Sosyoloji bilimine göre halk, ikna edilmesi gereken bir özne iken; bugün ülkenin üzerine karabasan gibi çöken taşra dincilerinin zihniyetine göre halk, manipüle edilecek bir nesneden ibarettir.
Devlet, toplumun ortak aklının yansıması olmaktan çıkıp, tek bir zihniyetin kabuğuna hapsolmuştur.
Sefalet tiyatrosuna dönmüş olan ekonomi, dindar zenginlik adıyla uydurulmuş, hiç bir ahlaki ve estetik değer tanımayıp, kamu kaynaklarının yağmalanmasını meşru gören; vurguncu, soyguncu ve talancı bir yapıya dönüşmüştür.
Milyonlarca insan sadakaya ve gıda kolilerine muhtaçken, taşranın, siyasal İslâmcı, yeni kodamanları, devlet eliyle, servetlerine servet katıyor.
Ahbap-çavuş ilişkilerinin kutsandığı bu sistemde, fırsat eşitliğinin ortadan kalkmasıyla birlikte, sosyal dayanışmada ölmüştür.
İktidarın en kirli silahı olan medya, halkı bilinçlendirmekle değil, hipnotize etmekle görevlidir.
Bizim dediğimiz her şey gerçek ve kutsal, bizim dışımızdakilerinki ise; yalan, fitne ve ihanettir anlayışı en etkili ve geçerli bakış açısı haline gelmiştir.
Totaliter diktatörlük ideolojik ve yapısal anlamda iyice kök salıp, kalıcılığını sağlama adına, her türlü kanunsuzluğu, gözünü bile kırpmadan, yapacağını çeşitli vesilelerle, defaten, göstermiştir.
Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!