ERMENİ MESELESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE MAHİYETİ - Ramazan TOSUN*
*Doç. Dr. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi
ÖZET
Osmanlı Devleti’ni parçalama projeleri çerçevesinde sunî olarak ortaya çıkarılan Ermeni Meselesi Şark Meselesi’nin unsurlarından bir tanesidir. Bu sunî meselenin ortaya çıkmasında ve Ermeni teröründe Ermeni Komiteleri kadar İngiltere, Rusya, Fransa ve Amerika gibi devletler birinci derecede rol oynamışlardır. Dolayısıyla Ermeni teröründen sorumludurlar. Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkmasında Ermeni Kilisesi ve okulları da rol almışlardır.
Yukarda sayılan unsurlar tarafından isyana hazır hale getirilen Ermeniler, devamlı silâhlanarak Devletimizin ve milletimizin zor anlarında harekete geçmişlerdir. Bir önceki isyan bir sonrakinin şartlarını hazırlamıştır. Bu isyanlarda, masum Türkler Ermeni komitecileri tarafından katledildiği halde dünya kamuoyuna olaylar tersyüz edilerek aktarılmış ve böylece hem devletimiz, hem milletimiz mahkum edilmeye çalışılmıştır.
A. ERMENİ MESELESİNİN SEBEPLERİ
Ermeniler, Türk devletlerinin idaresinde, bilhassa da Osmanlı döneminde tarihlerinin hiçbir döneminde sahip olmadıkları hak ve imkânlara sahip olmuşlardır. Bu kadar geniş hak ve imkânlara sahip olan, millet-i sadıka olarak bilinen Ermeniler, nasıl oldu da devletimiz, milletimiz için bir tehlike, bir mesele haline gelmişlerdir ? Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde sunî olarak başlatılan, günümüzde hala Türk milletini ve tarihini mahkum etmek için devam ettirilen Ermeni Meselesinin mahiyeti nedir ? Bu sunî meselenin arkasında hangi devletler vardır ?
Ermeni Meselesi, Avrupalı koloniyalist ve emperyalist devletleri de yakından ilgilendirecek boyutlara erişmesine veya eriştirilmesine rağmen, dünya kamuoyuna kasıtlı olarak daima Türk-Ermeni meselesi olarak yansıtılmıştır.Böylece Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynayan ve makro seviyede ele alınması gereken sebepler gözden kaçırılmak istenmiştir. Nitekim, konu daima tek taraflı ve dar bir açıdan mütalâa edilerek, Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaları, dünya kamuoyu nazarında tasvip edilebilir bir hareket şekline sokulmuştur1. Oysa, Ermeni Meselesi’nin bir Türk-Ermeni meselesi olmadığı, bu hadisenin birçok sebeplerinin bulunduğu ve bu sebeplerin arkasında da başta İngiltere, Rusya, Fransa, Amerika gibi devletlerin olduğu tarihî bir hakikattir. Ermeni olaylarının açık müsebbipleri ve tezgâhlayıcılarının, belgeler ışığında araştırıldığında, Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan ve olayların patlak verdiği zamanlardan çok daha önceleri onu bölmek, parçalamak için 100’ün üzerinde plân, proje yapan Batılı devletlerin, tabiatıyla onlara alet olan Ermeni ve yabancı teşkilât, komite mensuplarının ve zamanla ruhanî görevlerini terk edip dünyevî işlere ve siyasî meselelere karışmaya hatta teşkilâtları yönlendirip teçhiz etmeğe başlayan Ermeni ve yabancı din adamlarının olduğu görülecektir2.
Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onun toprakları üzerinde kendilerine bağımlı, minnettarlık hisleriyle bağlı devletçikler kurdurmak gayesiyle bizim irademizin dışında tezgâhlanan, sahneye konulan, bugün de Türk milletini ve tarihini mahkûm etmek için gündemde tutulan Ermeni meselesinin sebepleri ve aktörleri şunlardır.
a.Şark Meselesi ve Emperyalizm
Ermeni Meselesi, emperyalist devletlerin politikalarının bir sonucudur. Emperyalizm, bir devletin diğer bir devlet üzerinde, ister maddî, ister manevî bir kontrol, nüfûz kurması veya bir üstünlük sağlaması demektir3. Türkiye’nin jeopolitiğini iyi bilen emperyalist devletler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bölgedeki siyasî menfaâtları için parçala ve hükmet düstûru ile, genellikle Batı tarafından Doğu’ya empoze edilen bir doktrin olarak târîf edilen Oryantalizm ve bu yoldaki kuruluşlar ile resmî bilgilerin çıkar katmanları sâyesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni, Kürt, Kafkasyalı gibi toplumların koruyucusu olarak ortaya çıkıp, bunlar hakkında plânlar, projeler hazırlıyorlar, Şark politikalarını düzenliyorlardı4.
Şark Meselesi, Türklerin Anadolu coğrafyasını Türkiye haline getirmeye başladıkları tarihlerde ortaya çıkmış, 1815 Viyana Konferansı’nda da yine bizzat Batılılar tarafından ismi konulmuştur. İsminden anlaşıldığı gibi, Şark Meselesi Türk Milletinin meselesi değildir.Türk Milletine ve devletlerine (Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti) karşı Batılılar ve son yüzyıllarda da Rusya tarafından takip edilen, temelinde Batı emperyalizminin,Türk düşmanlığının yattığı politikasının ismidir.Söz konusu devletler hedeflerine varabilmek için her türlü metodu ve Türk Devleti ve milletine zarar verebilecek, kendi çıkarlarına hizmet edebilecek her unsuru kullanmışlardır.Bugün de kullanmaya devam etmektedirler. Bu unsurlardan bir tanesi de Ermenilerdir. Bundan dolayıdır ki Ermeni Meselesi, Batılı devletler ve Rusya tarafından; Ermeni kilisesi, Ermeni komitaları, Batılı ve Amerikalı misyonerler ve kandırılmış bir kısım Ermeni tebaamız kullanılmak suretiyle çıkarılmıştır.
Bu politika çerçevesinde Ermeni Meselesinde rol oynayan başlıca devletler ve amaçları üzerinde durmak lâzımdır :
İngiltere
Bu manadaki Batılı devletlerin başında İngiltere gelmektedir.
Batı yayılmacılığının temel araçlarından biri durumunda olan misyoner okulları Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyıldan itibaren faaliyet göstermeye başlamıştır5. Diğer devletler gibi İngiltere de bu yolla Osmanlı Devleti'ndeki gayr-i Müslim unsurlara ulaşma ve onları bahane ederek Devletimizin içişlerine karışmaya başlamıştır.
İngiltere, 1846 yılında İstanbul'da bir Protestan Cemaati İdare Heyeti teşekkül ettirmiştir 6.
İngiltere, Ermeni Meselesi'ne müdahale etmek ve onu kendi lehine yönlendirmekle hem Rusya'nın elinden önemli bir kozu almış, hem de Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışabilmek için yeni ve önemli bir bahane bulmuş olacaktı. Çünkü, Ermenilerle ilk ilgilenen ve onları kendi çıkarları için ilk kullanan devlet Çarlık Rusyası olmuştur. Oysa bu durum İngiltere'nin Akdeniz'deki, Ortadoğu'daki ve yolları buralardan geçen diğer sömürgeleri için ilerde tehdit yaratabilecek bir gidişat idi.
Ayrıca Rusya, Balkanlar'da Sırp ve Slavları kullanarak yaptığı gibi, Doğu Anadolu'da da Ermenileri kullanarak sıcak denizlere inmeye çalışmaktadır.
İşte Rusya'nın bu amaçları karşısında tedirginliğe düşen İngiltere, Rusya'nın elinden bu kozu almak için Ermeni Meselesi'nde yerini almıştır. Böylece iki emperyalist devletin nüfuz mücadelesi neticesinde Ermeni Meselesi ortaya çıkmaya başlamıştır. İngiltere böylece, batıda Balkanlı ulusları, doğuda ise Ermenileri kullanarak Basra Körfezi ve Akdeniz'e inmek isteyen Rusya ile kendi nüfuz bölgesi arasında tampon bir Ermeni devleti kurdurtarak, Ruslarla Ermenileri çarpıştırmak istiyordu. Aslında her iki devletin de amacı Ermenilerin bağımsız bir devlet olmasını sağlamak değil, onları kendi nüfuzları altına alarak kullanmaktır7. İngiltere'nin Ermenilere ve Ermeni Meselesi'ne bakış açısını, yukarıdaki ifadeleri de teyit eden şu hadise açıklıkla ortaya koymaktadır:
İngilizlerin 1918 Eylül'ünde Bakü'yü boşalttıkları haberiyle beraber, Ermenilerin hıyanetiyle alakalı haberlerin de çıkması üzerine İngiliz propaganda hizmetleri bu haberleri tesirsiz kılabilmek için faaliyete geçmiştir. Bu tarihlerde İngiliz propaganda teşkilatında çalışan A.J. Toynbee şu enteresan memorandumu kaleme almıştır:
Yukarıdaki haberleri kastederek; Ermenilerin kredisini düşürmek, Türk aleyhtarlığı davasını zayıflatmak demektir.Türk'ün, başı felaketten kurtulmayan, asil bir insan olduğu itikadını öldürmek çok güç olmuştur. Bu durum bu itikadı canlandıracak ve Ermenilerin olduğu kadar Zionistlerle Arapların prestijine de zarar verecektir.
Türklerin Ermenilere yaptığı muamele, Türk meselesinin radikal şekilde hallini ülkede ve hariçte kamuoylarına kabul ettirmek için Majesteleri Hükümetinin elindeki en büyük sermayedir,8 demektedir.
Görüldüğü gibi, İngiltere, Ermeni Meselesi ile Türk Meselesini, yani Şark Meselesini de kökünden halletmek; Türk Devleti'nin varlığına son verdiği gibi, onun kurucusu ve esas unsuru olan Türk milletinin o coğrafyadaki hayat hakkını da ortadan kaldırmak için gerekli kamuoyu desteğini sağlama peşindedir. Şayet, İngiltere'nin amacı Ermenilere samimi olarak sahip çıkmak olsaydı, İsveçli Oden Hedin'in yazdığı gibi; Şayet 380 milyon insanı himaye altında tutan, küçük ülkelerin koruyucusu bir ülke, gerçekten insan haklarını korumayı düşünüyorsa, buna, Türkiye'den çok daha kötü şartların hüküm sürdüğü müttefiki Rusya'dan başlaması uygun olurdu9 kanaatindeyiz.
İngiltere'nin samimiyetsizliği, esas Ermenistan’ı işgali altında tutan, diğer bütün toplumlara yaptığı gibi Ermenilere de zulmeden Çarlık Rusyasına ses çıkarmayıp, hatta zaman zaman işbirliği yapıp, Osmanlı ülkesinde huzur içerisinde yaşayan Ermeni azınlığın güya haklarını savunmaya kalkmasından anlaşılmaktadır.
Rusya
Ermeni Meselesi'nin ortaya çıkmasında rol oynayan bir diğer devlet de Rusya'dır.
Rusya, Çar Deli Petro'dan itibaren, bir dünya devleti olabilmek için sıcak denizlere inmek , İngiltere, Fransa gibi devrin güçlü devletleri ile yarışabilmek için politikalar geliştirmeye ve uygulamaya başlamıştır. Ancak, bütün bu politikaların hedefleri Osmanlı Devleti'nin, Türk dünyasının aleyhine olmuştur10. Rusya, bir taraftan bulunduğu coğrafyada topraklarını genişletirken, diğer taraftan Boğazlar, Doğu Anadolu ve Balkanlar yoluyla sıcak denizlere inmeye
çalışmıştır. Oysa, bu yolların hepsi Osmanlı Devleti'ni alakadar etmektedir.
İşte Ermeni Meselesi bu politikanın bir parçasıdır. Daha doğrusu, Rusya, Ermeni Meselesi'ni bu politikasının önemli bir kısmını hayata geçirebilmek için kullanmayı plânlamıştır. Tabi ki burada şu soru akla gelmektedir. Rusya, niçin ısrarla Doğu Anadolu ve dolayısıyla Ermenileri kendi politikasının tahakkuku için vazgeçilmez olarak görmüştür?
Çünkü, Ermeni Meselesi'nin ortaya çıkmasında, siyasî konjonktürün Ermenilerden istifadeyi gerekli kılmasının büyük payı olmuştur. Hakikaten, Berlin Kongresi'nden sonra artık Balkanların hemen hemen tamamı Osmanlı Devleti'nden ayrılacak ve bu topraklar, Osmanlı Devleti'ne savaş açmak için bahane olarak kullanılabilecek yerler olmaktan çıkacaktır. Ayrıca Rusya, sıcak denizlere inmek için Balkanların kendisine bir geçit olamayacağını, istiklâllerini kazanmalarını fiilen temin ettiği bu yeni devletlerin kendisine minnet duygularıyla bağlı kalmadıklarını görmüştür. Bunun için Rusya'nın sıcak denizlere inmek için yegane yolu Boğazlar ve Kafkaslar-Doğu Anadolu kalmıştır. Doğu Anadolu'da da Ermenilerden faydalanmayı düşünmüştür11.
Rusya'nın Kafkaslar ve Doğu Anadolu'daki Ermenilerle ilgilenmesi Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya'nın Türkiye'deki Hıristiyanların üzerinde söz sahibi olması üzerine hız kazanmıştır12.
Gerek l774 Küçük Kaynarca Antlaşması,gerekse l829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı ülkesindeki Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde söz sahibi olan Rusya hem bu yolla, hem de savaşlarda genellikle Kafkasları ve Doğu Anadolu'nun bir kısmını sık sık işgal etmeye başladığı için oralardaki Ermeniler üzerinde propaganda uygulayarak bu meselenin çıkmasını sağlamaya çalışmıştır.
Rusya'nın Ermeniler üzerindeki tesirleri ve tahrikleri 93 Harbi ile iyice artmıştır. Ayastafanos Antlaşması'nın l6.maddesi, Rusya tarafından Osmanlı Devleti'ne şu şekilde kabul ettirilmiştir:Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşmiş oldukları eyâletlerde bölge menfaatlerinin gerektirdiği ıslâhat ve tensikatı vakit kaybetmeksizin icra edeceğini ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı emniyetlerini koruyacağını taahhüt eder13.Rusların Ermenileri kendi menfaatleri için bir maşa gibi kullandığı ve bilâhare de kullanmaya devam edeceği hâdiselerin dönüm noktası bu devre kabul edilir. Bilhassa Rusya’da yetişen Ermeni gençleri, Rusların rehberliğinde kurdukları sivil çeteler ile, Kafkas ve Doğu Anadolu Türklerinin unutamayacakları korkunç katliamlar icra etmişlerdir14.
Rusya başta olmak üzere , dış güçler bu ve benzeri maddeleri bahane ederek Osmanlı Devleti'nin içişlerine daha sık ve daha şiddetli olarak müdahalelerini devam ettirmişlerdir. Osmanlı Devleti, iyi niyetle ıslahat yapmaya başladığı zaman da yine bu devletler Devletimizin bu gayretlerini baltalamak, başarısız kılmak için yerli unsurları da kullanmak suretiyle harekete geçmişlerdir.
Bir araştırmacının da ifade ettiği gibi; Ermeniler tarihin hiçbir döneminde gerçek anlamda bağımsız bir siyasî teşkilâtlanmaya sahip olamamışlardır... Bu sebeple Ermeniler sürekli olarak başka devletlerin himayesinde yaşamış bir topluluk olarak değerlendirilebilir. Başka toplumlarla olan beraberliklerinde de azınlık olmaktan kurtulamamışlardır15. Hal böyle olduğu halde, 93 Harbi ve sonrası gelişmelerden iyice cesaretlenen ve başta Rusya olmak üzere, Osmanlı Devleti üzerinde birtakım emelleri olan dış güçlerin tahrik ettiği Ermeniler Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurma hayaliyle, kendilerini Bizans'ın asimilasyonundan kurtarıp, kültürlerini, dinlerini korumalarını, kısaca, bugün Ermeni toplumu ismi altındaki varlıklarını borçlu oldukları Türk Milleti'ne ve Devleti'ne karşı haince ve gaddarca hareketlerini artırmışlardır.
Bu tutumlarını, yine kendilerinin çoğunlukta oldukları asıl Ermenistan'ı kendi işgali altında tutan Rusya'nın teşvik ve kışkırtmaları ile I.Dünya Savaşı yıllarında da devam ettirmişlerdir. Rusya'nın ve diğer Batılı devletlerin kendilerini maşa olarak kullandıklarını anlamamışlardır. Şu ifadeler, hem önemli bir hakikati, hem de Rusya'nın nasıl iki yüzlü bir politika takip ettiğini göstermektedir:
Erzurum olayları sırasında oradaki Rusya konsolosu Vali Semih Bey'i ziyarete gelmiş ve böyle asi bir halkı Rusya'da olsa mutlaka kırarlar16 demiştir. Bu, hakikatin ifadesidir. Ancak, aynı konsolos kendisiyle görüşen Ermeni komitecilerine de Türkiye gibi vahşi bir hükümetin idaresi altında yaşamağa değmez17 demiştir. Bu da Rusya'nın politikasını, samimiyetini göstermesi açısından önemlidir.
Ne enteresandır ki, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, I. Dünya Harbi yıllarında da Ermenileri kışkırtıp, onların ihtiraslarını körükleyip işgal ettiği Türk topraklarında binlerce Türk'ü katletmelerine sebep olan Rusya'nın devamı olan Sovyet Rusya, 1970'li yıllarda ASALA gibi Ermeni terör örgütlerini yetiştirip, onlara siyasî ve malî yardım yaparak Türkiye üzerine saldığı yetmiyormuş gibi, sanki 1915'lerde kendi sayesinde yapılan Türk katliamının faturasını yine Türklere çıkartmak için gayret sarf etmiştir.
Fransa
Ermeni Meselesi'nin çıkmasında ve Ermeni olaylarında Rusya veya İngiltere kadar olmasa da Fransa'nın rolü de vardır. 1853 Kırım Savaşı ve 1856 Paris Konferansı'nda Rusya'nın emellerine, İngiltere ve Fransa'nın da askerî ve diplomatik baskılarıyla son verilmişse de bu defa da Ermeniler üzerindeki tahrikler bu üç Devlet arasında bir rekabete dönüşmüştür 18.
Fransa, diğer Avrupalı devletler ve Amerika ile beraber misyonerlik faaliyetleriyle Ermeni Meselesi'nde rol oynamıştır19.
I.Dünya Savaşı sonunda Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmını ve Çukurova'yı işgal eden Fransa, daha önce Türk Milletine ve Devleti'ne karşı suç işleyerek Lübnan taraflarına kaçan Ermeni katillerini işgal ettiği ve güvenliği kendisinin teminatı altında olması gereken Türk beldelerine getirmiştir. Fransız ordusu ile beraber bölgeye gelen Ermeni çeteleri, Türklere karşı katliam ve soygun hareketlerine girişmişlerdir 20. l970'li yıllarda tıpkı Rusya'nın yaptığı gibi Ermeni terörüne her türlü desteği vermiştir. Aynı Fransa, dedelerini I. Dünya Savaşı sonlarında Ermenilere katlettirdiği bölge insanının bugün güya haklarını savunmaya soyunmaktadır.
Bu bir devlet için, medenî olduğunu iddia eden bir millet için yüz kızartıcı misallere Fransa'nın Kuzey Afrika ülkelerinde yaptıklarını da ilave etmek lâzımdır. Kendi anavatanlarında, XX. yüzyılın ortasında bağımsız olmak isteyen yüz binlerce Cezayirli, Tunuslu Fransa tarafından katledilmiştir.
O zaman, Fransa'nın Ermeni Meselesi'ndeki rolünü, iyi niyetlerle bir toplumun bağımsızlığını savunmak gibi değerlendirmek mümkün değildir. O da,tıpkı diğerleri gibi, Osmanlı Devleti üzerindeki politikalarını tahakkuk ettirebilmek için Ermenileri vasıta olarak, piyon olarak kullanma yoluna gitmiştir.
Amerika
Ermeni Meselesi'nin çıkartılmasında Amerika'nın da rolü vardır. 1800'lerden itibaren Amerikan tüccar, maceracı ve misyonerleri dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Osmanlı topraklarında da önemli rol oynamışlardır21.
Amerikalı misyonerler Türkiye'deki faaliyet alanlarını üç bölgeye ayırmışlardır: Doğu, Batı ve Orta Anadolu. Her bir misyonda eğitim, sağlık, kadınlar arası Hıristiyanlaştırma programı, erkekler arası Hıristiyanlaştırma programı, yayın ve Ermeni-Müslüman ilişkilerini içeren altı dalda görev yaptıkları22 anlaşılmaktadır.
Tabi ki bu misyonerlerin ilk ilişkileri Osmanlı Ermenileri ile olmuştur. l830 yılında Osmanlı Devleti ile Amerika arasında imzalanan ticaret anlaşması23 Amerikan misyonerlerinin faaliyetlerini artırmıştır. Misyoner merkezlerinin
Ermenilerin bulunduğu yerlere yayıldığı görülmektedir. Şöyle ki, 1820'de ilk merkez olan İzmir'i, 1831'de İstanbul, 1839'da Trabzon ve Erzurum, 1847'de Kayseri, Maraş, Urfa, 1855'te Harput, 1859'da Tarsus, Sivas, 1873'te Van
merkezleri24 izlemiştir.
Ermenilerin millî şuurla ve Hıristiyanlık taassubuyla yetiştirilmeleri Amerikan misyonerlerinin ilk amacı olmuştur. Bu misyonerlerin en büyük başarısı Robert Koleji'nin açılmasından sonra görülmüştür. İstanbul'daki kolej, Cyrus Hamlin tarafından kurulmuştur. İlk öğrencileri Ermeni ve Bulgar gençlerinden oluşmuştur. Bu kolejden mezun olanlar, zamanla ünlü komitacı liderler haline gelmişlerdir. Daha ziyade Ermenilerin bulundukları yerlerde kurulan bu misyonerlik teşkilâtlarındaki öğretmenler bir taraftan Ermeni gençlerini azgın bir Türk düşmanı yetiştirirken, diğer taraftan da onlara silâh yapmasını öğretmişlerdir25.
Bu faaliyetler karşısında Osmanlı idaresinin tavrı nasıldı?. Bir araştırmacıya göre; Amerikalı misyonerlerin faaliyetlerini kısıtlamak bir yana, onlara türlü kolaylıklar bile sağlıyordu. Nedeni de, öbür emperyalist Avrupa ülkelerinin yanında tarafsızlığına inandığı Amerika'nın güvencesine sığınmakta olmasıydı. Amerika'nın kendi topraklarında emperyalist bir emeli olmadığına inanıyordu. Bu yakınlık, özellikle l877-l878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra daha da gelişti...Amerikalı misyonerlerin kurmak istedikleri eğitim kurumlarına kolaylıklar sağlanmış, arazi alımı, bina vs. gibi işlevlerde bir engellemeye gidilmemişti. Onlar da Protestan kilisesinden sağladıkları büyük maddî destekle Türkiye'nin en ücra köşelerinde bile ilkin ilkokul düzeyinde başlattıkları okullarını kuruyorlardı26. Burada dikkat çeken bir hususa işaret etmekte fayda vardır:
Ermeni Meselesi'nin çıkmasında İngiltere ve Rusya'dan sonra en büyük paya Amerika sahiptir. Aynı zamanda, Ermenileri, en az söz konusu iki devlet kadar kendi emperyalist amaçları için kullanan da Amerika'dır. Oysa, yukarda bir araştırmacının ifade ettiği dönemde de, I. Dünya Harbi sonunda da bir kısım aydınımız, Avrupa ve Rus emperyalizmi karşısında Amerika'ya umut bağlamışlardır.
Amerika'nın, Ermeni Meselesi'nde bırakınız Osmanlı Devleti'nin yanında olmayı, tarafsız dahi olmadığını yine kendi misyonerleri muhtelif vesilelerle ifade etmişlerdir:
Bu misyonerlerden biri Seymour'dur. Seymour, Amerikalıların bulundukları ülkelerin kanunlarına uymak zorunda oldukları halde Osmanlı Devleti'ne karşı kendilerinin tavır aldıklarını, Ermenilere açıktan taraf olduklarını itiraf etmiştir. Cyrus Hamlin de; Ermeni sorununu Avrupa büyük devletlerinin yarattığı yapay bir gelişme olarak niteleyip konunun oluşmasında dışarıdan yönlendirilen Ermeni ihtilâl komitelerinin rolüne işaret etmiştir. Yargısını Ermeniler bu meselede oyuna geldiler, diye açıklamıştır27.
b.Osmanlı Islâhatı
Emperyalist devletler, Osmanlı ıslahat çalışmalarını da Ermeni meselesinin çıkarılmasında bir bahane olarak kullanmışlardır. Söz konusu devletlerin XIX. Yüzyıl sonlarındaki politikalarının Anadolu Islahatından çok muhtar veya bağımsız bir Ermenistan’ı kendi menfaatleri için gerçekleştirmek olmasına rağmen, aralarındaki rekabet ve Osmanlı Devleti’nin bazen olayların üzerine gitmek, bazen de dalgalanmaya bırakarak Avrupalı devletler arasındaki dengeden yararlanmak suretiyle uyguladığı siyaset sayesinde, 25 yıl boyunca başarıya ulaşamamıştır28.
Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek için yapılan ıslahatlar, zaman zaman emperyalist devletlerin içişlerimize müdahale etmelerinin yolunu açmıştır. 1834-1914 döneminde yapılan reformlarla Avrupa’nın içişlerimize müdahalesi ve emperyalizmin imparatorluğa nüfuzu arasında sıkı bir münasebet ve “synchronism” (zamandaşlık) görmemek mümkün değildir. Her müdahale bir reform projesi, her reform uygulaması bir başka müdahale, her ikisi ise Batı emperyalizminin imparatorluğa girmesi neticesini doğurmuştu29. Böylece emperyalist devletler, diğer azınlıklar gibi Ermenileri de kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır.
Azınlıklar ise ıslahatları kendilerinin siyasî bağımsızlıkları yolunda bir araç olarak görmüşlerdir30.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Ayastafanos Antlaşmasının 16. maddesinde; Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşmiş oldukları eyâlerde bölge menfaatlerinin gerektirdiği ıslâhat ve tensikatı vakit kaybetmeksizin icra edeceğini ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı emniyetlerini koruyacağını taahhüt eder denilmektedir 31. Böylece konu hem milletlerarası bir statü kazanmış, hem de Ermeniler lehine içişlerimize müdahalenin yolu açılmıştır32.
c.Kilise
Ermeni Meselesinin ortaya çıkmasında, isyanlarda kilise de büyük rol oynamıştır33.Başından sonuna kadar ki Ermeni olayları incelendiği zaman bunların plânlayıcısı ve idaresinin Ermeni din adamları olduğu görülmektedir. İsyanların merkezi olarak daima karşımıza Ermeni Patrikhânesi ve kiliseleri çıkacaktır34.Ermeni din adamları, Osmanlı Devleti’nin kendilerine sağladığı imkânlardan faydalanarak millî hislerin yayılması için çalışmışlar ve dinî konuları ikinci plâna bırakarak faaliyet göstermişlerdir. Manastırlarda, kiliselerde, okullarda yürüttükleri faaliyetlerle zamanla düşmanlık tohumlarını yeşertmişlerdir35. Ermeni din adamlarının bu rolüne Rus generali Mayewski şöyle temas etmektedir:
Ermeni din adamlarının dinî eğitim konusundaki çalışmaları ise hemen yok gibiydi. Buna karşılık, Ermeni papazları milliyetçilik fikirlerini yaymak için çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, ilâhî hizmetlerin yerine Müslümanlara karşı Hıristiyanların dinî düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir. Okullar ve seminerler, dinî liderlerin bu eserine büyük ölçüde yardım etmişlerdir. Doğu Hıristiyanları gibi kiliseleri de, Hıristiyanlığın kaidelerini ve ananelerini bir tarafa bırakarak, millî propagandayı başlıca meşguliyetleri haline getirmişlerdir36.
Ermeni kilisesi, varlığını devam ettirebilmek için bütün Ermenileri bir arada tutacak ve kiliseye bağlayacak ortak bir düşünceye ihtiyaç duymuştur. İşte bunun içindir ki Ermenilere devlet olmaları gerektiği fikrini aşılamaya başlamıştır. Bundan dolayıdır ki Ermeni milletinden, Ermeni devletinden, Ermeni tarihinden değil Ermeni kilisesinden, Ermeni Kilisesi Devletinden bahsetmek lâzımdır. Tarihi boyunca olduğu gibi Ermeni kilisesinin, mevcudiyetini koruyabilmesi için bir kuvvete, bir devlete ihtiyacı vardır. Ermeni Devleti fikrini doğuran, Ermeni toplumu değil, Ermeni kilisesidir. Varlığını sürdürmeyi ve imtiyazlarını kaybetmemeyi bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasında gören Ermeni kilisesi, yukarıda bahsedilen dış güçlerle de işbirliği yaparak, Osmanlı topraklarında isyanları hazırlamıştır37.
Ermeni Patrikhanesi ve kiliseleri Millî Mücadele döneminde de ihanetlerine devam etmişlerdir. Ermeni Patrikhanesinde Millî Mücadele aleyhtarı toplantılar tertip edilmiştir38.
d.Ermeni Komiteleri
Yukarda bahsettiğimiz gelişmeler, kışkırtmalar, destekler neticesinde Ermeni isyanlarını başlatmak ve bu olaylarda rol almak üzere Ermeni komiteleri kurulmuştur, kurdurulmuştur. Bu komiteler, sadece yüz binlerce masum Türk'ü
hunharca katletmekle kalmamışlar, kendi toplumlarını da maceradan maceraya sürüklemişlerdir. Bu durumu, İngiltere'nin Erzurum Konsolosu Mr. Graves, New-York Herald gazetesi muhabiri Sidney Whitman'ın bir sorusu üzerine şu şekilde değerlendirmiştir:
- Eğer bu memlekete (Türkiye'ye) hiçbir Ermeni Komitecisi gelmemiş olsaydı ve Ermenileri isyana tahrik ve teşvik etmeseydi, bu mukatele olur muydu?
- Elbette ki hayır. Zannetmem ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun39.
Yine bu durum bir Rus generalin, Mayewski'nin kendi hükümetine verdiği raporda da ifade edilmiştir:
Türkiye'de, komitecilerin girmediği yerlerde, Ermeniler rahattırlar. Bu komiteler bugün de faaliyete geçseler Ermeniler yeniden eski sefil vaziyetlerine düşerler. l895 senesine kadar Ermenilerin Türkiye'deki ıstırapları, müzayakaları hep hayalî ve mübalağalı uydurma masallardır. Türkiye'deki Ermeniler, diğer yerlerdekilerden daha fena durumda değillerdir.
İhtilâlcilerin yağma, katliam dediği şeyler, daha çok Kafkasya'da olmaktadır. Mal ve can emniyetine gelince, Türkiye hükümetinin nüfuz ve hâkimiyeti olan yerdeki, Elizabettpol vilâyetimizden daha ziyade emniyettedir40.
Yine aynı general, Ermeni komitacılarını, Balkanlardaki komitacılarla mukayesesinde şu değerlendirmeyi yapmıştır :
Balkanlar'da çalışmalarıyla, fedakârlıklarıyla ve cesaretleriyle şöhret bulmuş olanlar görülür, ancak Ermeniler içinde tek bir benzerini bulmak mümkün mü? Hayır. Neden? Çünkü bunlar fakir köylülerin sırtından yaşamayı meslek edinmiş ve cellat rolü oynayan başıboş kimselerdir. Bunlar kurtarıcı olarak adlandırılabilirler mi? Hayır, çünkü ellerindeki silahlar sadece zayıflara karşı kullanılmıştır. Silahsız köylü Ermeniler ise, kanları pahasına, silahlı isyancılara yardım etmek zorunda bırakılmışlardır 41.
Hınçak Komitesi
İşte gerçek yüzleri bu olan komitelerden birincisi Hınçak Ermeni Komitesi'dir.
Hınçak Komitesi, Kafkasyalı Ermenilerden olan Avedis Nazarbeg ile hanımı Maro ve bir grup Kafkasyalı Ermeni öğrenci tarafından l887'de İsviçre'de Marksizm esas alınarak kurulmuştur42.
Komite, fikirlerini yaymak üzere Hınçak isimli bir gazete de neşretmiştir43.
Bu komitenin amaçlarını anlamak için l887'de Ermenice olarak Londra'da basılan program ve teşkilât nizamnâmesinin bazı maddelerine bakmak lâzımdır : Partinin ilk ve yakın hedefi Türkiye Ermenistan’ının politik ve millî bağımsızlığını sağlamaktır.
Türkiye'de ihtilâl yoluyla gerçekleştirilecek hedeflere varılmak için kullanılacak metot, propaganda, tahrik, tedhiş, teşkilâtlanma ile köylü ve işçi hareketidir. Propaganda, Hükümete karşı isyanın temel sebepleri ile münasip zamanını halka anlatmak olacaktır. Tahrik ve tedhiş, halkın cesaretini artırmak için gereklidir. Hükümete karşı gösteri, vergileri ödememek, ıslahat istemek, aristokrat sınıfa karşı nefret yaratmak tahrikin başlıca yollarıdır. Tedhiş ise halkı korumak ve Hınçak programına itimatlarını elde etmek için başvurulacak bir metottur. Parti, tedhişi Osmanlı Hükümeti’ne karşı kullanmayı hedef tutmaktadır, fakat hedef sadece Hükümet değildir. Hükümet için çalışan tehlikeli Türk ve Ermeni kişilerle, casus ve muhbirler de hedefler arasındadır. İhtilâli gerçekleştirmek için en müsait zaman Türkiye'nin harbe girdiği dönem olacaktır. Süryaniler, Kürtler, Türklere karşı mücadelede kazanılacaktır44.
Görüldüğü gibi, komite; tedhişi, terörü esas almıştır. Hedefine varabilmek için de Osmanlı Devleti'nin en zor anını beklemeye başlamıştır. Bu durum 7.maddede açıkça ifade edilmiştir. O zaman, Ermenilerin, Tehcir Kanunu üzerine isyan ettiklerini söylemek mümkün değildir. Yıllarca önceden, Devletimizin herhangi bir savaş sırasında en zor günleri beklenmeye başlanmıştır.
Hınçak Komitesi Hınçak gazetesinde Aralık l9l4 tarihinde yayınladığı şu bildiride savaş sırasında stratejilerinin nasıl olacağını açıkça belirtmiştir:
Zulüm ve saldırıya uğrayan ve haklarından mahrum edilen Ermeni toplumunun temsilcisi ve Türkiye Ermenilerinin kurtuluşu için çeyrek asırdan fazla bir zamandan beri, kanlı yollardan bu kurtuluşu sağlamak için yürüyen Sosyal Demokrat Hınçakyan Komitesi; bugünkü siyasi durumun zorlaması ile savaş ve ihtilâl borusu çalarak, Toros Dağları'ndan ve Ermenistan ufuklarından Osmanlı istibdadını kanlı bir biçimde mahvetmeye yemin ederek savaş alanına iniyor.
Hınçakyan Komitesi de, milletlerin varlığının söz konusu olduğu bu büyük savaşta, kendi maddi ve manevi kuvvetlerini toplayarak, ihtilâl kılıcı ile Dünya Harbi'ne katılacak ve Üçlü İtilâfın özellikle Rus kuvvetlerinin müttefiki sıfatıyla; emrindeki bütün vasıtalar ve ihtilâl güçleri ve siyasi kuvvetlerle, Ermenistan'da, Kilikya’da, Kafkasya ve Azerbaycan'da Müttefiklerin zafer kazanmalarına yardım etmek suretiyle, gerek kendi ve gerek medeniyet namına olan vazifesini, yurtseverliğin gerektirdiği şartları kendine rehber kabul ederek yapacaktır. Ermeniliğin büyük kurtuluş gayesi uğrunda hayatlarını feda edecek
kahramanlar, maddi ve manevi kuvvetleriyle bu umumi maksat için meydana atılsınlar! Bu suretle Ermenilik de, yarın toplanacak olan kongreye, hem medeniyet ve hem de kendi davası için döktüğü kanla iftihar eder bir vaziyette çıksın. Siyasi hürriyetlerini elde etmeye ve yaşamaya hakkı olduğunu ispata çalışsın ve kan döktüğü vatanı ile, Üçlü İtilâf'ın rızası uyarınca verilen bağımsızlığını temin etsin. Hürriyet güneşi doğarak, bundan etrafa hak, adalet, hürriyet, kardeşlik nuru saçılsın45.
Komite, başta İstanbul, İzmir, Halep gibi merkezler olmak üzere Türkiye'nin muhtelif yerlerinde şubeler açmış ve buralardaki isyanlarda rol oynamıştır46.
Taşnak Ermeni Komitesi:
Bir diğer Ermeni komitesi de Taşnaksutyun'dur.Bu komite, l890 yılında, Hınçak içerisindeki bir muhalif grup tarafından oluşturulmuştur47.
Kafkasya'da kurulan bu komite de Troşak (Bayrak) isminde bir gazete çıkarmıştır.
Taşnakların programı l892 tarihinde belli olmuştur. Programda, isyan yoluyla hedefe varılacağı belirtilmiştir. Kullanılacak metotlar şu şekilde tespit edilmiştir:
1. Çeteler teşkil etmek,
2. Bu çeteleri faaliyete hazırlamak,
3. Her yola başvurarak halkı silâhlandırmak,
4. İhtilâl komiteleri oluşturmak,
5. Kavgayı, anarşiyi teşvik etmek,
6. Hükümet kuruluşlarını yağmalamak, tahrip etmek vs 48.
Komite, teşkilâtlarına verdiği bir emirde; Türk'ü, Kürdü her yerde, her türlü şerait altında vur. Mürtecileri , ahdinden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür, intikam al 49 demektedir. Bu eşkıya çetesinin Rusya'dan beklentilerini de kendi üyelerinden birinin ifadelerinden anlamak mümkündür.
Robert Kolejin Müdürü Cyrus Hamlin l893'te, Boston'da çıkan Congregationalist dergisindeki yazısında Ermeni komitelerinin durumunu değerlendirmiştir :
Bir Ermeni İhtilâl Partisi, Türkiye İmparatorluğu'nun bazı taraflarında bütün Hıristiyan halk ve misyonerlerin faaliyetine büyük fenalıklar yapmakta ve ıstıraplara sebep olmaktadır. Çok zeki ve İngilizce'yi Ermenice kadar süratli ve doğru konuşan bir Ermeni, Rusların Anadolu'ya girerek orayı zaptetmeleri için yol hazırladıklarını söyledi. Bunun için çok kuvvetli ümitleri bulunduğuna beni temin etti. Bunun nasıl olacağını sorduğum zaman bütün Türkiye İmparatorluğu'nda teşkil edilmiş çeteler Türkleri ve Kürtleri öldürmek için fırsat gözetecekler. Bunlar, köyleri yakacaklar, sonra dağa çıkacaklar. O zaman Müslümanlar ayaklanacak, müdafaasız Ermenilere hücum edecekler. Rusya, insaniyet ve
Hıristiyan medeniyeti namına Türkiye'ye gelecek ve Anadolu'yu zaptedecek.....50.
İşte Ermeni komitelerinin gerçek niyetleri, işte başta Rusya olmak üzere Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan dış güçlerin gerçek niyetleri ve Ermeni Meselesi'ndeki rolleri bunlardır.
B.TEHCİRE KADAR ERMENİ OLAYLARI
Ermeni isyanları 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonraki tarihlerde yoğunlaşmıştır. Tehcir Kanunu’nun çıkarılmasına sebep olan Ermeni olaylarından öncekilerin başlıcaları şunlardır :
Erzurum İsyanı :
Erzurum’daki isyanın programı İstanbul’da yapılmıştır. Söz konusu tarihlerde, Rusya’daki Ermenilerden bir grup Türkiye’ye silâh sokarak bölgedeki komitacılara veriyorlardı. Bunu haber alan güvenlik kuvvetleri gerekli tedbirleri almışlar ve Erzurum piskoposluğunda da arama yapmışlardır. Harekete geçmek için bahane arayan Hınçak ve Taşnak militanları Haziran 1890’da isyanı başlattılar 51. 1890 Erzurum isyanı, ondan sonra muhtelif yerlerde devam eden ve Avrupa’nın dikkatini Türkiye ve Ermeni meselesine çekmeye çalışan hareketlerin başıdır denilebilir52. Çünkü, olay Avrupa’ya Ermenilerin katliamı şeklinde intikal etti. Avrupa bunu katliam olarak kabullendi ve devam edecek
olan Ermeni ayaklanmalarıyla ilgili katliam ithamlarının birincisi literatüre girmiş oldu53.
Bu isyanın tertipçileri cezalandırılamadığı için daha sonraki isyancılara ümit vermiştir.
Kumkapı Gösterisi:
Hınçak komitesi 15 Temmuz 1890 tarihinde, Kumkapı’da bir gösteri organize ederek ilk gövde gösterisini yapmıştır54. Bu olayı idare eden Cangülyan’dır. Bu gösterinin amacı da kamuoyu oluşturmaktır. Cangülyan gösterinin sebeplerini şöyle ifade etmektedir: Ermeni hâdisesini dünyaya unutturmamak ve Erzurum İsyanı ile Musa Bey hâdisesini genişletmek, Avrupalı elçilerin gözü önünde bir hareket yapmak, İstanbul’un daha kalabalık olan Ermeni nüfusunu hâdiselerin içine sokmak, Sarayı tehdit etmiş olmak, ihtilal fikrini halk arasına yaymak 55.
Ermeni komitecileri, isyan ettikleri her bölgede yaptıkları gibi burada da kendilerine yardım etmeyen, ya da muhalif olan Ermenileri öldürmüşlerdir.
Merzifon, Yozgat ve Kayseri Olayları:
Ermeni komitecileri, 1892 yılında Ermenileri isyana teşvik etmek amacıyla yurtdışında bastırdıkları bildirileri Samsun limanından Merzifon’a, oradan da Kayseri ve Yozgat’a asmışlardır. Bu gelişmeler üzerine Hükümet gerekli tedbirleri almıştır.
Sason İsyanları :
Kumkapı gösterilerinde rolü olan Mihran Damadyan 1891 yılında bölgeye gelerek çeteler kurmuş ve Ermenileri isyana teşvik etmeye başlamıştır. Bir süre sonra Damadyan yakalanmıştır. Ancak 1894 yılında Hınçak komitesinin İstanbul sorumlusu olan Murat kod adlı Hamparsun Boyacıyan bölgede isyanı başlatmıştır. İsyanda birçok Müslüman öldürülmüştür. Boyacıyan’ın amacı, Ermeniler ile bölgedeki aşiretler arasında bir çatışma yaratmak ve ordu tedbir aldığı zaman Ermenilerin katledildiği iddiasıyla Avrupalı devletlerin müdahalesini sağlamaktır56.
Ermeni komiteleri, bu isyandan umduklarını bulamamışlardır. Olayların araştırılmasına İngiliz, Fransız ve Rus konsolosları da iştirak etmişlerdir. Avrupalıların yaptıkları tahkikata göre, isyanın yabancı devletlerin teşvikiyle, Ermeniler tarafından çıkarıldığı, Müslümanların insafsızca gözleri oyularak, kulakları kesilerek, Hıristiyan olmaları için tazyik edilerek öldürüldükleri, buna mukabil Türklerin silahsız Ermenilere çok iyi muamele ettiği belirtilmiştir 57.
Bâbıâli Olayı :
1895 yılında Hınçak komitesi tarafından düzenlenmiştir. Yaklaşık 5.000 Ermeni Bâbıâli’ye yürümüştür. Ermeniler silâhlı ve kararlı idiler.Bâb-ı Âlî’yi basacaklar, bu suretle büyük bir hâdise çıkarıp Avrupa’nın dikkatini Ermeni Meselesi üzerine çekerek, müdâhalesini davet edeceklerdi 58.
Zeytûn İsyanı (1895):
İstanbul’da 30 Eylül 1895 tarihinde cereyân eden Ermeni ayaklanmasından sonra nümayişçilerin büyük bir kısmı, Beyoğlu, Galata, Kumkapı kiliselerine sığındılar ve ancak altı büyük devlet elçilerinin aracılıkları sonucunda ortaya çıktılar. Ancak, Hınçak Komitesi üyeleri ise sığındıkları yerden hiç ayrılmadılar. Bunlar, İngiliz Büyükelçiliği’nin yakınındaki kilisede çalışıyorlar ve Zeytûn’daki bütün faâliyetleri buradan yürütüyorlardı 59.
İsyandan önceki tarihlerde bölgede geniş çaplı bir propaganda yürütülmüş, bütün Ermeniler isyana teşvik edilmiştir 60. İsyanı başlatmak üzere Zeytûn’a gelen komiteciler, İskenderun limanında emirlerine âmade bir İngiliz zırhlısı olduğunu ve Avrupa’nın kendilerini, istiklâl peşinde koşan komita hareketlerini tasvip ettiklerini ileri sürerek dağlı Ermenileri tekrar isyan ettirdiler 61.
Ermeniler hem Türk askerine, hem de sivil halka karşı tam anlamı ile bir katliam uygulamışlardır. İsyanın liderlerinden biri olan komiteci Aghasi günlüğünde buradaki katliamı şöyle anlatmaktadır :
Kadınlar balta, tabanca, kama ve sopalarla kaçan Türk esirlerinin arkasından koşup bunların büyük bir kısmını öldürdüler, sadece 56’sı kendisini kurtarabildi… İsyanın başından sonuna kadar Türkler 13.000’i asker, gerisi başıbozuk olmak üzere 20.000 kişi kaybettiler, biz sadece 125 kişiyi kaybettik62.
Diğer birçok Ermeni isyanında olduğu gibi, Zeytûn isyanında da Avrupalı devletler olayı kışkırttıkları gibi Hükümet tedbir aldığı zaman hemen devreye girip komiteciler lehine baskı yapmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti, bu baskılar sonucunda Avrupalı devletler ve komitecilerin isteklerine dayalı olan bir anlaşmayı imzalamak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmaya göre; Zeytûnlular, buraya gelip isyanı çıkartan komitecileri Hükümete teslim etmeyecekler, bu kişiler Avrupalı devletlerin güvencesi altında ülkeyi terk edeceklerdir. Genel af ilân edilecek, Avrupalı altı devlet burada garantör olacaklardır. Osmanlı ordusu Zeytûn’dan çekilecek, güvenliği sağlamak için burada bir tabur kalacak, ancak bu askerî birlik Zeytûnlular’ın içişlerine karışmayacaktır. Maraş’ta konsolosluklar kuracak olan Avrupalı devletler, Zeytûn’un yeni yönetimini buradan denetleyeceklerdir 63.
Yapılan anlaşma gereği isyanı çıkartan altı komiteci İngilizlerin himayesinde Mersin limanından Marsilya’ya gitmişlerdir. Zeytûn isyanının bu şekilde sonuçlanması ve komitecilerin cezalandırılamaması Ermenilere cesaret vermiştir.
Van İsyanı :
Ermeni komitelerinin teşkilâtlandığı yerlerden biri de Van ve çevresidir. 1 Haziran 1896 tarihinde başlayan Van isyanında, yine Ermeni meselesinin arkasındaki devletler devreye girmiş ve komiteciler cezalandırılamamıştır.
Osmanlı Bankası Baskını :
Ağustos 1896’da cereyan etmiştir. Ermeni komitelerinin bankaları hedef seçmelerinin başlıca sebebi, bu kuruluşların yabancı devletlere ait olması, böylece daha fazla dikkat çekme düşünceleridir.
Ermeni komitelerinin hedefi sadece Osmanlı Bankası değildir. Banka baskınından sonra, Bâbıâli, Patrikhane, Credit Lyone, Rum kiliseleri ve bazı karakolların da hedefleri arasında olduğu anlaşılmaktadır64.
Sultan II. Abdülhamid’e Suikast :
Krisdapor Mikaelyan, Vram Şabuh Kendiryan, Belçikalı Erdar Joris ve eşi, Alman Lipa Rips, Ardaş Haçik, Konstantin Kabulyan, Mari Zayn, Hamparsum Ağacanyan, Kris Fenerciyan, Karlo Yuvanoviç tarafından 21 Temmuz 1905 Cuma günü Padişaha bombalı suikast düzenlenmiştir. Padişah, camiden geç çıktığı için suikasttan kurtulmuş, ancak birçok kişi hayatını kaybetmiştir65.
Adana Olayları :
Ermeni komiteleri 1905 yılında Paris’te yaptıkları toplantıda, Adana ve Maraş çevresinin bağımsızlığını sağlayacaklarına dair karar almışlardır.Bu kararda, söz konusu bölgedeki Ermeniler üzerinde nüfuz sahibi olup, buradan Akdeniz’e bir yol açmak isteyen Rusya’nın da rolü olmuştur 66.
Ermeni komiteleri ve papazları bu kararı hayata geçirmek için Çukurova bölgesinde yoğun bir propagandaya girişmişlerdir. 1909 senesi başlarında Adana’da herkesin ağzında dolaşan şayialar, yakında Ermenilerin ayaklanarak Türkleri mahvedeceklerine ve bu vesile ile vilayetin Avrupa donanması tarafından işgaline ve sonra da Ermenistan’ın kurulmasını temin edecektir şeklindedir67.
Ermeniler, yıllarca hazırlıktan sonra nihayet Mart 1909’da isyanı başlatmışlardır. Askerî yardım gelip, isyan bastırılıncaya kadar birçok kişi ölmüştür. Her isyan ettikleri zaman yaptıkları gibi, Ermeniler hem olayın sebepleri, hem de kayıpları konusunda dünya kamuoyunu yanıltıcı ve Türkleri suçlayıcı iddialar ortaya atmışlardır.
Sonuç
Osmanlı Devleti’ni parçalamak, toprakları üzerinde kukla devletçikler kurdurmak isteyen emperyalist devletlerin hedeflerine varmak için kullandıkları toplumlardan biri de Ermeniler olmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra bulundukları her bölgede isyan ettirilmeye çalışılan Ermeniler, kendilerine her türlü imkânı sağlayan Osmanlı Devleti’nin zor anlarından faydalanma yoluna gitmişlerdir. Ermeniler sadece I. Dünya Savaşı esnasında değil, daha önce muhtelif yerlerde defalarca isyan etmişlerdir.
Makale Konya Selçuk Üniversitesi Türkoloji Dergisi'nden alıntıdır.
Dipnotlar
1 Bayram Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid ‘in Doğu Anadolu Politikası, İstanbul 1983, s.161
2 Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, (Bundan sonraki atıflarda 1915 Tehcir Olayı şeklinde verilecektir) Ankara 1990, s.24
3 Erdal İlter, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytûn İsyânları (1780-1915), (Bundan sonraki atıflarda Zeytûn İsyanları olarak verilecektir) 2.bas. Ankara 1995, s. 23
4 İlter, Zeytûn İsyanları, s. 24
5 Erdal İlter, Ermeni Meselesi'nin Doğuşunda ve Gelişmesinde İngiltere'nin Rolü, OTAM, Sayı:6, Ankara l995, s. 160
6 Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Ankara l950,s.156
7 Mehmet Kocaoğlu, Millet-i Sadıka'dan Ermeni Mezalimine, Avrasya Dosyası, C. 2, S. 4, Sonbahar l995-l996 , s.114
8 Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, TTK, 3. bas. Ankara l985, s.47.
9 Gürün, age, s. 210
10 Rusya, hem Çarlık, hem de Sovyet dönemlerinde bu politikalarını bir taraftan Panslavizm, diğer taraftan Ermeni Meselesi'ni kullanarak tahakkuk ettirmeye çalışmıştır. Bu hususla ilgili
olarak bakınız Hans Kohn, Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği, Tercüme : A. Oktay Güner,
İstanbul l983
11 Gürün, age, s. 79.
12 Süslü, age, s. 25.
13 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.VII, 2. bas. TTK, Ankara l983, s.129
14 Mehmet Saray, Türk-Rus Münasebetleri’nin Bir Analizi, MEB, İstanbul 1998, s. 166
15 Hayri Mutluçağ, İzmir Ermeni İhtilâl Komitesi ve Terör, İstanbul l986, s.6
16 Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komiteleri, 3. bas. İstanbul 1980, s. 26
17 Deliorman, age, s. 26
18 Süslü, age, s. 25.
19 Mehmet Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İstanbul l976, s. 122
20 Yaşar Akbıyık, Millî Mücadelede Güney Cephesi (Maraş), Kültür Bakanlığı, Ankara 1990, s. 228
21 Kocaoğlu, agm, s. 114
22 Seçil Akgün, Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerlerin Türk Sosyal Yaşamına Etkisi (1820-1914), Türk Tarih Kongresi, C.V, 22-26 Eylül l986, s. 2127
23 Bakz: Mine Erol, Osmanlı İmparatorluğu'nun Amerika Birleşik Devletleriyle Yaptığı Ticaret Antlaşmaları, Konya (tarihsiz)
24 Akgün, Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerler..., agy, s. 2123; Seçil Akgün, Amerikalı
Misyonerlerin Ermeni Meselesinde Rolü, Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl:XXXVII/1-2, Ankara l989, s. 5
25 Deliorman, age, s. 20; Hocaoğlu, age, s. 122; Süslü, age, s. 29; Akgün, Amerikalı
Misyonerlerin Ermeni Meselesi'nde Rolü, agy, s.1
26 Akgün, Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesi'nde Rolü, agy, s. 7.
27 Seçil Akgün, Amerikalı Misyonerlerin Anadolu'ya Bakışları, OTAM, Sayı: 3, Ankara l992, s.10
28 Süslü, age, s. 27
29 Kodaman, age, s. 168
30 Yuluğ Tekin Kurat, Osmanlı İmparatorluğu’nun Paylaşılması, 2. bas. Ankara 1986, s. 12
31 Karal, age, s. 129
32 Ali Güler (ve diğerleri ), Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Kara Harp Okulu Basımevi, Ankara 2001, s. 119
33 Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, Ankara 1996, s. 56
34 Hidayet Vahapoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, İstanbul 1992, s. 21
35 Vahapoğlu, age , s. 20
36 Ermenilerin Yaptıkları Katliâmlar, Haz. Rus Generali Mayewski, Terc. Azmi Süslü, Ankara 1986, s. 14
37 Gürün, age, s. 30 ; Kocaoğlu, agm, s. 116 ; Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s. 56; İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, s. 14
38 M. Kemal Atatürk, Nutuk I, Yay. Haz. Zeynep Korkmaz, Ankara 1984, s. 166
39 Sadi Koçaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, 4. bas. İstanbul l990, s. 145
40 Koçaş, age, s. 146.
41 Ermenilerin Yaptıkları Katliâmlar, s. 22.
42 Osmanlı Arşivi Yıldız Tasnifi-Ermeni Meselesi, C. III, s. 26; Gürün, age, s. 130; Koçaş,
age, s.150; Süslü, l9l5 Tehcir Olayı, s. 73; Abdullah Yaman, Ermeni Meselesi ve Türkiye, 1973, s. 71
43 Ermeni Komitalarının Amâl ve Harekât-ı İhtilâliyesi : İlân-ı Meşrutiyetten Evvel ve
Sonra, Yay. Haz. H. Erdoğan Cengiz, Başbakanlık Basımevi, Ankara l983, s.22
44 Gürün, age, s. 130
45 Bakz. Mehmet Ali Birand, Ermeni Terörü, İstanbul l983
46 Ermeni Komitalarının Amâl ve, s. 22.
47 Ermeni Komitalarının Amâl ve, s. 23; Koçaş, age, s. 153; Osmanlı Arşivi Yıldız Tasnifi- Ermeni Meselesi III, s. 35; Yaman, age, s. 74
48 Gürün, age, s. 134.
49 Koçaş, age, s. 154; Deliorman, age, s. 22.
50 Koçaş, age, s. 160
51 Yaman, age, s. 87
52 Koçaş, age, s. 176
53 Gürün, age, s. 142
54 Gürün, age, s. 142
55 Koçaş, age, s. 176
56 Gürün, age, s. 147 ; Koçaş, age, s. 177
57 Koçaş, age, s. 178
58 İlter, Zeytûn İsyânları , s. 137
59 İlter, Zeytûn İsyânları, s. 138
60 Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi I, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 1994, s. 157 vd.
61 Yaman, age, s. 80
62 Gürün, age, s. 160
63 İlter, Zeytûn İsyanları, s. 159
64 Koçaş, age, s. 181 ; Gürün, age, s. 164
65 Gürün, age, s. 167 ; Koçaş, age, s. 182
66 Yaman, age, s. 121
67 Gürün, age, s. 174
Türk-KAN andaya bu bilgilendirici açıklamalar için teşekkürler.Ermenilerin ne ....... bir ....... olduğunu biliyoruz ama içmizde yaşayan bazı kripto ermenileri ve yandaşları ne hikmetse bir dizi filmde kuvai milliye yanlısı ,işbirlikçisi gibi gösteriliyor,hatta ellerine silah alıp yardım ettiği temaları işleniyor.Artık yavaş yavaş bir takım yanlış fikirler genç beyinlere empoze edilmeye çalışılıyor.Bir süre sonra tarih kitaplarında ulusal kurtuluş savaşımız küçük bir panagraf olarak yer alırsa kimse şaşırmasın.Tarihi gerçekler birileri tarafıdan bilinçli olarak yok ediliyor,bize birey olarak düşen o kadar çok sorumluluk var ki.
Şimdiki Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Ermeni asıllıdır!
Wiki'den alıntı:
Sergey Viktorovich Lavrov (real last name - Kalantaryan)
Lavrov was born in Moscow to an Armenian father and Russian mother from Georgia.
______________________________________
"Türk" Basını bu konuya değinmiş midir? S.Lavrov, Ermenistan-Azerbaycan krizinde hangi tarafı tutar?
Rusya Ermenileri incelenmesi gereken bir konudur... (Çarlık Dönemi, SSCB Dönemi, Modern Rusya)
Ermeni adları:
Bedros (< Petros)
Boğos / Boghos (< Paulos)
Kevork (< George)
Krikor (< Gregorios)
Levon (Leon)
Hovsep (Yusuf)
Hagop (Yakup)
Toros (< Theodoros)
Arsen (< Arsenios)
Hovhannes (< Iohannes)
Sahak (İshak)
Sarkis ( < Sergius)
Soghomon (Solomon)
Zabel ( < Isabel)
Matevos (Matta)
ayrıca,
http://www.behindthename.com/names/usage/armenian (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy5iZWhpbmR0aGVuYW1lLmNvbS9uYW1lcy91c2FnZS9hcm1lbmlhbg==)
soyadları:
soyadları genellikle "-yan" ile biter... (= oğlu)
http://surnames.behindthename.com/names/usage/armenian (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3N1cm5hbWVzLmJlaGluZHRoZW5hbWUuY29tL25hbWVzL3VzYWdlL2FybWVuaWFu)
Arşak, Artin, Aram, Sebuh, Rupen, Hamazasp, Manuk, Mikael, Gabriel, Taniyel, Hrant, Vahan, İstepan, Onnik, Kegam, Dikran, Karabet, Minas, Ovakin, Nişan, Sevan, Mıgırdıç, Tomas, Behram, Gaspar, Avedik, Piyer ve Pol gibi Fransızca adlar, Vartan, Haçadur, Osgan, Melkon
___________________________________
Ekmekçiyan, Pastırmacıyan, Deveciyan gibi Türkçe soyadları taşımaları Türk Dostu olduklarını göstermez!
Hınçak: 1887 yılında* kurulmuştur.
* not: Ermeniler sürekli "1915 olayları" deseler de, Doğu Anadolu'yu Osmanlı Devleti'nden koparmayı 1887 yılında kafalarına koymuşlardı.
ASALA = Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia = Ermenistan'ın Özgürlüğü için Ermeni Gizli Ordusu
ASALA, Hınçakların uzantısıdır!
______________________________________
Taşnak: 1890 yılında kurulmuştur.
Taşnak = Daşnak, Daşnakzutyun, Taşnaktzutyun, Taşnaksutyun, Ermeni İhtilal Cemiyetleri İttifakı, Ermeni Devrimci Federasyonu
JCAG = Justice Commandos against Armenian Genocide = Ermeni Soykırımına Karşı Adalet Komandoları
JCAG, Taşnakların uzantısıdır.
_______________________________________
Türkiye'de faaliyet gösteren bütün sol örgütlerde, PKK'nın içinde, ve "ulusalcı" geçinen ajan-provokatör takımının içinde Taşnakların ve Hınçakların uzantıları vardır!
Ekranlara sürekli çıkan "Ermeni hayranları" da bunların uzantısıdır! Söylemleri tamamen aynıdır!
Ermenilerin, Osmanlılardan istediği 6 vilayet:
(https://www.hunturk.net/forum/proxy.php?request=http%3A%2F%2Fupload.wikimedia.org%2Fwikipedia%2Fcommons%2Fthumb%2Fb%2Fb4%2FSix_armenian_provinces.png%2F350px-Six_armenian_provinces.png&hash=6756e18b6cc544eaa6d0db9a527369498bc2b26c)
(o dönemde Kars, Ardahan ve Batum elimizden çıkmıştı.)
Alıntı YapKâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, TTK, 3. bas. Ankara l985
Benim bildiğim bu kitabın yeni baskısı en az bir 20 yıl yapılmadı!
Bunun bir
kasıt olduğunu düşünüyorum...
(Son dönemlerde kitabın yeni baskısı yapılmıştır. İngilizcesi de hazırlanmıştır.)
bu eser ve
Alıntı YapSadi Koçaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, 4. bas. İstanbul l990
dört dörtlük yapıtlardır.
Hınçak örgütü İsviçre'de (Cenevre) kurulmuş, daha sonra merkezini Londra'ya taşımıştır.
_____________________________________
İsviçre'nin Ermenilerle bağlantısı 1887'ye kadar geriye gidiyor.
Avrupalı Hristiyanlar, Haçlı Seferleri'nden beri Ermenileri destekliyorlar...
Hınçak ve Taşnak örgütleri katliam şebekeleridir. En başından beri Batılı ülkeler tarafından desteklenmişlerdir.
Hınçak ve Taşnak örgütlerinin "Masonik bağlantıları" açığa çıkarılmalıdır.
"Ermeni Vahşeti" neden kaynaklanıyor? Ermeni-Masonlar Satanist mi? Olayın bu yönü de araştırılmalıdır.
Ermeni meselesi Avrupalı devletlerle Rusyanın ermeni çapulcularını kullanarak kurguladıkları ve Türkiye'ye karşı koz olarak kullanmaya çalıştıkları altı boş ve dayanaktan yoksun bir kara propaganda ve dezenformasyon girişimidir.
Türkiyenin kendi iç sorunları ve iktidarın gayr-i milli politikaları sebebiyle ermeni meselesine karşı gerektiği gibi omurgalı durulamamış, sürekli savunmada kalınarak çoğu zamanda tavizler vermek suretiyle günü ve durumu kurtarma yoluna gidilmiş, lakin taviz tavizi getirdiğinden son durum itibariyle ermenilerin doğu bölgemizden toprak talep etmesi ve büyük tazminatlar istemesi noktasına kadar gelmiştir.
En iyi savunma saldırıdır genel prensibi doğrultusunda Türkiye; son yüz elli yılda Türklüğe karşı yapılan kıyımları uluslararası kamuoyuna taşıma işini devlet politikası yapmak suretiyle hem sözde soykırım suçlamalarının muhatabı olmaktan kurtulmuş olacak ve hem de gerçek soykırımın Türklere karşı yapıldığı gerçeğini bütün dünyaya öğretmiş olacaktır.
26 Şubat 2012 Pazar günü yapılan etkinlikler çok şeyleri değiştirmiş, birilerinin ödlerini kopartıp, hesaplarını alt üst etmiştir.
Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Phrygialılar (Frigyalılar), Ermenilerin atalarıydı!
The Armenians, who are Phrygian colonists, were armed in the Phrygian fashion. Both nations were under the command of Artochmes, who was married to one of the daughters of Darius. (Herodotus 7:73)
= Phrygia kolonları olan Ermeniler, Phrygialılar gibi giyiniyorlardı. Ve bunlar da Phrygialılar gibi Dareios'un kızlarından biriyle evlenmiş olan Artokhmes'in buyruğu altındaydılar. (Herodotos 7:73)
_____________________________________
Urartu Devleti yıkılınca, batıdaki Phrygialılar doğuya göç ettiler.
Herodotos döneminde hem Phrygialılar hem de Ermeniler, Perslere bağlı durumdaydılar.
______________________________________
Atatürk'ün isteği doğrultusunda Türkler öncesindeki Anadolu Uygarlıklarına da sahip çıkalım.
Ancak ölçüyü kaçırmadan! Phrygia Uygarlığı diye sürekli abartmaya gerek yok!
_________________________________________
Ayrıca Nemrut Dağı nedeniyle bilinen Kommagene Krallığı da evlilikler yoluyla Ermenilerle akrabadır! (O dönemde bütün krallıklar birbirleriyle akrabalık kuruyordu!)
Kommagene hükümdarları; Perslerle, Makedonya asıllı Seleukoslarla ve Ermenilerle akrabadır!
(Reklamlarda bu nedenle mi "Büyük-büyük-büyük babamız" olarak nitelendiriliyor Nemrut heykelleri?)
Ermeniler propaganda yoluyla sanki İlkçağdan 1071 yılına kadar, Çukurova'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanan bir Ermeni Devleti mevcutmuş gibi bir hava yaratıyorlar...
Ermeniler tarih boyunca İranlıların, Makedonyalıların, Parthların, yeniden İranlıların, Romalıların, Doğu Romalıların, Arapların, yeniden Doğu Romalıların ve Türklerin egemenliği altında yaşamıştır.
Ermenilerin bağımsızlık dönemleri çok kısa sürmüş, genelde İranlılara bağlı bir beylik olarak mevcudiyetlerini sürdürmüşlerdir.
1071 yılında ortada bir Ermeni Krallığı yoktu. Doğu Romalılar, Ermeni Krallığına çoktan son vermişlerdi. Rumlar, sürekli isyan eden Ermenileri Doğu Anadolu'dan, Orta Anadolu ve Çukurova'ya (Kilikya) sürmüştü.
_____________________________________
Ermeniler sürekli Kilikya (Cilicia) der dururlar... Biz ise Ramazanoğulları'nın adını pek anmayız!
Ermenilerin Kilikya'daki devleti, Ramazanoğulları Beyliği derecesinde ufak bir beylikti sadece.
______________________________________
Bugünkü Ermenistan topraklarında da Azeriler yaşamaktaydı. Erivan Hanlığı bu topraklar üzerinde kurulmuştur. Osmanlı-İran-Rusya arasında el değiştiren bu topraklar Ruslar tarafından "Ermenileştirilmiştir".
Benzer bir şekilde Karabağ'ı "Ermenileştiren" de Ruslardır. (Ruslar, Ermenileri Tiflis ve Bakü'ye de yerleştirmiştir.)
Dede Korkut Kitabı'nda Gürcülerin adı geçer ama Ermenilerin adı geçmez!
Ermeniler ne Doğu Anadolu'da ne de Kafkasya'da çoğunluktu.
M. Sadi Koçaş'ın "Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri" adlı kitabından alıntı (sf.51) :
W.S. Monroe : "(Ermenilerin) Yahudilerle fizikî ve ruhî birçok müşterek tarafları vardır. Kendilerine Hristiyan Yahudi veya Vaftiz edilmiş Yahudi denmesinin sebebi budur." diyor.
"Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi - Yahudi Dünyası" (Nicholas De Lange) sayfa 26'daki haritada
Yahudi Kralı Büyük Herodes'in soyundan gelenler tarafından yönetilen ülke olarak Ermeni Krallığı gösterilmektedir!
Yahuda-Ermenistan-Kapadokya-Pontus-Kommagene-Adiabene-Kilikya devletlerinin evlenmeler yoluyla akrabalıkları da belirtilmiştir.
__________________________________________
Ayrıca Türkçe ad-soyad taşıyan Yahudi Dönmeleri olduğu gibi,
Ermenice ad-soyad taşıyan Yahudi Dönmeleri de vardır!
Smbat, Ermenilerin de kullandığı bir addır:
http://en.wikipedia.org/wiki/Smbat (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9TbWJhdA==)
__________________________________
Bu adı Gemici Sinbad / Denizci Sinbad'dan dolayı iyi biliyoruz...
http://en.wikipedia.org/wiki/Sinbad_the_Sailor (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9TaW5iYWRfdGhlX1NhaWxvcg==)
Sindbad > Sinbad, Sinbat, Simbat, Smbat
Orada da :
variation of the name, Smbat, can also be found in Armenia
denilmektedir.
Ermeni Kralı V.Tigranes Yahudidir! MS 6-12 yılları arasında hüküm sürmüştür.
http://en.wikipedia.org/wiki/Tigranes_V_of_Armenia (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9UaWdyYW5lc19WX29mX0FybWVuaWE=)
Ermeni-Yahudi bağlantısı o günlere kadar geri gidiyor...
Ermeniler tarafından yazılmış bir tarih kitabında (internette buldum...) onun için:
Tigran V (Jewish)
denilerek Yahudi asıllı olduğu belirtilmiş.
Yahudi Kralı Herod'un (hüküm süresi: M.Ö.37- M.Ö.4) torunudur.
Herod > Alexander > V.Tigranes
Tigranes / Tigran = Dikran aynı isimdir.
_______________________________
Bu bağlantıyı yukarıda da belirtmiştim:
Alıntı Yap"Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi - Yahudi Dünyası" (Nicholas De Lange) sayfa 26'daki haritada
Yahudi Kralı Büyük Herodes'in soyundan gelenler tarafından yönetilen ülke olarak Ermeni Krallığı gösterilmektedir!
V.Tigranes'in kardeşi Alexander'ın oğlu da VI.Tigranes adıyla Ermeni kralı olmuştur. (Doğal olarak o da Yahudidir!)
http://en.wikipedia.org/wiki/Tigranes_VI_of_Armenia (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9UaWdyYW5lc19WSV9vZl9Bcm1lbmlh)
Tigranes was of Jewish, Nabataean, Edomite, Greek, Armenian and Persian ancestry. He was the child born to Alexander by an unnamed wife.
Soy ağacı:
Herod > Alexander > Alexander > VI.Tigranes
Sonuç olarak Yahudiler, Ermenilerin arasına karışmıştır.
________________________________
Ermeni krallık hanedanı Bagratunilerin (Pakraduniler) de Yahudi asıllı olduğu iddia edilir.
Alıntı YapAyrıca Nemrut Dağı nedeniyle bilinen Kommagene Krallığı da evlilikler yoluyla Ermenilerle akrabadır! (O dönemde bütün krallıklar birbirleriyle akrabalık kuruyordu!)
Kommagene hükümdarları; Perslerle, Makedonya asıllı Seleukoslarla ve Ermenilerle akrabadır!
(Reklamlarda bu nedenle mi "Büyük-büyük-büyük babamız" olarak nitelendiriliyor Nemrut heykelleri?)
demiştim...
Kommagene (Yun.) = Commagene (Latince)
Kommagene hükümdarları:
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_rulers_of_Commagene (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9MaXN0X29mX3J1bGVyc19vZl9Db21tYWdlbmU=)
en baştaki Sames'in adı tıklandığında:
http://en.wikipedia.org/wiki/Sames_of_Commagene (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9TYW1lc19vZl9Db21tYWdlbmU=)
çıkar.
orada Most sources give Orontes III as his father. demektedir. (Ermeni Kralı III.Orontes'in, Kommagene hanedanının kurucusu Sames'in babası olduğu belirtiliyor.)
ayrıca
http://en.wikipedia.org/wiki/Orontes_III (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9Pcm9udGVzX0lJSQ==)
maddesinde de Sames'in, III.Orontes'in oğlu olduğu belirtilmektedir... (Herkes görebilsin diye Wiki linklerini kullanıyorum.)
Sonuç olarak Kommagene kralları kısmen Ermeni asıllıdır! (Ermeni-Yunan-Pers karışımı bir ailedir. / Daha sonraki yıllarda da diğer krallıklarla evlilikler yoluyla akrabalık kurulmuştur.)
Türkler öncesindeki Anadolu Uygarlıklarına da sahip çıkalım ama ölçüyü kaçırmadan!
Alıntı YapErmeni krallık hanedanı Bagratunilerin (Pakraduniler) de Yahudi asıllı olduğu iddia edilir.
Ermeni asıllı Bagratunilerin bir kolu da Gürcüleri yönetmiştir. (Aralıklarla 575-1810 arasında!)
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Bagrationi_rulers_of_Georgia (https://www.hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL2VuLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS9MaXN0X29mX0JhZ3JhdGlvbmlfcnVsZXJzX29mX0dlb3JnaWE=)
Geçmişte (1982-1983 gibi) ASALA terörünün olduğu yıllarda, TRT "Tarihte hiçbir zaman bir Ermeni Devleti kurulmamıştır ve kurulmayacaktır!" derdi...
Bu oldukça yanlış bir zihniyetti!
O dönemde SSCB dağılacak gibi gözükmüyordu... Ama, "Ermeni Devleti kurulmayacaktır!" fazla iddialı bir açıklamaydı! (Hep SSCB'nin dağılmasını ve Orta Asya Türklerinin bağımsızlığını savunmuşumdur ve istemişimdir. / Fakat SSCB birgün dağılacaksa, otomatikman Ermeni Devleti de kurulacaktı!) TRT açıkça saçmalıyordu!
"Tarihte hiçbir zaman bir Ermeni Devleti kurulmamıştır" söylemi de yanlıştı! Kurulmuşsa kurulmuş... Ermeni Devletçikleri, küçük küçük prenslikler ve beylikler düzeyindeydi. Ermeniler hiçbir zaman hiçbir bölgede çoğunluk teşkil etmiyordu.
1071'den sonra Anadolu bizim oldu! BU KADAR!
(Ayrıca ABD 1776'da bağımsızlığını ilan etti. 1071, 1776'dan 705 yıl öncesidir!)
TRT'nin bu hatalı tutumu yüzünden konuyu hiç bilmeyen kitleler oluşmuştur!
________________________________
Hınçak Örgütü 1887'de kurulmuştur. Daha o tarihte Hınçaklar:
"Süryaniler ve Kürtler, Türklere karşı mücadelede kazanılmalıdır." demiştir.
Bugün 1915 yaygarası yapıyorlar... Bunu söyledikleri tarih 1887!
Boğaziçi Üniversitesi 2005 yılında tamamen Ermeni tezlerini savunan bir Ermeni Konferansı yapacaktı. (Gelen tepkiler üzerine geri adım attılar!)
Terör örgütlerinin içinde Ermeni militanlar vardır.
Bilindiği gibi kuruluş tarihi 24 Nisan olan bir terör örgütü de vardır. (Bu örgütün kuruluş günü kasıtlı biçimde, Ermeniler tarafından soykırım günü olarak kabuledilen 24 Nisan olarak seçilmiştir!)
__________________________________
ASALA örgütü Hınçakların uzantısıdır.
Türkiye'de sol ve liberal maskeli çok sayıda Hınçak ve Taşnak üyesi bulunmaktadır.
Bu baslik altinda yapilan paylasimlarin hatirlanmasi icin, bir de guncel bir konuyu paylasmak icin, buraya yazayim dedim.
Sevak Amroyan denilen ermeni'nin "axpers u es" adlı sarkisinda Turklere hakaret etmesini tuhaf karsilayamiyorum, ermeni olarak kendince gorevini yapiyor.
Fakat vatanimizda cirit atan, oteller isleten, mekan sahibi olan, is adamligina soyunan, afedersiniz natasalik yapan ve para kazanmalarina musade edilen moskof itlerine,
tuttugum kin doruga variyor. Kremlin sarayinda bu Sevak Amroyan denen ermeni, Turklere hakaret iceren sarkisini okuyor, Rus devleti buna musade ediyor.
Bu aleni dusmanliktir, Kirim'a ordu sokmak durumu var iken, bu gunlerde boyle hamleleri de yaptiran Rus'lar, onumuzdeki donem Turk dusmanligini artiracak diye dusunuyorum.