzere Türk geleneklerinin tesiri belki söz konusu olmakla beraber, bu husus daha ziyade o yörenin stratejik ve ticaret bakımlarından taşıdığı ehemmiyet ve tabii güzelliği ile ilgilidir.Faruk Sümer, Eski Türkler’de Şehircilik)

 

Tanrı Dağları ne kadar yüksekliktedir: 4000 ile 5000 metreye varan zirveleriyle omurgayı oluşturan 1600 km. uzunluğunda, 300 km. genişliğindeki Tanrı Dağları bulunmaktadır.

 

Tatar şefleri Marc ve Jean hangi etnik gruba aittir:

(Naymanlar’ın, b.n.) Kereyitler’in ve üçüncü bir halkın, Öngütler’in aşağı yukarı aynı anda Hıristiyanlığı kabul edişi kuşkuya yer bırakmaz. İsimlerinin Jean, Paul, Simon, Luc, Jacques, Jesus ve Georges olması, Ordos’ta bulunan yüzlerce bronz haç din değiştirdiklerinin kanıtıdır. Öngütler, Tang döneminde (618-907) Ordos ülkesinde Sarı Irmak’ın kıvrımının kuzeydoğusunda yaşamaktadır. Ya sürgün ya da göç nedeniyle Kin (Jin) hükümranlığı altında, ilk yurtlarından kuzey Mançurya’ya uzanan geniş topraklara yayılmışlar ve Kerülen Vadisi’nde yaşayan vahşi Tatarlar’la temasa geçmişlerdir.

Bu halka da yeni dinlerini öğretmişler midir ya da havarilik görevi batılı misyonerlerce mi yürütülmüştür? Bu halkın derin hıristiyan inancı dinlerinin onlara sağladığı başarıları hanelerine yazmasını sağlamıştır. 1089-1100 yıllarını anlatan Çin kaynakları da iki Tatar şefi Marc ve Jean’den söz ederek bunu doğrular.

 

An-lu-şan Türk müdür, Çinli mi

755’de Sogd ve Türk melezi ya da Sogdlaşmış bir Türk, yani İranlı bir Türk olan ünlü bir asker An-lu-şan, tamamen paralı Türk askerlerden oluşan bir orduyla Fan-yang’da Tanglar’a karşı ayaklanır. Karizmatik bir kumandan olan An-lu-şan görkemli başarılar elde eder ve iki önemli başkenti, Lo-yang ve Şang’an’ı ele geçirir. İmparator Hiuan Tsong (Xuanzong) (712-762) Seçuan’a kaçmak zorunda kalır. Kaçak imparatorun oğlu Su-tsung (756-762) savaşmaya karar verip ülkesinin eski bağlaşığı Uygurlar’dan yardım isteyinceye kadar Tanglar kaybettiklerini düşünmüşlerdir.

Bayan Çor (747-759) ya da ona verilen unvanla, İlteriş, ordusunu deneme ve kendisinin üstün niteliklerini ortaya koymak fırsatı bulur (757). Çin kuvvetleriyle yan yana çarpışan Uygurlar Lo-yang’ı alır. İmparator Bayan Çor ve beg’lerini (günümüz Türkçesiyle bey) övgüye, hediyeye ve ünvana boğar.Kağana küçük bir Çinli kız hediye eder ve her yıl yirmi bin parça ipek kumaş hediye edeceği sözünü verir. Bu arada Uygurlar, Kırgızlar’la kuzey sınırlarında çıkan bir çatışmanın ardından ülkeyi terk ederler (758). Aynı yıl An-lu-şan öldürülür; kısa bir süre sonra oğlu da öldürülür.(Roux, Orta Asya)

 

Cengiz Han’ın batı yürüyüşünde görev alan Türk beyleri

Cengiz Han’ın batı yürüyüşünde, yani Harizimşah veya hükümdarının üzerine yaptığı seferde üç Türk beyinin veya hükümdarının bulunduğunu biliyoruz. Bunlar Uygur İdi Kut Barçuk, Alamalık beyi Suğnak Tigin ve yine Karluk Kayalık Hakimi Arslan Han idi.

Halkların doğru isimleri nelerdir

Önüne aşılması gereken engeller çıksa da bilim devamlı gelişmektedir. Bugün radio-karbon datalarının dışında yapılan ilmi araştırmalar daha önce bazı arkeolojik bulgular veya M.Ö.1.yüzyıla ait antik Çin hiyeroglif okuyuşlarına istinaden önümüze konulan meşrut halk isimlerinin yanlışlığını ortaya koymuştur.Artık Pazırıklılar yerine Yüeçiler denilmesi gerekirdi ama B.Laufer bu kelimenin Sogdo yani Sogdlular’ı gösterdiğini ispat etti. Tagarlar yerini Dinlinler’e, Sunnu-Hunlar, Toba-Tabgaç, Siyenpi-Sibir, Tu-kiu Türkler’e (Göktürkler) yerini bıraktı.(L.N,Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl)

 

Çeşitli Türk kavimlerinde yurt adı

Bizans kaynaklarında, Bulgarlar’ın Agul adı verilen müstahkem konak yerlerinde oturdukları yazıldığına göre yukarıda zikri geçen sahanın da adı idi. Osmanlı, Azeri, Agıl, Aul, Tobol Tatarları’nda aul, Altaylılar’da, Teleutlar’da, Kara Kırgızlar’da, Uygurlar’da ail = yurt ve köy.

 

Dipçe: Gombocz Zoltan. Bul. Türk. Lehnvörtex 108.
Karşılaştırınız:Fehe AH. VII, 24. Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi.

 

On Ok : Bugün kalan çoğul ekimiz, modern Türkçe’deki /l.r/. genizden söylenen arkaik /*r/ nin türevidir. Bugünkü Çuvaşça’da başka bir çoğul eki saptıyoruz, bu çoğul eki /l.r/ in yerine /s.n/ dir ve şimdi /s.m/ haline dönüşmüştür. Tinessem (deniz) demektir örneğin. Bu da proto Türkçe Çuvaşça dilinde ikincil bir çoğul ekinin ipucunu verir, yani /n./ ekinin. Bu ek, Çuvaşça olmayan Türkçe diyalektlerinde de iz bırakmıştır. Eski Türk metinlerinde kirkin (dişi köle) sözcüğü vardır, der Torday.

Türkçe’deki kız sözcüğünden türetilmiştir. Aynı metinlerde bir de aran sözcüğü vardır. Bu da cesur, onurlu erkek demektir ve “ar” gerçek erkek anlamına gelir. Yine bugün kullanılmayan “oğli” sözcüğü de çocuk/torun (zürriyet) anlamına gelir –ki bu sözcükten “oğlan türemiştir.Tavşan, sıçan, şibagun (kuş), jagnum (fil), arslan, kaplan gibi hayvan isimlerindeki son ekin bazı kavim isimlerinin sonlarındakiyle aynı olması da bize ipucu verir. Türk Uygur Federasyonu’nun 10 boyundan sekizi, Yaglakar, Utigar, Kurabir, Orkundur, Bular, Hazar, Yakbutkar, Ayabir arkaik /*r/ ekiyle biter. Bir tanesi de Adiz, /-z/ çoğul ekiyle.

 

Proto Türkçe Çuvaşça çoğul ekinin en önemlilerinden biri de /-n/ ekinin Xun/Hun kabile ismindedir. Zaten Xun(Hun) sözcüğü bugünkü Baykal Buryat Moğol diyalektinde kişi anlamına gelir.Torday, dil tarihçisi Panfilow’un ilksel bir Altayik diyalekt olan Tunguz Evenki dillerinde yaptığı araştırmalarda, kişi sözcüğündeki n” sesçiğinin, bir çoğul olarak doğduğunu kanıtladığını yazar. Bu avcı toplumlarında dig (dik)ağ anlamına gelir, digen ise dağ adamı demektir. Nge (nehir) sözcüğünden ngan (nehir adamı) sözcüğü türer.Uygurlar’da Xun isimli bir kabileden söz eden Torday, Çince söylenişinde bu sözcüğün Huen olduğunu belirtir.

Yazar “halk” sözcüğünün Moğol irgen, Evenki digen ve Uygur budun sözcüklerindeki çoğul eklerine indirgendiğini bir kez daha vurguladıktan sonra Ptolemi’nin Karadeniz kıyısında işaret ettiği Xounoi isimli bir halka geçer. İ.Ö. 150 yılına. Altaylılar için bu bölge henüz oldukça erken sayılmalıdır. Ne ki, birinci yüzyıldan bu yana Kırım’ın kuzeyinde, Turcae isimli bir orman halkını kaydeder Pomponius Mela (De Cronographia, Kitap 2, İ.Ö. 37-41). Torday, aynı ismin, Pliny’nin (İ.Ö. 23-79) kabile listesinde de yer aldığını belirtir.

 

Teoman ve onu öldürerek yerine geçen Mete’nin kurduğu imparatorluğun Çin kaynaklarındaki ismi Hsiung-nu’dur. Torday, Türklerle Hsiung-nuların tarihi kayıtlara göre ilk karşılaşmalarının İ.Ö. 3.yüzyıla uzandığını yazar. Mete adıyla bildiğimiz Mao-tun (Çince’nin doğru okunmasıyla bu ismin aslında Batur olduğu çok geç de olsa anlaşılacaktır), bu tarihlerde Yukarı Yenisey’deki beş boyu boyunduruk altına almak ister. Bu beş boydan birisinin etninomu henüz anlaşılamamıştır. İkisi, Uygurların ataları olan Ting/ling ve Kırgızlar’dır, bunların Türk olduklarına şüphe yoktur.

Halen göçebe yaşamaktadırlar. Kalan diğer iki kabile ise Oguz/Ogur’ların ve Sirlerin atalarıdır, Torday’a göre. Her iki Türk boyunun isimleri de Orhun yazıtlarında yer alır.Türk-Hsiung-nu ilişkisi, Moğol steplerinde bir beş yüz yıl devam ettikten sonra kaybolmuştur. Dış Moğolistan bozkırlarında Moğol ve Türk boyları arasında bir dizi savaşın ardından 6.yüzyılda nihayet T’u-çüeh adlı bir halk zaferle çıkar. Bu isim, çoğul ekiyle Törküt halini almış Törk isminin Çince söylenişidir.Törkütlerin yaşlı hanı ölünce On Boy’a bölünürler. Her biri bir okla ifade edilen “On Ok” ya da.

Torday, ok ve boy (kabile) sözcüklerinin aynı anlama geldiğini söyler. Daha doğrusu ok sözcüğü ile uk (eski Türkçe’de boy ve kabile) sözcükleri benzeştir. Uk, hem boy demektir hem de soy anlamına gelir, bu sözcük 10.yüzyılda Kaşgari’nin sözlüğünde ogh-li, ogh-lan olarak tekrar karşımıza çıkar. Etimolog Clauson’a göre ogh, ok sözcüğünün diğer bir söylenişidir. Ok veya uk, söylendiğinde iki anlamı da verir. Ok ve oğul. Burada belirtmek gerekir ki, Çuvaşça’da ok, ukha’dır.

 

Ortay Asya’nın doğu ve batı ucunda boyların çoğul eklerinin (yani –r, -z, -n) hepsi ogh köküne eklenir. Volga dolayında Oghur olur, doğuda ise Oghuz.Macar araştırmacıya göre, Kırgız (Kırk Oghur, yani kırk Boy), On Uygur, Kutrigur, Utrigur da böyledir.On sözcüğü ve Ok/ogh kökü önemli bir boy isminde bir araya gelir. Bizanslı tarihçi Priscus, 461-465 yıllarında “Onoguroi”ların Bizans’a bir elçi yolladığını yazar.

Bir yüz yıl sonrasında yaşayan Jordanes ve Agathias adlı tarihçiler de, aynı kabilenin Pontic (Karadeniz) bozkırlarına kadar uzandıklarını belirtir. Bir yüz yıl sonrasında, başka bir Bizanslı tarihçi, Theophylactus Simocattes, aynı boydan söz eder ama bu defa Unnugunoi ismiyle yazar.Torday, bu iki farklı söyleyişin Türk çoğul eki –r ile –n alternatif söylenişini izah ettiğini vurgular.

On + og(uh) + ur. Şöyle de söylenir: unn + ug(uh) + -un. Ya da Un + nug(h) + -un. Anlamı: On + ok(boy) + çoğul eki. Buradaki Onog / Unnog ile Orta Çin söylenişiyle Hsiung-nu arasındaki benzeşme tabii ki akademisyenlerin gözünden kaçmaz. Torday, hsiung sözcüğünün Türkçe’deki on (10) sözcüğünün Çince söylenişi olabileceğini tahmin eder. Çünkü Çinli tarihçiler, Hsiung-nu boylarında her bir hakanın on bin atlıdan oluşan ordusuna nak’ ismini verir. yani ok sözcüğünün Çince’deki bozulmuş ifadesini.Böylece Hsiung-nu sözcüğünün gizli anlamı çözülür: On ok, Ya da Oğuz.

http://bilgez.blogcu.com/turk-kimdir/4725964
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Ynt: Türk Kimdir?
« Yanıtla #2 : 31 Mart 2012 »
 Yorum elestiriye acik .   Tarihimizin hirsizlari Türk tarihini 2500 yila sigdirmaya calisiyorlar , Türk ´lük irk degilmis (!)  Hatta hakaret derecesinde melez bir irk oldugumuzu iddia etmis. Kirgiz irktaslarimizi Türklükten ayirmaya özen göstermisler . Yabanci irk bilimcilerin lehte aleyhte fikirlerini yansittiklari icin paylastim .
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1345
  • Mekanı Uçmağda!
Ynt: Türk Kimdir?
« Yanıtla #3 : 31 Mart 2012 »
TÜRK



TARİHİ YER KÜREYE KANI İLE İŞLEYEREK BAŞLATAN,



BAŞBUĞ'UN BU ANDINI TÜM BENLİĞİNDE HİSSEDEN,




VE BU CUMHURİYETİ İLELEBET YAŞATACAK VE TURANI KURACAK OLAN ASİL MİLLETİN ADIDIR.

TTK.
10 EYLÜL 2022'DE UÇMAĞA VARDI..!
TANRI DAĞINDA...
ATSIZ ATA OTAĞINDA, ULU ATALAR HUZURUNDA DİZ VURMAKTA!


Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.