Son İletiler

Sayfa: 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10
41


https://x.com/samiltayyar27/status/2021341029882896453
Alıntı
Kabinedeki yeni atamalar, bir nöbet değişimidir.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yeni görevlerinde başarılar diliyorum.

Çiftçi, aynı zamanda hafızdır.

Bildiğim kadarıyla ilk kez bir hafız bakanımız oldu.
................

: )
42
Duyurular / Ynt: Sunucu Hataları ve Bakım
« Son İleti Gönderen: [Hun Türk] 11 Şubat 2026 »
E-posta hizmeti aldığımız sunucuyu değiştirdik. An itibariyle e-postalarda sıkıntı yok. Türkçe karakter olayını da halletik gibi : ).

Yakın zamanda UNIX işletim sisteminin sürümünü değiştireceğiz. O sıra git gel olabilir.

Üye kaydını tekrar kapattık.


Alıntı
ULAK (iletişim)

Bize lütfen aşağıdaki e-posta adresinden ulaşınız.

Konu teknikse ilgili arkadaşımız size ulaşacaktır.

Lütfen e-postanıza varsa, Twitter, Instagram ya da Facebook adreslerinizi de ekleyiniz.

otag {{@]]}} posta.hunturk.net  Teknik, Dns, Barındırma, Telif, Gizlilik v.b
43
Dünyanın en zor işi, Türk Milletini, ayağa kaldırmaktır.
Bundan daha zor olanı ise, harekete geçince, bu milleti durdurmaktır!

Gâzi Başbuğ Atatürk

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
44
Oğuzun uykusu ağırdır. Bıçak kemiğe değmeden, uyanmaz.

Dede Korkut

Tañrı Türk'ü, böyle yaratmış!
N'eylersin?

Uyandırnaya çalışacağız.

Bıkmak yok!
Usanmak yok
Yorulmak yok!


Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
45
Dört halifenin üçü, görevleri başındayken, suikaste kurban gitti.

Hz. Ali ile Hz. Aişe'nin karşı karşıya geldiği Cemel Vak'asında 20 bin Müslüman öldü.

Hz. Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffin Savaşında ölen Müslüman sayısı ise yetmiş bin.

Günümüzde öldürülen her on Müslümanın dokuzunu Müslümanlar öldürüyor.

Öldüren Allah yolunda cihat yaptığına, ölen ise Allah yolunda şehit olduğuna inanıyor.

Ölen de, öldüren de tekbir getirip, birbirini küfürle suçluyor.

İslâm tarihi bunun sayısız örnekleriyle dolu.

Bu kan niye durmuyor ve bu işte bir tuhaflık yok mu?

Bu soruların cevabı bulunmadığı müddetce iki milyarlık İslâm Âlemi, oniki milyonluk İsrail'den dayak yemeye devam edecektir.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
46
TÜRKÇÜLÜK / Ynt: MAKBUL GÖRÜNÜMLÜ MEL'UNLAR!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 11 Şubat 2026 »
Bir maymunu, maymunlar cennetinde. sınırsız muza kavuşacağı vaadiyle, elindeki muzu vermeye, asla, ikna edemezsiniz.

Peki insan, öyle mi?

Salyalı sümüklü soytarıların, yalancı cennet vaatleriyle, her şeylerini veriyorlar

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
47
Bu ülkede; zekâları amip, ahlâkları ise çakal seviyesinde olan bir gürûh, Türklüğün kurtarıcı ve kurucu önderi, Gâzi Başbuğ Atatürk'e hakâret ediyor.

Tañrı, tarih ve Türklüğün derin vicdanı sizi affetmeyecektir.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
48
Yine birbirinden güzel, akıcı, anlatım zenginliğine sahip ve Türk kültür, felsefe ve yaşamını yansıtan metinleri bir solukta okuduk.
Çok özel ve ciddi kültür mirası bunlar.

Masal anlatıcılığı, sözlü kültürün en eski ve en etkili anlatım biçimlerinden biridir.
Masallar, hayal gücünü besleyen, eğitici ve eğlendirici hikâyelerdir.
Uydurma, yaratıcılık, hayal gücü sanatın dolayısıyla masalın en ayırt edici özellikleri arasındadır.
Masallarla büyüyen bir çocuk, milli ve manevi değerlerle yoğrulmuş bir birey olur. Çocukken dinlediğimiz masallardaki kahramanlar bilinçaltımıza önemli rol modeller olarak işlendi ve kişiliğimizin oluşmasına büyük ve kalıcı katkılar sağladı.

Sayın Serdar Yıldırım Beğ ,Ömer Seyfettin çizgisinde, Türk hikayeciliği ve masal ekolünü başarıyla sürdürüyor.
Elinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık değerli Üstadım.
Devamını, sabırsızlıkla, bekliyoruz.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
49
GÜNCEL / Ynt: Bahçeli : Yeni Kürt Açılımı
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 09 Şubat 2026 »
Devlet Bahçeli TBMM grup toplantısında:

- Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.

Demiş.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cenk Özatıcı, Bahçeli'nin bu açıklamasına karşı;

- Sizi huzurevine göndermeden bu Anadolu huzur bulmayacak.

Yanıtını vermiş.

Tarihi cevabı ise, Uluğ Bilge Atsız Beğ, ta 1969 yılında, sanki bu günleri görmüş gibi:

Bir hainin affını istemek, merhamet duygusundan değil, ancak ihanette ortak olmaktan doğan, aşağılık bir davranıştır.

Sözleriyle vermişti.

Kimse söyleyemiyor ama işin ve sözün doğrusu:

Bahçeli huzurevine değil, teneşire yatmadan, bu memleket huzur bulmayacaktır.

Uluğ Bilge Atsız Beğ'e saygıyla...

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
50

KELOĞLAN'IN İKİZİ
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zamanda bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan kasabaya gitmiş. Keloğlan'ı han odasından gören İsmail adındaki genç adam gözlerine inanamamış. Gördüğü tıpkısının aynısı kendisiymiş. Elbiseler farklıymış. Onun elbiselerini ben giysem herkes beni o zanneder. Ben de onlara pek güzel hayat dersi veririm, diye düşünmüş. Yüzünü, kafasını araplar gibi sarmış. Arapların öyle dolaşmasının sebebi, aşırı güneş ve çölde oluşan kum fırtınalarıymış. Kadınların saçlarının arasına kum dolunca yıkamakla çıkmazmış. Aşırı sıcakların ve çöl fırtınasının olmadığı yerlerde arap kadınlar, açılır, saçılırmış.
İsmail, Keloğlan'la arkadaş olmuş, kasabada gezmişler, dolaşmışlar. İki gün sonra İsmail, kadıya giderek, Keloğlan altın dolu kesemi çaldı diye iftira atmış ve onu zindana attırmış.

Ertesi gün İsmail terziye diktirdiği elbiseleri giymiş ve Keloğlan gibi sağa sola selam verip yürüyerek, sesini taklit ederek Keloğlan olup çıkmış. Sonraki on gün Keloğlan'ın ününden yararlanan İsmail pek çok kasabalıyı dolandırmış, borç alıp ödememiş, kavga çıkararak adam dövmüş ve sonunda kadıya giderek şikayetinden vazgeçtiğini söylemiş, Keloğlan'ı bırakmasını istemiş ve ortadan kaybolmuş.
Zindandan çıkan Keloğlan kasabada gezerken şaşırmış kalmış. Keloğlan'ı görenler, aman, Keloğlan geliyor bizi dolandıracak, aman Keloğlan geliyor bizi dövecek, diye aşağı yukarı kaçışmışlar. Dükkan sahipleri kapılarını kilitleyip evlerine çekilmişler. Pazar yerine gittiğinde ortalık boşalıvermiş. Pazar yerinde kimse kalmamış.

Keloğlan adamların arkasından bağırmış:  " Ağalar, etmeyin, eylemeyin, neden benden kaçarsınız? Suçum neyse bileyim. "
Bunun üzerine adamın biri aralıktan çıkmış:  "Benden borç aldın ödemedin. " demiş. Bir diğeri evin arkasından çıkmış:
" Beni geçen gün borç vermedim diye dövdün, bak kolum sarılı. Bir başka adam:
" Zorla evimi elimden alıp başkasına sattın. Bir haftadır sokakta yatıp kalkıyorum. "
Pek çok kasabalı yaptıklarını anlatıp Keloğlan'ı Keloğlan'a şikayet etmişler.
Keloğlan: " Ağalar, ben on gündür zindandaydım. Bu olanlardan haberim yok. Aç kalırım kimseyi dolandırmam, aç yatarım kimsenin evini elinden almam. Şimdiye kadar kavgalara karıştım ama  dayak yiyen ben oldum. O koca adamı ben nasıl döveyim? Beni bilmez misiniz, beni tanımaz mısınız? Nasıl olur da kötü olduğuma inanırsınız? "

Keloğlan'ın etrafındaki adamlardan biri: " O zaman sen değilsen beni kim dövdü? Bu kadar adamı kim dolandırdı? Beni döven sendin veya senin ikizin gibiydi. Keloğlan hakikaten senin bir ikizin var mıydı? Yani mesela dedim. "
Keloğlan: " İkizim mi? Olabilir mi? Hiç bilmiyorum. Bu işi bilse bilse anam bilir. Buyrun anama gidelim. "
Keloğlan önde, kasabalı arkada, Keloğlan'ın anasına gitmişler. Olanları anlatmışlar ve Keloğlan'ın bir ikizinin olup olmadığını sormuşlar.
Keloğlan'ın anası: " Doğrudur. Keloğlan'ın bir ikizi vardı. Gece biz uyurken hırsızlar eve girmişler ve onu kaçırmışlar. Çok aradım izini bulamadım. Acısını kalbime gömdüm. Yanımda bir bu kel kafalı kaldı. Bütün sevgimi ona verdim. "
Kasabalının biri: " Öbürü de bunun gibi kel kafalı mıydı? "
Keloğlan'ın anası: " Evet doğru. O da bunun gibi keldi. Kafasında bir tel saç yoktu. Kafasına konan sinek, duramaz, kayar, yere düşerdi. Bunun adı İbrahim, onun adı İsmail'di. "
Bu sefer kasabalı önde, Keloğlan arkada, kadının huzuruna çıkmışlar. Kadı, Keloğlan'ın on gündür zindanda olduğunu ve bugün salıverildiğini söylemiş. Kasabalı, İsmail'den şikayetçi olmuş. Kadı, kendisinin de aldatıldığını, İsmail'in peşine kolcuları gönderdiğini, yakalanmasının an meselesi olduğunu belirtmiş.

Haftasına kolcular İsmail'i kasabaya getirmişler ve kadının karşısına çıkarmışlar. Huzurda kasabalı toplanmış. Deliller onun aleyhineymiş. Suçu sabitmiş. Kadı, İsmail'i ömür boyu hapse mahkum etmiş. Fakat Keloğlan ile anası gelince işler değişmiş. Keloğlan ile anası, kardeşim, oğlum deyip İsmail'e sarılmışlar. Ağlayıp, yalvarmışlar, gözyaşı dökmüşler. Bunun üzerine İsmail pişman olduğunu söyleyip herkesten özür dilemiş. Kime ne borcum varsa çalışıp öderim deyince kasabalıdan kopmalar başlamış. Kasabalı şikayetini geri alınca dava düşmüş ve kolcular İsmail'in bağlı ellerini çözmüşler.

Keloğlan ve anası, İsmail'i evlerine götürmüşler. Akşam yemeğinden sonra yatıp uyumuşlar. Sabah olunca Keloğlan ile anası uyanmışlar. Bir de bakmışlar ki, İsmail'in yatağı bomboş. Çünkü o gece yarısı kaçıp gitmiş. Biraz sonra mutfakta tarhana çorbası pişiren Keloğlan'ın anasının aklına bir tencere içine sakladığı paralar gelmiş. Paralar yerinde yokmuş. Anası sormuş:  " Keloğlan bu tencerenin içinde para vardı. Sen mi aldın? "
Keloğlan: " Hayır ana, ben almadım. "
Anası: " O zaman kim aldı? "
Keloğlan: " Paranın kokusunu alan biri. Benzerim, ikizim. "
Anası: " Evde sadece orada para vardı. Ortalık dağınık değil, çekmeceleri karıştırmamış. Mutfağa yönelmiş ve parayı bulmuş. "
Keloğlan: " Ana, bu para olayını kadıya söylemezsin umarım. "
Anası: " Yok oğul, kimseye bundan söz etmek yok. İsmail nerede diye soranlara, acele işi varmış, gece gitti deriz. Başka ne diyeyim oğul. "

Onlar paralarını çaldırmışlar, biz çaldırmayalım.
Huylu huyundan vazgeçmezmiş bunu unutmayalım.
Cezasını çekmeden suçluyu affetmeyelim.
Bu öğüdü vermeden masalı bitirmeyelim.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Sayfa: 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10