Gönderen Konu: MİSYONERLİK: HAÇLI BATI'NIN, TÜRKLÜĞE KARŞI, BİN YILLIK SİLAHI!!!  (Okunma sayısı 140475 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
17 AĞUSTOS DEPREMİ

    17 Ağustos 1999'da meydana gelen Marmara depreminden sonra Adapazarı merkezli olarak San Maritas Kampı, Cap Anamur Köyü ve açılan ev kiliselerinin yanısıra Vatikan'ın Caritas adlı örgütü de faaliyet yürüttü. Caritas, depremden sonra Sakarya Üniversitesi ve Körler Derneği'de dahil olmak üzere kitle örgütleriyle temas kurdu.

    Caritas, Sakarya Üniversitesiyle yakın işbirliği içindeydi. Caritas, 1 Mart 2002 tarihinde Sakarya Üniversitesi'ne gönderdiği bir yazıyla, "sosyal rehabilitasyon" amaçlı bir eğitim projesiyle öğretmenleri eğitmek istediğini bildirdi. Projenin adı, "Okul Aile İşbirliği". Proje, daha önce Yugoslavya'da da uygulandı. Vatikan Büyükelçiliği Caritas Üniteleri Müdürü Adriano Franchini imzalı yazıda, öğretmen eğitiminde yer alması istenen öğretim görevlilerinin listesi de verildi. Ve Caritas'ın talebi, üniversite yöneticilerinin 29 Mart 2002 tarihinde yaptığı toplantıda aynen kabul edildi...

Kaynak : Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
WASHİNGTON VE LONDRA'DA KAMPANYA: TÜRKİYE'YE TURİST GELMEZ!!!
   
    Bir de "inanç turizmi" var. Emniyet'in İzmir ve İstanbul'da yaptığı operasyonlardan sonra ortaya çarpıcı bir gerçek çıktı. İzmir'de Hıristiyanlığı yayma faaliyeti yürüten 16 ABD'li misyoner, 29 Temmuz 1999 günü gözaltına alındı. Amerikalı misyonerlerin 15'i, 30 Temmuz 1999 sabahı Adnan Menderes Havalimanı'ndan İstanbul aktarmalı bir uçakla ülkelerine gönderildiler.

    ABD Büyükelçiliği, misyonerleri Türkiye'ye getiren Mattheus Hendrikus adlı kişi için İzmir Emniyet Müdürlüğü'ne başvurdu ve hemen serbest bırakılmasını istedi. Güney Afrikalı olan Hendrikus, Trabzon'da oturuyor ve bir turizm acentasında çalışır gözüküyordu. ABD Büyükelçiliği'nin isteği ve Hendrikus'un ikamet adresi göstermesi üzerine savcılığa çıkarılmadan serbest bırakıldı.

    İzmir Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 12 Eylül 1999 Pazar günü ise "İzmir İsa Mesih Topluluğu Kilisesi" adı altında faaliyet yürüten 40 kişi, kilise haline getirdikleri apartman dairesinde ayin sırasında gözaltına alındı. Daha önce kilise için İzmir Valiliği'ne başvuran ancak "evraklarını tamamlamadıkları" gerekçesiyle başvuruları kabul edilmeyen iki Amerikalı, üç Güney Koreli, bir Avustralyalı ile birlikte ayine katılan 34 Türkün de ifadeleri alındı. Kilise mühürlendi, gözaltındakiler "izinsiz ibadet yeri açmak ve izinsiz toplantı düzenlemek" suçundan savcılığa sevk edildi. Ancak "Takibata mahal olmadığı" kararıyla serbest bırakıldılar.

    Polis, 3 Ekim 1999 tarihinde ise İstanbul Zeytinburnu' ndaki misyoner kilisesine operasyon yaptı.

    Misyonerlere yönelik operasyonların ardından ABD ve İngiltere'de büyükelçiliklerimize protesto mesajları yağmaya başladı. Mesajlarda, operasyonlar protesto ediliyor ve "Türkiye'nin Hıristiyanlar için güvenle gidilecek bir ülke olup olmadığı" soruluyordu! ABD ve AB'nin desteğiyle misyonerliğe karşı operasyonların devam etmesi durumunda, Türkiye'ye turist gelmeyeceği tehdidini öne sürdüler.

    Üstelik İzmir'de korsan kiliseleri açan "yerli" misyonerlerin "inanç turizmi" yapan rehberler olduğu da itiraf edildi. Londra Büyükelçiliği Tanıtma Müşaviri Sivas Küce imzalı, 22 Eylül 1999 tarih ve "İvedi" uyarısıyla Turizm Bakanlığı'na gönderilen yazıda şöyle deniyor:

    "Müşavirliğimize son günlerde ulaşan ve ülkemizde din ve inanç hürriyeti ile ilgili soruları içeren yazılar ilişikte sunulmaktadır. Yazıların incelenmesinden de görüleceği üzere geçtiğimiz günlerde İzmir'de ayin yapan bazı Hıristiyanların polis tarafından tutuklandığı konusunda basında yer alan haber çeşitli tepkilere yol açmış bulunmaktadır.

    Müşavirliğimize yapılan konu ile ilgili başvurularda turist olarak Türkiye'ye gitmeyi planlayan kişilerin yanı sıra ülkemizde tur düzenleyen bir tur operatörü de bulunmaktadır."
Yazılarda dile getirilen konular aşağıda özetlenmektedir.

    Yazıların hepsinde Türkiye'nin Hıristiyanlar için güvenle gidilecek bir ülke olup olmadığı sorulmaktadır. Bunun yanı sıra kilisede dini inançlarına uygun olarak ibadet eden kişilerin silahlı polislerce tutuklanması ve orada bulunan çocukların binada yalnız bırakılmasının tepki ile karşılandığı, bu davranışın insan haklarına aykırı görüldüğü belirtilmektedir. 'Hugh Annand' imzalı yazıda inanç hürriyetinin Anayasa garantisi altında olduğu belirtilerek, hükümetin güvenlik güçleri üzerindeki kontrolü ve bu teşkilatın anayasaya bağlılığı sorulmaktadır. 'Mastersur' adlı tur operatörünün yöneticisi Bob Fleming'den alınan yazıda ise tutuklanan kişilerden bazılarını tanıdıkları, bu kişilerin Efes ve Yedi Kiliseler gibi Hıristiyanlarca kutsal sayılan yerlere düzenlenen turlarda büyük ölçüde yardımcı oldukları belirtilerek yetkililerin bu davranışları insafsızlık olarak nitelendirilmektedir. Deprem sonrasında tüm dünya kamuoyunda oluşan olumlu yaklaşımların bu tür olaylardan olumsuz olarak etkileneceği, Türkiye üzerine kurulan tatil planlarının da gelecek açıklamalar çerçevesinde gözden geçirileceği bazı mektuplarda belirtilmektedir.

    Söz konusu yazıları gönderen kişilere Müşavirliğimizce ilk etapta Türkiye'nin din ve inanç hürriyetinin yasalarla güvence altına alındığı, tüm büyük dinlere kucak açan bir ülke olduğunu vurgulayan birer mektup gönderilecek, bahse konu olayla ilgili olarak gerekli bilgiler alındığında daha açıklayıcı cevaplar da verilecektir. Bu tür yayınların ve tepkilerin sürmesi halinde gerek ülkemiz imajının ve gerekse turizmimizin bundan büyük zarar göreceği dikkate alınarak, söz konusu başvuruların en etkin şekilde cevaplanabilmesi için olayla ilgili detaylı bilgilerin Müşavirliğimize iletilmesine ihtiyaç duyulmaktadır."

    Aynı kampanya ABD'de de yapıldı. 25 Ekim 1999 tarihli, Washington Büyükelçiliği Tanıtma Ataşesi Sami Orçun imzalı, Turizm Bakanlığı'na gönderilen yazıda şöyle deniyor: "Son günlerde, Müşavirliğimize gelen çok sayıda telefonda, 12 Eylül ve 3 Ekim 1999 tarihlerinde İzmir ve İstanbul-Zeytinburnu'nda bulunan Protestan kiliselerine polis tarafından girildiği, Türkler, ülkemizde yaşayan yabancılar ve turistlerin gözaltına alındığı belirtilerek bu husus kınanmaktadır.

    Müşavirliğimize telefonla başvuranlara, gözaltına alınanların ve kiliselerin isimleri gibi hususlarda bilgileri olup olmadığı sorulmuş ancak başka bir bilgi edinilememiştir.

    Bilgilerinize ve konunun incelenerek böyle bir olayın olup olmadığı, olmuş ise nedeni ve ilgililere bilgi verilmek üzere sonucun Müşavirliğimize bildirilmesi hususunda gereğini talimatlarınıza arz ederim.
"

    Londra ve Washington büyükelçiliklerine gönderilen protestolarda önemli bir itiraf var: Misyonerlik faaliyetini yürütenler aynı zamanda "inanç turizmi" yapıyor! Bob Fleming adlı tur operatörünün gönderdiği protesto yazısında bu açıkça belirtiliyor. ABD ve İngiltere'de büyükelçiliklerimize ulaşan kampanyanın nedeni İzmir ve Zeytinburnu'nda polisin yaptığı operasyondu.

    Peki Türkiye'nin muhataplarına operasyonların apartman ve işhanlarında kurulan misyoner kiliselerine yönelik olduğu, bu bölgelerde hiç Hıristiyan yurttaşın yaşamadığı halde korsan kiliseler açıldığı, meselenin inanç özgürlüğü olmadığı, acaba söylendi mi?

    Ancak daha önemlisi, hiç kimse, mahallelerde, apartman dairelerinde, işhanlarında kurulan "kiliselerin" turistler için ne gibi bir "çekim merkezi" olduğunu sorgulamadı!

Kaynak : Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
DİYARBAKIR'DA MİSYONER KİLİSESİ

    ABD'de basılan ve Protestanların el kitaplarından sayılan "Operations World-Hedef Tüm Dünya"nın 1993 yılı baskısına göre, misyonerler Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde 200 vatandaşımızı Hıristiyan yapmayı başardılar. Kuzey Irak'ta ise sayının binlerle ifade edildiği belirtiliyor. 1991 Körfez Savaşı'ndan bu yana ABD ve Batı'dan gelen NGO'ların (hükümet dışı kuruluşlar) ve birlikte çalıştıkları Çekiç Güç'ün bu faaliyetin merkezinde oldukları ise bizzat TBMM'de defalarca dile getirildi.

    Diyarbakır'da 1999-2000 yıllarında bölgeye giden yabancı misyonerler yaklaşık 30 aileyi Protestan yaptı. Diyarbakır'ın göbeğinde Sur beldesi Lalepaşa mahallesinde 2001 Haziran'ın da kilise inşaatının temeli atıldı. İnşaatın ruhsat tarihi 5 Haziran 2001. Ruhsat, Ahmet Güvener adına kayıtlı. Güvener, son yıllarda Diyarbakır'da faaliyet yürüten Batılı misyonerlerin Hıristiyanlaştırdığı kişilerden biri. Sur Beldesi'nin Belediye Başkanı o dönem HADEP'li Cezair Serin'di.

    "Kilisenin önderi", Ahmet Güvener, kendisi gibi misyonerlerin Hıristiyanlaştırdığı Kemal Teymür'le birlikte daha önce Diyarbakır'da izinsiz İncil dağıttıkları için gözaltına alındı. Sonra da şikâyet üzerine haklarında dava açıldı ve Diyarbakır 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde İslamiyete ve Hz. Muhammed'e hakaret ettikleri gerekçesiyle yargılanmaya başladılar.

    Davanın dosya numarası: 2002/788.

    Bu iki misyonerin savunma avukatı ise meşhur Şeyh Sait'in kardeşi Şeyh Tahir'in torunu Muhammed Akar'dı! Misyonerlerin Diyarbakır'da 5 Şubat 2002 tarihinde görülen duruşması için iki Amerikalı ve iki Alman gazeteci geldi. Av. Bakar da, misyonerlerin avukatı olarak duruşma salonunda yerini almıştı.

    9 Ekim 2002 tarihinde Brüksel'de açıklanan AB İlerleme Raporu, Türkiye'deki misyoner faaliyetine AB desteğini gözler önüne serdi. Raporun 38. sayfasında "Din Özgürlüğü" bölümünde aynen şöyle deniyor: "Protestan topluluğu, kilise açmak için kiralık yer bulma ve yeni kiliselerin inşa edilmesi konusunda dikkat çekici idari problemlerle karşılaşmaktadır. Fakat Diyarbakır'da yeni bir Protestan Kilisesi inşa edilmesine 2002 Temmuz'unda yetkililer tarafından izin verilmiştir."

    "Yetkililer" göz göre göre konut olması gereken, "toplantı salonu yapmak için" alınan inşaat ruhsatıyla üç katlı kilise yapılmasına göz yumdu.

    Diyarbakır'daki kilise inşaatı durdurulunca ABD Dışişleri hemen devreye girdi. ABD Dışişleri 2001'in son günlerinde yayımladığı "Dünyada Din Özgürlüğü" başlıklı yıllık raporun Türkiye bölümünde "Sonradan Hıristiyan olanlara baskı yapıldığı" iddiası yer aldı. Raporda, Hıristiyan ve Musevilerin Türkiye'de ibadetlerini özgürce gerçekleştirdikleri, ancak sonradan Hıristiyan olanların baskı gördüğü öne sürüldü.

    Bu tartışmalardan iki yıl sonra Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Aria Oostlander, PKK'ya yakınlığıyla bilinen Özgür Politika gazetesine yaptığı açıklamada, aynen şu sözleri söyledi: "Diyarbakır'da küçük bir Protestan cemaatiyle de tanıştım. Çok barışık bir gruptu ve yetkililer kendi imkânlarıyla bir kilise salonu inşa etmelerini engellemiş. Türkiye'nin AB nezdindeki büyükelçisine de bu tatsız olaylar ve azınlıkların korunmasıyla ilgili bir liste verdim. Türkiye'nin gerçekten iyi niyetli olduğunu kanıtlamak istiyorsanız, lütfen bu sorunu iki haftada çözün dedim."

Kaynak : Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
ERIC EDELMAN'IN MÜDAHALESİ

    "Güneydoğu'da misyonerlik faaliyeti ABD'nin Pirinçlik Askeri Üssü'nün kurulmasıyla başladı. Ardından 1962'den itibaren yüzlerce Amerikalı misyoner 'Barış Gönüllüleri' adıyla Türkiye'de faaliyette bulundular. Kürt ayrılıkçılığının temelleri de bu dönemde atıldı."

    ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Güneydoğu Anadolu bölgesinde görevli bir Türk istihbarat subayının yaptığı bu değerlendirmeyi doğrularcasına, 20 Nisan 2004 tarihinde Diyarbakır'daki misyoner kilisesi ile ilgili müdahalede bulundu. 2004 Nisan ayının ikinci haftasında Diyarbakır Valililği'nin suç duyurusu üzerine Cumhuriyet Savcılığı, Ahmet Güvener hakkında "dini tesis alanı olarak tescil edilmeyip, ev olarak tescil edilen yerde izinsiz olarak Diyarbakır Kilisesi adlı Protestan kilisesi açmak ve buraya gelen kişilere müzikli ayin vermek" suçundan dava açtı. Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Güvener hakkında TCK'nın 261/1 maddesi uyarınca 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası isteniyordu.

    Diyarbakır'da misyoner kilisesi hakkında dava açılması ABD Ankara Büyükelçiliği'ni harekete geçirdi. 20 Nisan 2004'te ABD Adana Konsolosu W. Scott Rold ve Ankara Büyükelçiliği Ekonomik İşler Müsteşarı Scot Marciel, 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde altı partinin ittifakıyla SHP'den aday olup seçilen Bağımsız Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'i ziyaret ettiler. Belediyeden yapılan açıklamada, Rold ve Marciel'in "kentin sorunlarının çözümü için üzerlerine düşeni yapacaklarını söyledikleri" bildirildi.

    Müsteşar Marciel, Diyarbakır ziyareti sırasında yetkililerden misyoner kilisesi hakkında açılan davanın son durumu hakkında bilgi aldı!

    Önemli bir ayrıntı: belediye başkanı Osman Baydemir, ABD'de yaklaşık bir yıl 'kent yönetimi, şehircilik' konusunda eğitim gördükten sonra gelip belediye başkanı 'seçildi.'
12 Mayıs 2004'te Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada, Savcı, Ahmet Güvener'in beraatini istedi ve AB uyum yasaları çerçevesinde Güvener beraat etti. Duruşmayı, ABD Adana 2. Konsolosu Deborah Harf ile Uluslararası Af Örgütü ve Güney Afrika Kilise Örgütü üyelerinden oluşan 10 kişilik yabancı heyet de izledi.

    Duruşmada Savcı Vahdettin Taşkıran mütalâsında şunları söyledi: "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesine göre, bireyler dini inançlarını tek başına veya toplu olarak, öğretme, uygulama ve ayin yoluyla açıklayabilirler. Ayrıca Anayasa'nın 90. maddesinde, 'milletlerarası antlaşmaların İç hukukun üzerinde olduğu" son Anayasa değişikliğiyle TBMM'de kabul edilmiştir. Bu nedenle sanığın beraatine karar verilmesi kamu adına talep olunur.'"

    Daha sonra Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Ahmet Güvener'le ilgili gerekçeli kararı, örnek bir karar olarak AB Komisyonu'na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderildi.

    3 Kasım 2002 genel seçimlerinin ardından hükümet olan AKP, Batı'nın istediği yasaları bir bir çıkararak ve gösterdiği uygulamayla misyonerlerin önünü açtı.

Kaynak : Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
DEĞERLENDİRME

    "Aşağıdan" yürütülen faaliyet ve Batı'nın bakışı özetle böyle. Her ilçede, mahallede açılan "kiliseleri" yabancı misyon şefliği veya "istasyon" olarak algılayabilirsiniz. Zira Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü CIA'da 1957-1969 tarihleri arasında 12 yıl kritik görevlerde bulunan, ABD'nin "az gelişmiş" ülkelerde yaptıklarını bizzat yaşayan ünlü CIA ajanı Philip Agee, misyoner örgütlerin ne işe yaradığını, nasıl ajan devşirdiklerini anılarında açıkça yazdı.

    Ancak Hıristiyanlaşmayı veya bugünkü toplum-insan yapısı hızla çürüyen "Batı"lılaşmanın etkisinin Türk insanındaki sonuçları daha yıkıcı.

    Türkiye'nin insan malzemesi çürümektedir. İktisadi, siyasi, askeri, kültürel hemen her açıdan değerlendirelim.

    Ekonomisi çökertiliyor. IMF talimatları doğrultusunda örneğin Karadeniz'e "çay ekmeyin" dendi. Konan kotalarla fındık üreticileri perişan edildi. Üniversite mezunları işsizler ordusu kahvehaneleri doldurdu.

    Eğitim sisteminin "millîlik" vasfı tartışılır hale geldi. Bir özel üniversitenin öğretmenine göre "Türk Kurtuluş Savaşı Küçük Asya'da bir Rum katliamına yol açmış". Dolayısıyla Kuvayı Milliye hareketinin gayrı meşru olduğunu savunan 'öğretmenler' var. Bir devlet okulunda tarih öğretmeni ise öğrencilerine tam tersini anlatıyor. Kendi tarihine yabancılaşmış birkaç nesil yetişti. Böyle eğitim sistemi olur mu?

    Mezun olan öğrenciler de başta ABD olmak üzere Batılı ülkelere gitmek, orada okumak, çalışmak ve o ülkeye hizmet etme düşüncesi hızla yaygınlaştı.

    Çocukların televizyonu izlediği saatlerde cinsel kimliği belirsiz kişiler ekranı doldurdu. Medya her alanda düzeyi düşüren ve insanı maymunlaştıran Batılı televizyon kanallarının kopyası haline geldi.

    Eşcinsellik moda oldu.

    Uyuşturucu kullanımı ilköğretim seviyesine indi.

    Askerden kaçmak olağan hale geldi ve hızla yaygınlaşıyor. Aileler, "Tabi evladım önce okulunu bitir, önce işini kur, nasılsa bedelli askerlik çıkacak" görüşünü hızla benimsiyor ve telkin ediyor. Geçmişte ise askerden kaçmak en hafif deyişle ayıp addedilirdi. Sadece askerden değil, ülkelerinden, kendilerinden kaçıyorlar.

    Türk milletinin inancı da ağır ateş altında. 2005 yılının Şubat ayında Hollanda'da başkent Amsterdam yakınlarındaki Hoofddorp kasabasında bulunan Al-Rahman Camii bir camii, namaza çağrıyı minareden ezan yerine ışıkla yapma kararı aldı. Ezan okunması gerekirken örneğin öğle namazında camide ışık yanacak, Müslümanlar da ışığa bakıp gidip namaz kılacaklar! Ve bu gelişme, hiçbir muhafazakâr çevrede tartışma konusu yapılmadı.

    18 Mart 2005 Cuma günü, Virginia Universitesi'nden bayan Prof. Amina Vadud, New York'ta yaklaşık 100 kişilik "cemaate" Cuma namazı kıldırdı. Gösteriyi örgütleyen Wall Street Journal yazarı, Asra Q. Numani. Ve bu gösteri, dünyada belki de en çok Türkiye'de tartışma konusu yapıldı. Numani, "En büyük hayalinin Sultanahmet Camii'nde namaz kıldırmak olduğunu" açıkladı.

    Ve son 10 yıldır her kurban bayramında yürütülen psikolojik harekât sonucu, neredeyse kurban kesmek yerine "marketten tavuk alın" demeye varan değerlendirmeler...İslâm sadece bir inanç sistemi değil. Türkün kültür yapısının önemli köşe taşı, geleneği, yapının harçlarından biri. Bu ülkede dini, insanların gönlünden çıkarın ertesi gün anladığımız anlamda Türkiye diye bir ülkenin olup olmayacağı şüphelidir. Bu yüzden milletin dini de Batılı merkezler tarafından "Hıristiyanlaştırılıyor." "Evanjelist İslâmı" yaratılıyor. Bu yüzden Soros'un fonladığı TESEV, "Şehitlik, gazilik kavramı kalksın" diye raporlar hazırlıyor.

    Türkiye'deki hakim yönetimin entegre olmaya çalıştığı "sistem"in doğal sonuçları böyle. Ulus ve bağımsız devlet olarak, direnç unsuru olabilecek her alan, kurum büyük dönüşümün tehdidi altında.

    Bütün bunları yaşadıktan sonra insanların nüfus cüzdanında din hanesinde ne yazdığı aslında önemini yitiriyor. İşte siz Hıristiyanlaştınız! Batılılaştınız. Gönlü, beyni bu topraklardan kopmuş insanlar ve sayıları hızla artıyor.

    Yarın öbürgün bu ülke bir sel, deprem, içsavaş ya da bir açık savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, seferberlik ilan edeceğiniz insan malzemeniz, hızla anılan hale gelmektedir.

    Kuşkusuz ille de bir felaketle karşı karşıya kalmak gerekmez. Soru şudur: Türkiye, merkezi, bağımsız, güçlü bir ulus-devlet mi olacak, yoksa beyliklere mi bölünecek?

    Bu topraklarda millet mi olacak, yoksa dinlere, cemaatlere, mezheplere, tarikatlara, emperyalist strateji gereği "alt kimliklere" bölünmüş bir yığın mı olacak?


Kaynak : Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
KAYNAKLAR
Uğur YILDIRIM - Gazeteci-Yazar

Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt: 1, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 7. Basım.
Dr. Hidayet M. Vahapoğlu, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1997.
Prof. Abdurrahman Küçük, "Türk Kültürünü Yok Etmek İstiyorlar", Yeniçağ, 24 Ağustos 2004.
Necdet Sevinç, Osmanlıdan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Milenyum Yayınları, 3. Basım: Şubat 2002.
Yrd. Doç. Dr. Şerife Yorulmaz, "Osmanlı-Fransız İlişkileri Çerçevesinde Osmanlı Toprakların- da Açılan Fransız Kültür Kurumları ve Bunların Meşruiyet Kazanması", Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi OTAM, Ankara 2000, sayı: 11, Ankara Üniv. Basımevi.
Atilâ İlhan, Batı'nın Deli Gömleği, Bilgi Yayınevi, 2. basım: 1995.
Levon Panos Dabağyan, Türkiye Ermenileri Tarihi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Birinci Basım: Ağustos 2003
Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Birinci Basım: 1991, Ankara.
Dr. Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu'daki Amerika, Arba Yayınları, Birinci Basım: 1989
İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Kaynak Yayınları, Birinci Basım: Mart 1983.
Bilâl N. Şimşir, Dış Basında Laik Cumhuriyetin Doğuşu, Bilgi Yayınevi, Ankara 1999.
Nurdan Şafak, Osmanlı-Amerikan İlişkileri, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları, Birinci Basım: Mart 2003.
Uğur Yıldırım, Dünden Bugüne Patrikhane, Kaynak Yayınları, İkinci Basım: Temmuz 2004
Attilâ İlhan, Cumhuriyet, 22 ve 24 Mart 2000.
Erdal Açıkses, Amerikalıların Harput'taki Misyonerlik Faaliyetleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1.Basım 2003, Ankara.
Atatürk'ün Bütün Eserleri , Cilt: 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13, Kaynak Yayınları.
Pontus Meselesi, Yayına Hazırlayan: Dr. Yılmaz Kurt, TBMM Basımevi, Ankara, 1995.
Nuri Yazıcı, Millî Mücadelede Canik Sancağı'nda Pontosçu Faaliyetler, Çizgi Kitabevi, İkinci Basım: Mart 2003, Konya.
Ali Saip Ursavaş, Kilikya Dramı ve Urfa'nın Kurtuluş Savaşları, Çeviren: Korgeneral (E) Hüseyin Işık, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2000.
Joseph C. Grew, Amerika'nın İlk Türkiye Büyükelçisi'nin Anıları, Yeni Türkiye, Türkçesi: Dr. Mustafa Kadri Orağlı, Multilingual Yayınları, İstanbul, 1999.
Ali Rıza Bayzan, Küresel Vaftiz, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, Birinci Basım: Mayıs 2004.
Haydar Tunçkanat, İkili Anlaşmaların İçyüzü, Kaynak Yayınları, Üçüncü Basım: Mayıs 2001.
Oktay Sinanoğlu, Bye-Bye Türkçe, Otopsi Yayınları, Birinci Basım: Temmuz 2000.
Müslim Özbalkan, Gizli Belgelerle Barış Gönüllüleri, Ant Yayınları, Birinci Basım: Şubat 1970.
M. Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye, Otopsi Yayınları, 7. Basım: 2004.
David Wise-B. Ross, Görünmeyen Hükümet CIA, Çeviren: Alaattin Bilgi, Onur Yayınları, İkinci Basım: Haziran 1976.
Bayram Küçükoğlu, Türk Dünyasında Misyoner Faaliyetleri, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Birinci Basım: Aralık 2003.
M. Numan Malkoç, İstanbul'da Protestan Kiliseler, Kaya Basım Yayın Dağıtım Ltd. Şti., Birinci Basım: İstanbul-1999.
Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması, Tekin Yayınevi, 12. Basım, 1994.
Philip AGEE, "CİA Günlüğü", E Yayınları, Türkçesi: Mine Üner, cilt:l, Birinci Baskı: Eylül 1975.
Uğur Yıldırım, Türkiye'de Misyonerlik, Otopsi Yayınları, 1. Basım: Ocak 2005.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey



Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Haçlı Seferleri Papalığın teşvikiyle, Hıristiyan Avrupalıların, Müslüman Türklere karşı tertip ettikleri seferlerin umumî adıdır. En önemlisi dînî olmak üzere, siyasî, sosyal ve iktisadî sebeplere dayanan Haçlı seferlerini, Papa İkinci Urbanus, 1095 yılında toplanan Clermont Konsili’nde yaptığı konuşmayla başlatmıştır. Haçlı Seferleri asırlarca devam edip, milyonlarca Türk'ün can kaybına, devletlerin yıkılıp, ülkelerin tahrip olunmasına sebep olmuştur.




Başbakan ERDOĞAN ve zamanın dışişleri bakanı A. GÜL Avrupa Birliğiyle (AB) adaylık sürecinin başlatıldığı antlaşmayı, çok manidardır ki, haçlı seferlerinin mimarı Papa İkinci Urbanus'un heykeli önünde imzalıyorlardı!!!

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı'na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir.
Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti'nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu'da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır.
Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu bölgeler olmuştur.Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.
Osmanlı Devleti'nin çok milletli ve etnik kökenli yapısı ise bu yönteme çok müsaitti. Çünkü Osmanlı yönetimi altında Rum, Ermeni, Yahudi, Maruni ve Dürzi etnik kimliklerine mensup gruplar yaşamaktaydı.
Osmanlı yönetimindeki Lübnan’da Marunileri Fransızlar, Dürzileri İngilizler, Anadolu’daki Ermenileri ise Amerika Birleşik Devletleri kullanmıştır.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Matbaanın rolü

İlk matbaa 1822 yılında Malta’da faaliyete geçmişti. Matbaa Temmuz 1822’de faaliyete geçtikten sonra Aralık 1826'ya kadar geçen sürede yaklaşık sekiz milyon baskı işi yapmıştır.
Anadolu'da Rumca, Ermenice, Arapça ve Türkçe ders kitabının eksikliği, misyonerleri bu ders kitaplarını basmaya yönlendirdi.
1830'da Türk-Amerikan ilişkileri resmi olarak başladı ve hemen arkasından İstanbul’da ABD diplomatik temsilciliği faaliyete geçti. Bu da matbaanın artık yasal olmasının önünde engel kalmadığı anlamına geliyordu, çünkü matbaa bir Amerikan matbaasıydı. Osmanlı’nın sürekli müdahalesi ve gözetimi altında İstanbul'da rahat çalışılamayacağı anlaşıldığı için matbaanın İzmir'e taşınmasına karar verildi.
Matbaa 1833 yılından 1953 yılına kadar faaliyetlerini İzmir’de sürdürdü. Daha sonra ise ihtiyaçlar doğrultusunda Mersin, Antep ve Beyrut’ta yeni birer matbaa açıldı. Aşağıda incelenen Batı Türkiye Misyonu’nun gider bütçesinin %15–25 gibi bir kısmı matbaaya ait olacaktı.
Elde mevcut bir kataloğa göre, başlangıcından 1881 yılına kadar Malta, İzmir ve İstanbul matbaalarından toplam 725 adet kitap, broşür, risale vb. yayın yapılmıştır.
Matbaanın basın yayım işleri bazen engellemelerle karşılaşsa da Birinci Dünya Savaşına kadar hızında hiçbir şey kaybetmeden çalışmışdır. İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği yıl (1908), ilk günden beri yapılan baskı işi toplam 900.000.000 (dokuz yüz milyon) sayfayı aşmıştı.


Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2149
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin misyonerler açısından genel durumu


Gerek Kanuni Sultan Süleyman’dan bu yana sürekli ve genişleyerek devam eden kapitülasyon anlaşmaları, gerek azınlıklara önce Tanzimat Fermanı sonra Islahat Fermanı ile tanınan haklar, gerekse Osmanlı Devleti’nin bir türlü eğitim ve sağlık gibi sosyal yönlü alanlarda başta Anadolu olmak üzere toprakları üzerinde isteklerini yapamaması Osmanlı Devleti’ni misyonerlerin adeta merkezi haline getirmişti.
Osmanlı Devleti'nin verdiği kapitülasyonlar o seviyeye gelmişti ki Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman halkın yabancılar kadar hakları yoktu. Osmanlı Devleti bu yabancıları hiçbir şekilde sorgulayamaz, yargılayamaz ve onlara kötü muamele yapamazdı. Bazen ya çok düşük bir vergi ödüyorlar, bazende vergilerden dahi muaf hale geliyorlardı.
Devletin herhangi bir mülki amirinin müdahalesi sırasında ise derhal konsolosluğa başvuruluyor ve devlet ya kat kat bedelini ödüyor ya da daha fazla ayrıcalıklar veriyordu. Örneğin; "1895 yılındaki olaylar okulu geniş ölçüde etkilemiş, daha yerinde bir deyişle, Fırat Koleji bu olayların içinde çalkalanmış, okul binalarından sekizi yangın ya da yağmadan zarar görmüş ve o tarihte 88.000 dolar olarak tahmin edilen zarar 1901 yılında 100.000 dolar Osmanlı Devleti'nce ABD'ye ödenmiştir."

3 Kasım 1839'da, yabancılara önemli haklar tanıyan Tanzimat Fermanı'ndan sonra bir de 27 Şubat 1856'da ilan edinen Islahat Fermanı da devlet içindeki yabancılara önemli haklar veriyordu. Islahat Fermanı'nın özellikle bütün toplumlara okul açma yetkisi vermesi, serbest ve eşit şartlar altında ticari ve ekonomik faaliyetlerde bulunmalarını sağlaması ve yabancı devletler ile yapılacak anlaşmalar çerçevesinde yabancıların Osmanlı sınırları içerisinde mülk edinmelerine olanak sağlaması, Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri yürüten, başta ABCFM gibi örgütlerin ve misyonerlerin işini kolaylaştırıyordu.
Tüm bunlara bir de Osmanlı Devleti’nin ve aydınlarının yüzyıllar boyunca Anadolu ile ilgilenmemeleri, bölgenin kültür ve eğitimle beslenmemesi misyonerlerin işini kolaylaştırıyordu. "İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği yıl (1908), ilk günden beri yapılan baskı işi toplam dokuz yüz milyon sayfayı aşmıştı."  Bu rakam misyonerlerin işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını ve matbaayı bu işte nasıl kullandıklarını gözler önüne seriyor. Geri kalmış bir Anadolu'da bu yayınlara önce hitap edilen kesim olarak Ermeniler göze çarpsa da daha sonraları bir takım yararlarından dolayı müslüman halkda bu yayınlara rağbet etmiştir. Hatta bununla kalmayıp ilerleyen süreçte çocuklarını misyonerlerin yönetimi altındaki misyoner Amerikan okullarına dahi gönderiyorlardı.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey