Gönderen Konu: Yeni Osmanlıcı soysuzlara aldanan milletimizin dikkatine! (Cevaplar)  (Okunma sayısı 20105 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akçura

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 18
Abdülhamid'e Göksultan demek ne kadar doğrudur?
Akçura'nun yoldaşları, Mustafa Kemal'in askerleriz!

Çevrimdışı İsmail İpek

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 663
Abdülhamid'e Göksultan demek ne kadar doğrudur?

Abdülhamid Han'ı anlamak için günün şartlarına göre değerlendirmek gerekir.
En basit örneği olarak Osmanlı devleti'nin borcunu ödemeye isteyen lakin, kudüs bölgesini ve hac için istenen toprakları yahudilere para karşılığı vermemesi bile büyük bir devlet adamlığıdır.
Ayrıca nu konu hakkında Atsız Atamızın yazmış olduğu yazıyı ekliyorum.

Alıntı

Nihal Atsız'ın Kaleminden ABDÜLHAMİD HAN

Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.

Daha ilkokul sıralarında belirli bir propagandanın tesirinde kalmaya başlayarak, yaşları ilerledikçe aynı telkinler ile büyütülen nesillerin, o propagandanın yalanlarını bir gerçek gibi benimsemelerinden tabiî ne olabilir?

Öğren yavrum ki On Temmuz bayramların en büyüğü,
Esir millet böyle bir gün zincirini kırdı, söktü.
Ondan evvel geçen günler, bilsen ne siyahtı.
Milletin her iyiliğini düşünecek padişahtı;
Halbuki o zaman sultan,insan değil, canavardı,
Canlar yakar, kan dökerdi, millet ondan pek bîzârdı!
gibi saçmalar, kim bilir hangi kırılası kalemlerle yazılarak okuma kitaplarına geçiyor, körpe beyinlere Sultan Hamîd düşmanlığı aşılıyordu.

Bu düşmanlığı aşılayanlar ilkönce İttihatçılar, yâni hürriyet kahramanları (!) yâni Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yâni, yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar( ve bizdeki adı ile Rumlar ); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudi’lerdi.

Sultan Hamid, bin türlü siyasî tertiple bu azınlıkların azgınlıklarını yere sererken, onlarla birleşerek padişahı tahtından indiren kabadayılar:
Türk, Musevi, Rum, Ermeni,
Gördük bu rûz-ı rûşeni!
şarkısının, bu unutulmaz ahmaklık ve ihanet bestesini söyleyerek meydanları çınlatıyor, Birinci Dünya Savaşı ile mütarekesine kadar Musevi, Rum, Ermeni vatandaşların nasıl bir “rûz-ı rûşeni” beklediklerini anlamamak gibi bir alıklıkla bir imparatorluğu idare ettiklerini sanıyorlardı.

Sultan Hamid’i iyice anlamak için tahta çıktığı zamanı iyi bilmek lâzımdır. Sultan Aziz’in son zamanlardaki çöküntü sırasında, memleketi yürütmek için beliren iki akımdan libaralizmi V.Murat, muhafazakârlığı II.Abdülhamid temsil ediyordu. Liberaller, İngiltere ve Fransa’ya bakarak parlamento ile her şeyin düzeleceğine inanıyor, muhafakârlar, 30 milyonluk imparatorlukta 10 milyon Türk’ün hâkimiyetini sağlamak içim mutlak idareye lüzum görüyordu. Masonlar, Sultan Murad’ı da mason yapmışlardı. Gerçek yüzünü Sultan Murad’a göstermeyen masonluğun arkasında ise Yahudilik ve Avrupa emperyalizmi vardı.

İlk Meşrutiyet Meclisindeki Hıristiyan mebuslar, Türkiye’nin biran önce parçalanması için Ruslar ile savaşa şiddetle taraftar olmuşlardı. Ve gerçekten de neredeyse imparatorluk dağılacaktı. Sultan Hamid, bunu gördükten sonra, meşrutiyeti devam ettirseydi, elbette ki yanlış bir iş yapmış olurdu. Müslüman olmayan mebuslarla birlikte, dışardan körüklenen Arap ve Arnavut milliyetçiliklerine de set çekmek üzere Meclisi kapatması, Sultan Hamid’in en büyük başarısı ve hizmetidir. Bu meclis kapatılmasaydı ne olacaktı? 8 milyon Hırıstiyan ve 12 milyon Müslüman yabancıya karşı, kültür seviyesi hepsinden geri 10 milyon Türkle bu devlet nasıl tutulacaktı? Demokrasi bir çoğunluk rejimi olduğuna göre, Türklerden çok olan Araplar, meselâ, resmi dilin Arapça olmasını teklif etseler ve Arnavutları da yanlarına alsalar, sonuç ne olacaktı? Bütün Türk olmayanlar birleşerek Osmanlı İmparatorluğunun Avusturya-Macaristan gibi federatif bir devlet olmasını isteseler, bunun, nasıl önüne geçilecekti? Karışmak için fırsat gözleyen Avrupa devletlerini kışkırtmak üzere demokratik nümayişler yapılsa, bu ne ile önlenebilecekti?

İşte Sultan Hamid, Meclisi kapatarak bütün bu tehlikeleri önledi ve tahtından indirilmeseydi daha da önleyecekti.

Fakat onun hizmeti bu kadar da değildi. 1877-1878 savaşından yenilerek çıkan Osmanlı ordusunu, o zamanın en mükemmel silâhları ile, meselâ mavzer tüfekleriyle silâhlandırdı. Denizci devletlerin ve Rusların denizden yapmaları mümkün taarruzlara karşı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını tahkim etti. Ve, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle Fransızların 18 Mart 1915 saldırıları bu istihkâmlarla durduruldu.

Mükemmel kurmaylar yetiştirdi. 1914-1918 savaşı ile İstiklâl Savaşı’nı bunlar idare ettiler. Sultan Aziz’in, Ruslarla çarpışıp Kırım’ı kurtarmak için hazırladığı donanma, denizcilik tekniğinin değişmesi karşısında değerini kaybetmişti. 8-10 mil giden gemilerle artık iş görülemezdi. Bunları kadro dışı ederek iki zırhlı ile iki kruvazör aldı. Büyük Osmanlı borçlarının üçte ikisini ödedi. Pek çok okul açıldı. Pek çok yol ve köprü, ayrıca hastahane ve çeşme gibi hayrat yaptırdı. Görülmemiş bir haber alma şebekesi kurdu. Yabancı elçilerden bile casusları vardı. Avrupa’da kuş uçsa haberi oluyor, aleyhimizdeki kararları önceden öğrenerek tedbirini alıyordu. Hilâfeti, Osmanlı Hanedanından almak için Mısır’da kurulan gizli bir derneğin üyelerinden biri Sultan Hamid’in adamlarından biri idi. Balkanlıların mezhep ve milliyet ayrılıklarını körükleyerek birleşmelerine engel olduğu gibi; İngiliz, Alman ve Rusları da birbirine düşürerek aleyhimizde birleşmelerini engelledi.

Bunları yaparken de vezirlerinden, paşalarından kimseye güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş ve koca vezirler, hiç sıkılmadan, yabancı elçiliklere, konsolosluklara sığınmışlardı.

Çok namuslu ve dindar bir adam olduğu için, asla kan dökmemiştir. Mithat Paşa’yı öldürttüğü hakkındaki söylenti iftiradır. Gerçi o, Mithat Paşa’dan şüphe ediyor, onun Sultan Aziz’i öldürtmüş olduğuna inanıyordu. Fakat, dindar bir insan olarak, kan dökmekten, bütün hayatınca çekinmiş, Mithat Paşa ile arkadaşlarının idam kararlarını müebbet hapse çevirmişti. İsteseydi idam kararını imzalayamaz mı idi? Buna hangi kuvvet engel olabilirdi? Bunu yapmayarak sonra, Talif’te suikasta girişecek kadar az zekâlı mı idi?

Memleketi doğrudan tehdit eden Moskof emperyalizmi ile batıdan tehdit eden Avrupa emperyalizmi ve onun temsilcisi İngiltere’ye karşı devleti savunan Sultan Hamid, ayrıca azınlıklar ve gafil hürriyetçiler ile de uğraşmaya mecbur olmuş, güneyden gelen siyonizme de göğüs germiştir.

Sultan Hamid için Osmanlı İmparatorluğunu, soyumuzun düşmanı Moskoflarla hilâfetin düşmanı İngiltere’ye, devletimizin düşmanları siyonizme ve azınlıklara, rejimin düşmanı hürriyetçilere karşı savunmak meselesi ve vazifesi vardı. Bunun için de, kendisinin devlet başkanı kalması gerekti. Kendisi çekilirse, devletin tutunamayacağı hakkındaki düşüncenin doğruluğu, çok geçmeden gerçekleşmiştir.

Şimdi bu kadar büyük bir dâvânın karşısında, Peyami Safa’nın ileri sürdüğü İsmail Safa’nın sürgün edilmesi gibi hâdiselerin ne ehemmiyeti olabilir? İsmail Safa ne istiyordu? Oğlunun iddiasına göre hürriyet! Yani meşrutiyet, serbest seçim. Yani bir alay Arap, Arnavut, Ermeni, Rum, Bulgar, Yahudi ve Sırp’ın Türkiye’nin kaderi hakkında söz sahibi olması... Şimdi akıl, anlayış, vicdan ve millî şuur sahibi olarak düşünelim: Böyle bir sonuca razı olunabilir mi?

Sultan Hamid, sürgün ettiklerine aylık da bağladığına göre, Anadolu’nun en sağlam havalı yerlerinden biri bulunduğu, ahalisinin dinç ve gürbüz yapısı ile belli olan Sivas’ta İsmail Safa’nın ölmesi Sultan Hamid’in kabahatı mıdır? Verem olan İsmail Safa, İstanbul’da kalsaydı, ölmeyecek miydi?

Babasına karşı beslediği sevgi dolayısıyla, Peyami Safa’nın bazı özel düşünceleri olması tabiîdir. Fakat, her gün binlerce kişiye seslenen bir yazarın, Sultan Hamid gibi büyük bir padişahı, Osmanlı sultanlarının en cahili ve kanlısı diye göstermeye kalkması, doğru mudur?

“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.

Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?

Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.

Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?

O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?

Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.

Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.

Ve sokmadı da...

Ne diyelim? Durağı cennet olsun...

Kaynak

H.Nihal Atsız
Ocak Dergisi , 11. Sayı , 11 Mayıs 1956

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2250
         Yeni Osmanlıcı soysuzlara aldanan milletimizin dikkatine!
Tayyip Erdoğan Dersim için özür dilemiş.
Hem de devlet adına.
Haydi ordan bre densiz sen kimsin devlet kim?
Şaşkaza başbakan oldum diye kendini devlet mi sanırsın bre dangalak?
Tarihle yüzleşeceklermiş?
Haydi buyursunlar, gerçek tarihle yüzleşecek yüzleri ve takatleri varsa.
Türklüğün derin vicdanı olmuş Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk sizin ağabalarınızın ipliklerini birer birer pazara çıkarıp o sarıklarınızın altında, o cüppelerinizin içinde hangi Türk ve İslam düşmanı mahfillerle el ve işbirliği yaptıklarını birer birer orataya koymadı mı?
Haydi şereften yoksun said-i kürdi(şimdilerde nursi olduya, neyse) teşkilat-ı mahsusa tüzüğünü Almanlar nam-ı hesabına Almanlardan aldığı memuriyet ve ödenek karşılığında yazmadı desenize.
Haydi Cumhuriyet Meclisi çatısı altında anacağınız Abdulaziz namlı Osmanlı padişahı İngiliz Kraliçesinden "Hıristiyanlık Büyük Hizmet Şövalyelik Nişanı"nı almadı desenize.
Şu günlerde İngilterede bulunan Abdullah Güle 'de aynı nişanı taktıklarından zerre şüphem yoktur.
Haydin siz diyin ki biz İngiliz, Fransız, Alman köpeği değiliz?
Ben de sizin de ağabalarınızında dün de bu gün de Alman'a İngiliz'e, Fransız'a, yani azgın Türklük ve İslamlık düşmanı haçlı batıya, nasıl köpeklik ettiğinizi belgesiyle ispat etmezsem nesebi belirsiz bir veled-i zina olayım.
Ve hatta sizin gerçek ve samimi bir mümin ve müslüman olmadığınızı bile ispat etmezsem taşıdığım kan ve mübarek Türk adı bana haram olsun!
Ne diyor Maide suresi 51. ayeti?
"Kendinize Allah'tan başkasını veli edinmeyin"
Sizin veliniz de mevlanız da haçlı batı değil mi ulan binbir suratlarından binbir türlü çirkef, riya ve şerefsizlik akan alçaklar!
Sizin o kutsanmış Türk Başbuğu Hazreti Atatürk'e olan öfkenizin tek sebebi vaktiyle sizi "velisiz" ve "mevlasız" bıraktığı için değil mi.
Haydi yalan deyin!
Bilmem kaç milyonluk koskoca(!) imparatorluktan, Osmanlıdan, bir tek adam çıktı ve O adam hakikaten adamdı.
O adamın ahlakı da, karekteri de, seciyeside İsrail Oğullarına gelen peygamberlerden daha yüksekti ve siz bunu bildiğiniz için O büyük adam karşısında hep ezildiniz, küçüklüğünüzü hissederek alçaldıkça alçaldınız!
Sizin Türklüğün Bozkurt oğlu Türk Yalavacı Gazi Başbuğ Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK hazretlerine olan düşmanlığınızın tek sebebi bu değilmi ulan alçaklar?
O adam var oldukça sizin adam olmadığınız hep belli olacak.
İşte onun için O ADAM'ı yok etmeye çalışıyorsunuz.
Gerçi O'nu yok etmeye gücünüz yetmeyecek ama..
Hele devran size dönerken kirletin şimdilik ortalığı...
İcra edin bozuk kanınızın bütün hükmünü!
İcra edin ve hatta haddinizi aştıkça aşın ki Türk'ün mukadder olan günü geldiğinde Türklüğün hınç ve kininin şiddedi azim olsun!
Son söz: Türk atasözü.
Keser döner sap döner, gün olur hesap döner!

TTK.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
  • UÇMAĞA VARDI, TANRI DAĞLARINDA!
 BAŞBUĞ ATATÜRK'e dil uzatacak kadar kuduzlaşan bu it sürüsünün kendilerini nasıl adlandırdıklarının çok bir önemi yoktur. Meydanı boş bulan salyalı kuduz itleri muhatap almayacağız.

 Bir it size havladığında onunla münakaşa girmez; sahibiyle muhatap olursunuz ! Bizim muhataplarımızda bunların sahibi olanlardır. Bu besleme, yanaşma enikler hiçbir Türk'ün dengi değildir, olamazda ! 

  BAŞBUĞ ATATÜRK'ü ve onun aziz hatırasını lekelemeye, yok etmeye ne sizin ne de sahiplerinizin gücü yeter ! Bunu iyi belleyin ! İstediğiniz kadarda havlayıp hırlayıp durun. İt ürür, kervan yürür !

 TTK
 



   


23 EKİM 2023'DE, ELİM BİR TRAFİK KAZASI SONUCU, UÇMAĞA VARDI.
ŞİMDİ; TANRI DAĞINDA, ATALAR YURDUNDA, ATSIZ ATA MAKAMINDA, BAŞBUĞLAR OTAĞINDA, ERİNÇ İÇERİSİNDE!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2250

Tarihle yüzleşeceklermiş?
Haydi buyursunlar, gerçek tarihle yüzleşecek yüzleri ve takatleri varsa.


Alıntı
Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanı, vekili, akıl hocası hep birden aynı çağrıyı yapıyorlar:
 “Tarihimizle yüzleşelim...
Hazır Abdullah Gül Londra’da, “demokrasinin beşiğinden sesleniyorum” psikolojisiyle, “Bir ülkenin vatandaşına bana hesap sorabilirsin hakkını vermesi çok önemli” demiş ve bir nevi “dokunanın yanmayacağı”na dair garanti vermişken, yüzleşelim tabii...

Yüzleşelim ki millet bilsin, yüzyıllarca “Hoca” diye, “Efendi” diye, “Paşa” diye, “Sultan” diye nasıl hainini sırtında taşımaya mecbur edildiğini...
Yüzleşelim ki millet tanısın, milliyetçilere “kafatasçı” diyenlerin “Türk’ün kafatasından kan içen” dedelerini...
Yüzleşelim ki millet öğrensin, bin yıldır bir türlü doğrulamamasının nedenini:
Sırtındaki hançer izleri!

Hislerime tercüman olmuş, adeta lafı ağzımdan almış, Selcan TAŞÇI Hanımefendi.

Selcan Hanımdan hakkını helal etmesini dileyerek yazısını ekliyorum.

TTK.

Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2250

Tarihle yüzleşeceklermiş?
Haydi buyursunlar, gerçek tarihle yüzleşecek yüzleri ve takatleri varsa.

Boy hedefi yaptıkları Başbuğ Atatürk'ü kiminle ve neyle vurmak istiyorlarsa onunla yüzleşelim.
Kimi istiyor ve diliyorlarsa buyursunlar yüzleşelim.
Osmanlının ihtişamlı şahsiyetlerini mi koyarlar, şanı arşa varmış(!) din adamlarını mı getiriler, mazlum diye diye ağlaştıkları ağlak oğlanlarını mı getiriler kendileri bilir.
Onlar getirsin biz onların ne mal olduklarını, Türklüğe karşı yürütülen hangi haysiyetsizliğin figuranlığıyla ellerini ve vicdanlarını kirlettiklerini birer birer ortaya dökelim.
Fatih'de dahil, Atsız Beğ'in Göksultan dediği Abdulhamit de dahil, Ebu Suud Efendileri de dahil, ve hatta Enver Paşaları da dahil, Mehmet Akifleri de....
Kimi diliyorlarsa ve Başbuğ Atatürk'ü kiminle vurmak istiyorlarsa buyursun gelsinler, getirsinler, yürekleri varsa.

Alıntı
Deri cinsine göre kiminde “yüz kızartıcı”, kiminde “morartıcı”, kiminde “kireç gibi yapıcı”, kiminde “yerin dibine batırıcı” yan etkileri olacak mutlaka ama madem ille de “yüzleşmek” istiyorlar, "hamama giren terler" misali, ödeyecekler artık “ecdad” mirası “Pandora’nın Kutusu”nu açmanın bedelini! (*)

Atatürk'e en az düşmanlık ve husumet gütmüşünün bile altından bir kalbur cücük çıkartmazsak Başbuğ Atatürk bizi evlatlıktan reddetsin!

TTK.

(*)Alıntı yaptığım bu ifadeler Selcan TAŞÇI hanımefendiye aittir.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2250
Bırakın bir ülkenin yöneticisini sıradan bir aile babası sorumluluğu taşıyan birisi bile, taşıdığı sorumluluğun gereği, belli ölçü ve prensipler doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
Bir halk deyiminde "kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz" denilmektedir.
Ülkenin başbakanı sıfatını taşıyan (daha doğrusu taşıyamayan) Recep Tayyip Erdoğan Necip Fazıl Kısakürek adlı arap devşirmesi mürtecinin iftira ve ifratlarla dolu lağım poşeti rezaletindeki "Son Devrin Din Mazlumları" adlı kitabını kamera ve objektiflere göstere göstere elinde taşıyor.
Bir insan bu kadar mı beyinsiz olur?
Bu kadar mı gözlerini fanatizmle karartır?
Bu kadar mı Türklüğün milli mukaddesatına karşı saldırıya geçer?
Hem de Necip Fazıl denilen devşirme müfteri ve mürteciyi kendisine referans yaparak?
Başbakanın bu yaptığı başka bir ülkede olsa karikatür konusu olurdu?
Necip Fazıl denilen müfteri mürtecinin "Son Devrin Din Mazlumları" adlı lağım çukurundan beter kitabında ileri sürdüğü şeylerin hiç birisinin ne hukuki, ne vicdani ve ne de maddi delili mevcut değildir.
Bu kitapta "yunanla işbirliği" belgelendiği için idamına hükmedilen İskilipli Atıf Hoca denilen vatan haini, Şapka Kanunundan önce yazdığı Frenk Mukallitliği adlı kitabından dolayı idam edildi diye yazmaktadır. Oysaki mahkeme kayıtlarında bu suçtan "kanun geriye işlemez" hükmüyle beraat ettirilmiştir.
Başbakanın kılavuzları bunlardır.
Kargayı kendisine kılavuz yapanların hal ve kaderi yalnızca karganın kaderiyle kalmayacaktır.
Başbakan Dersim'iz Seyit Rıza diyor ama, Seyit Rıza'nın yaptıklarına ve de akibetine hiç bakmıyor.

TTK.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Akçura

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 18
Yahudiler'e vermediği toprakların yanında bir de Ayestafanos(Yeşilköy) hezimeti vardır ki imzalayan paşaya bizzat "Ne isterlerse verin" talimatı vardır kendisinin. Gerçi bu anlaşma iptal edilse de daha sonra daha da ağırı imzalanmıştır. Şevket Süreyya Aydemir "Enver Paşa" isimli kitabının 1. cildinde bunu belgeleriyle aktarmakta. Sadece bu değil, Abdülhamit'in ne kadar devletten ve ülkeden bihaber, ne kadar kendi saltanatına düşkün, ne kadar bilgisiz ve aynı zamanda birçok kez paranoya belirtileri gösterdiğini yazar. Tabiki hepsi belgeleriyle kitapta mevcut. Tabiki birkkaç olumlu yanı da vardır ama öyle çok olumsuz yanı vardır ki olumluları gölgede bırakır. Bu nedenle Abdülhamit'e göksultan denemez. Hele ki ona karşı mücade eden Enver Paşa'nın idealine sahip olduğunu idda eden bizler bunu hiç diyemeyiz. Tutarlı olmak lazımdır.
Akçura'nun yoldaşları, Mustafa Kemal'in askerleriz!

Çevrimdışı İsmail İpek

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 663
Sayın Akçura;

Tutarlı olmaktan bahsetmişsiniz yalnız yukarı da adını yazdığınız "Şevket Süreyya Aydemir" hayatı boyunca tutarlı olamamış birisidir.

Bundan dolayı yanlış örnekler ve yanlış kişiler üzerinden konuşmanın bir mantığı yoktur.

Şevket Süreyya Aydemir yerine Atsız Ata'nın eserlerini kaynak almanız gerekmektedir.




Çevrimdışı Akçura

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 18
Sayın Akçura;

Tutarlı olmaktan bahsetmişsiniz yalnız yukarı da adını yazdığınız "Şevket Süreyya Aydemir" hayatı boyunca tutarlı olamamış birisidir.

Bundan dolayı yanlış örnekler ve yanlış kişiler üzerinden konuşmanın bir mantığı yoktur.

Şevket Süreyya Aydemir yerine Atsız Ata'nın eserlerini kaynak almanız gerekmektedir.





Evet, kendisi Türkçü-Turancı bir kimliğe sahipken daha sonra Komünistler içerisinde de varlık göstermiştir, son olarak ise Kemalist kimliğiyle tanınmıştır. Kemalizm ile Türkçülük bir bünye de olabilse de Komünizm'in pek olabileceğini sanmıyorum. Lakin bu kendisinin çelişkisidir, kitapta paylaştıkları ise belgelere dayalı gerçekler. Biz tutarlı olalım ki yarın öbür gün başkası da bu Türkçüler ne tutarsız adamlardı demesinler.
Akçura'nun yoldaşları, Mustafa Kemal'in askerleriz!