Gönderen Konu: MİSYONERLİK: HAÇLI BATI'NIN, TÜRKLÜĞE KARŞI, BİN YILLIK SİLAHI!!!  (Okunma sayısı 80714 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Cizvit misyonerler


Cizvit Mezunlar Dünya Birliği ("Antiqui Societatis Iesus Alumni") derneğinin arması.


Bu birliğin amacı tüm Cizvit eğitim kuruluş mezunlarını ortak bir havarilik gücü halinde toplamaktır.
Cizvit misyonerler genelde Fransa'nın amaçlarına yönelik hareket etmişlerdir. Siyaset olarak Fransa’ya, mezhep olarak koyu bir şekilde Papa'ya bağlı idiler. Osmanlı Devleti’nde misyonerlik yapma faaliyetini yakalayan ilk grup Cizvitler'dir. Bunun en önemli nedeni ise 1536 yılında başlayarak verilmeye devam edilen ayrıcalıklar olmuştu ki bunlarada ne fazla ve ilk olarak yararlananlar Cizvitler'di.

Cizvitler'in başlıca faaliyet gösterdikleri alanlar başta Mersin, olmak üzere İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kıbrıs ve Orta Yunanistan'dı.
İstanbul'da 1362 Yılında, aslında mahalle çocuklarının öğrenim görmeleri için yapılmış olan basit bir okul manastıra bağlanmış, 1607’de ise Kral Henri IV tarafından gönderilen cizvit rahipleri tarafından geliştirilmiştir. 1783 yılında Kral Louis XVI’nın emriyle cizvit rahipleri okulu şimdiki Saint-Benoit kolejini açan Lazaristler’e devretmişlerdir. İstanbul'daki Saint-Benoit Fransız Lisesi cizvitler tarafından kurulmamış olmasına karşın, gelişiminde cizvitlerin etkileri görülmektedir.
Cizvitlerle birlikte Katolikliğin diğer tarikatları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve Frerler de Osmanlı Devletine ayrıcalıkların sağladığı yararlarla gelmeye başladılar.
Çoğu kendi isimleriyle anılan St. Joseph, St. Michel, St. Louis, Sankt Georg, Mersin, Aya gergeos rum okulu ve Notre Dame de Sion gibi okullar açtılar.
Salname ve Misyon Raporlarından yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız Katoliklerinin Osmanlı Devletinde dağılımı şu şekilde olmuştur:



Rakamlardan da anlaşıldığı gibi Cizvitler ağırlıklarını kilikya (Mersin çevresi), Suriye ve Lübnan toprakları üzerlerine vermişler. Burdaki Maruniler ve Arap Alevileri olarak bilinen Nusayriler üzerine yoğunlaşmışlardır. Her ne kadar Nusayriler üzerinde pek etkili olamasalar da Maruniler üzerinde öyle bir etkiye ulaşmışlardır ki onları silahlandırıp İngiliz yanlısı Dürziler ile savaştırmışlardır.
1914 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti'ndeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500 civarındaydı ve bu okullarda 59.414 öğrenci eğitim görüyordu
Katolik misyonerlerin açtıkları okulların yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış olarak kurdukları hastene ve yetimhaneleri de vardı.
Başlıca Fransız sağlık kuruluşları şunlardı:
İstanbul Fransız Hatanesi, İzmir’de Saint Antoine Katolik hastanesi,Mersin`de Champ de sion, Yafa’da Saint Louis Hastanesi, Kudus’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut’ta Fransız Hastanesi, Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa’da Les Soeurs Saint-Vincent de Paul Hastanesi, ayrıca İzmir’de dispanser, altı eczane ve bir kreş; Bursa, Tripoli, Kudüs’te çok sayıda sağlık ocakları; Yafa, Ramallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, Musul ve Cizre’de birer dispanser vardı. Ayrıca, 1240 çocuğun kaldığı çok sayıda yetimhanede bunların yönetimi altındaydı.
Ancak misyonerlikte Cizvitleri Amerikalı ve İngilizlerden ayrı tutan en önemli yönleri bölge halkına değil, Fransa'ya hizmet etmeleriydi. ABCFM çalışma alanındaki halka onların diliyle kültürüyle hitap ederken, Cizvitler Fransa'yı ön plana çıkarmışlardır. Eğitim verilen çocukları birer Fransız çocuğu gibi yetiştirmişler, öyle ki bu okullarda eğitim alan öğrencilerin Fransız tarihi, dili ve coğrafyasını kendilerininkinden daha iyi biliyorlardı.
Cizvitler tüm bunları Fransa’nın daha iyi sömürgeler kurabilmesi için yapıyorlardı. Nitekim Fransız mandası gelince bunu kendileri de dile getirmişlerdi. Yüzüncü kitaplarında diyorlar ki: "Evet biz başarılı Fransa’nın yardımına güveniyorduk, işte o Fransa şimdi buradadır."
Fransiskenlerin okul dağılımı şöyledir:


Bu okullardan başka Fransiskenlerin Mersin, Tarsus, Samsun, Trabzon, Harput, Malatya, Diyarbekir, ve Mardin yörelerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu hemşire okulları vardı.
Kapuçinlerin okul dağılımı ise şöyledir:


Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey



Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Osmanlı Devletine gelen ilk Amerikalı misyonerler ve ABCFM


Osmanlı Devletine gelen ilk protestan misyoner, 1815 yılında Mısır'a ayak basan İngiliz Church of Missionary Society’e bağlı bir papazdı. Onu 1820 yılının Ocak ayında İzmir’e gelen Pliny Fisk ve Levi Parsons adı Amerikalı misyonerler izlemişlerdir. Bu iki misyoner Anadolu da en kapsamlı faaliyeti gösteren American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) adlı Amerikan misyoner örgütünün elemanlarıdır. Bu örgüt ABD'deki Protestan misyoner örgütlerinin içindeki en kıdemlisi ve en büyüklerinden biridir. ABCFM Kalvinci geleneği temsil eden, 16. yüzyıl sonları ile 17. yy’da İngiltere ve Amerikan’nın doğusunda filizlenen Puritan akımın belli başlı üç temsilcisinden birisi olan Congregationalist'lerce 1810’da Boston'da kurulmuştur. ABCFM 1868 yılında ABD’deki 16 protestan misyoner örgütünden yalnızca birisidir ama bu 16 örgütün yaptığı harcamaların %30'unu tek başına yapmakta ve istihdam edilen misyonerlerin yine %30'unu bünyesinde barındırmaktadır.
1886 yılında dünya üzerinde 80'in üzerinde misyoner örgütü vardır ve bunların 32'si ABD, 24'ü İngiltere, 25'i Avrupa kıtası kökenlidir. 1896 yılına gelindiğinde ise dünyadaki misyoner örgütlerinin sayısı 150'leri bulmakta, buralarda toplan 11.574 misyoner faaliyet göstermekte, 15 milyon dolara yakın harcama yapılmaktadır.
Protestan misyoner örgütlerinin dünyayı aralarında paylaşmalarında Osmanlı Devleti esas itibariyle ABD'nin payına düşmüştür.
ABCFM Osmanlı Devletindeki faaliyetlerine 1870 yılına kadar tek başına, o yıldan sonra ise Board of Foreign Missions of the Presbyterian Church'le (BFMPC) birlikte çalışmıştır. Bu arada başka bazı yan ve yardımcı kuruluşlar devreye girmiştir.
ABCFM misyonerleri, misyonerlik faaliyetlerine başlamadan önce hareket alanında halkın demografik, sosyal, kültürel ve etnik dağılımını halkın moral durumunu belirliyorlar. Hangi konularda ne gibi eksikleri bulunduğunu ölçüyorlardır. Tüm bunlara sondaj çalışmaları deniliyordu. Bu sondaj çalışmaları şu başlıklar altında yürütülüyordu.

Dinsel açıdan halkın durumu nedir?
Ruhbanın durumu nedir?
Ülkede eğitim ve öğretime ilişkin durum nedir?
Halkın moral durumu nasıldır?

Yukarıdaki sorularla Anadolu’nun bütün yapısı ortaya çıkarılmış buna göre hareket edilmiştir. Tüm bunlara bir de devletin Anadolu üzerinde pasif olması, halkla gerektiği gibi ilgilenmemesi ve Islahat Fermanı’nın verdiği ayrıcalıklar eklenince Anadolu çok rahat bir ortam oluyordu.
Misyonerler Anadolu’ya doğru yola çıkarken amaçları dinsizleri Hristiyan yapmaktı ama Anadolu’da dinsiz olmayınca Müslümanlara ve diğer etnik gruplara yöneldiler. Ancak bu çabaları sonuç vermedi, ne Rumların ne de Müslümanların üzerinde başarılı oldular, sadece Ermeniler üzerinde etkili olayı başardırlar.
Misyonerlik faaliyetlerini yeni başladığı zamanlarda eşleriyle birlikte Beyrut’a yerleşen William Goodell ve Isaac Bird, çok hızlı bir şekilde çalışmaya başlamışlar ve bölge dillerini çok iyi çözmüşlerdi. Onları başarılı kılansa bir okul açmaları ve iki Ermeni din adamını Protestanlaştırmaları oldu. Diyanisos Karabet ve Kirkor Vartabet, Amerikalı misyonerlere Ermenice dersleri verirken Protestanlığın cazibesinden kurtulamamışlardı.
19. yüzyılda da Osmanlı Devletinde bulunan misyonerlerin pek çoğu iyi yetişmiş, bilgili insanlardır. William Goodel (1792–1867), William G. Schauffler (1789–1883) ve Elias Riggs (1810-1901) Osmanlı Devleti'nde faaliyet göstermiş en önemli Amerikalı misyonerler arasındadır.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey



Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Osmanlı Devleti'nde ilk örgütlenme


Amerikalı misyonerler Osmanlı topraklarında faaliyetlere başlamak için Osmanlı–İngiliz ilişkilerini düzelmelerini bekliyorlardı. Çünkü ortada henüz resmi bir Osmanlı-ABD ilişkisi yoktu. 2 Mart 1831'de Amerikan diplomatik temsilciliğini açtıktan sonra Willam Goodel, 26 Nisan 1831’de İstanbul'a hareket emri aldı ve 9 Haziran 1831'de İstanbul’a vardı. Ondan yaklaşık bir yıl sonra William Schauffler 31 Temmuz 1832’de İstanbul’a geldi ve birlikte ilk misyonerlik faaliyetlerine başladılar. Bu hareketin adı İstanbul Misyonu olarak geçecekti.
İlk çalışmaları dil, kitap hazırlıkları, öğretim çalışmaları ve halkla ilişkiler üzerine olmuştur.Ve Amerika İstanbul'daki diplomatik temsilciliğinden sonra ilk konsolosluğunu Mersin, ve Tarsus,ta açmıştır..
İstanbul Misyonunun adı zamanla Ermeni Misyonu olarak değişecektir. Bundaki en önemli neden ise sadece Ermenilerin bu çalışmalara olumlu cevap vermeleri olmuştur. Bu nedenle misyonu alanını sürekli olarak doğuya doğru genişletiştir. Çünkü doğu illerinde yaşayan Ermeni halkın üstünlüğü gözden kaçmamıştır. Bu amaçlarına ulaşmada ise en çok Amerikan misyoner okulları ön plana çıkmıştır.
Misyonlar istasyonlara, istasyonlar ise uç istasyonlara ayrılıyorlardı. Bir misyonun en üst düzey yöneticisi sekreteridir. Aynı şekilde istasyonlarında sekreteleri vardır. Uç istasyonlar ise kasaba ve köylerde, yerli Hristiyan ahaliden bir yardımcının yönetimindeki birimlere verilen addı. Uç istasyonlar alınan kararları uygulamak durumundaydı. Her istasyonun denetimindeki uç istasyon sayısı farklı olabilmekteydi. Örneğin: Mersin`de olduğu gibi, belirli dönemlerde, 70 kadar uç istasyona sahip sahip istasyonlarda bulunabiliyordu.
1834 yılına kadar sadece Mersin, İzmir ve İstanbul istasyon olarak varlıklarını sürdürürken, bunlara bu tarihten itibaren Bursa ve Tarsus ta eklendi. Bu şekilde 1835 yılında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde iki misyon, beş istasyon, iki uç istasyon , on bir misyoner, bir matbaa ustası, altı misyoner yardımcısı ve altı yerli misyoner yardımcıdan oluşan, küçük ama imanlı bir misyoner örgütlenmesi vardı.
1836 yılında bu şekilde başlayan örgütlenme çığ gibi büyümüş ve 1900’lü yıllarda 16 istasyon, 247 uç istasyon, 37 misyoner, 97 kadın yardımcı, 112 kilise, 12.109 kilise üyesi ve 44.959 kayıtlı Protestan ile sayısı çok büyük bir örgütlenme örneği göstermişti.
Bu büyük örgütlenme zamanla daha kolay yönetim esası açısından Batı Türkiye, Merkezi Türkiye Misyonu ve Doğu Türkiye Misyonu olarak üç bölüme ayrılacaktır.
Bunlara ek olarak Bulgar halkı için ABCFM ile birlikte hareket eden BFMPC Avrupa Türkiye'si Misyonu çalışmıştır.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Batı Türkiye Misyonu


Batı Türkiye Misyonu çeşitli istasyonlara ayrılmıştı. 1831'de İstanbul, 1834'de Mersin, 1835'de İzmir, 1848'de Bursa, 1852'de Sivas-Merzifon, 1854'de Kayseri misyoner istasyonları kurulmuştu. Ayrıca bir ara İzmit'te ayrı bir istasyon örgütlenmesi göze çarpsa da daha sonra bu düşünceden vazgeçilmiştir.
Batı Türkiye Misyonu'nun en önemli iki istasyonu İstanbul ve Mersin'dir. İstanbul'un önemi bütün misyonerlik ihtiyaclarının burdan karşılanması ve gerekli düzenlemelerin burdan yönetilmesi olmuştur. Mersin'in önemi ise tüm eğitim kurumları ile her türlü çalışmayı yapmalarından kaynaklanmıştır.

Merkezî Türkiye Misyonu

Merkezî (Orta) Türkiye Misyonu, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi kapsıyordu, özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu. Belirtilen bu yerlerin dışında Halep, Antakya, Tarsus ve Urfa’yı da kapsayan bu misyonda, ilkokuldan yüksek okula kadar bütün eğitim kurumlarının olması, İstanbul'dan sonraki ikinci matbaanın bazı nedenlerden dolayı burda kurulması ve en büyük protestan cemaatin bu bölge sınırları içerisinde Merkezî Türkiye Misyonu’nu önemli bir hale getiriyordu.
Ayrıca, ihtiyaç içinde olanlar için bir tür kendine yardım ilkesine göre çalışan atölyeler açılmıştı. Merkezî Türkiye Misyonu’nunda Antep ve Maraş’ta bulunan yetimhanelerde, 1900 yılında sırasıyla 132 ve 420 yetim çocuk barınıyordu.

Doğu Türkiye Misyonu

Doğu Türkiye Misyonu ise Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten başlıca Rus ve İran sınırına kadar olan bütün Doğu Anadolu topraklarını içine alıyordu.
1900 yılında bu beş istasyona bağlı 97 uç istasyon bulunuyordu. Tüm bu kurumlarda 36'sı Amerikalı, 266'sı yerli 302 görevlinin gözetimi altında faaaliyetler sürüyordu.
Yine misyonerlerin yönetimdeki yetimhanelerde 2000 çocuk kalıyordu, ki bunların yaklaşık 1100'ü Harput'tadır.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Misyonerlerin eğitim alanındaki çalışmaları


Şüphesiz misyonerliğin başlangıçtaki amacı hedef alınan bölgelerdeki kitlelere iyi bir dini eğitim vermekti. Bu amaçla ilk gelen papazlar hemen İncil’i anlatmaya başladılar. İlerleyen süreçte İncil'i Türkçe'ye ve Osmanlı Devleti'nde hedef aldıkları toplumların dillerine çevirmeye başladılar. Öncelikli hedef olan Ermeni nufus bölgeleri ilk ve en önemli hedefti. Tüm bu faaliyetler ABCFM tarafında yollanan misyonerlerce planlanıyor ve yürütülüyordu.
ABCFM nin bu derece etkili olmasının şüphesiz ki en büyük payı maddi desteklemelerinden kaynaklanmıyordu. Zaten ABCFM’nin stratejisi buna uygundu. Başlangıçta yardım ediyor, giderlerini karşılıyor, yönetimini üstleniyordu. Ama zamanla başka örgütlerin, kişilerin, fonların devreye girmesi, eğitimin bir kısmın paralı bir hal alması, bazı yan gelirlerin elde edilmesi ABCFM'yi rahatlatıyordu.
Okulların açılmasından yaklaşık 50 yıl sonra yerel yöneticilere devredilmesi planlanmıştı.
Her ne kadar gelen ilk misyonerler kutsal kitabı tanıtmak için okullar açdılarsa da bu zamanla yerini laik okullara veya kolejlere bırakmak zorunda kalmıştır. Bu konuda ABCFM genel sekreteri ile Robert Kolej kurucusu Hamlin defalarca ters düşmüş ve sonunda Hamlin’in isteği kabul edilmişti. Bundan sonra misyoner okulları sadece ilahiyat okulları olarak değil aynı zamanda çağın gerektirdiği bütün alanlarda 8–10 yıl arasında değişen eğitim programları uygulayacaklardı. Öyleki paralı olduğu halde dahi halk bu okulların açılması için baskı uygulayacaktı.
Zaman için ilkokullar, ortaokulla, yatılı kız ve erkek okulları, kolejler ve ilhahiyat okulları ülkenin her yanında faaliyet göteriyorlar. Öyleki bu okulların hemen hemen ülkedeki okulların 1/3 üne tekabül ettiği söyleniyordu. ABCFM'nin yanısıra özellikle kız okullarını WBM ve WBMI gibi kadın misyoner okulları da destekliyordu.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Osmanlı Devletinde göze çarpan belli başlı okullar

İstanbul Robert Koleji

Robert Kolej İstanbul Bebek'te küçük bir evde eğitim ve öğretime başlamıştır. Bu işi başlatan ise ABD'de kuyumculuk yapan ve daha sonra misyoner olmayı seçen Cyrus Hamlin adında bir misyonerdi. Bu okula ilerde Robert Kolej denmesinin nedeni ise Rothschild ailesinden New York'lu iş adamlarında Christopher Rinlender Robert'in bu okula çok büyük miktarda yardım yapmasından kaynaklanmıştır. Robert 1878'de ölene dek kolejin bütün harcamalarını üzerine almış ve servetini beşte birinin koleje verilmesini vasiyet etmiştir. Öldüğünde koleje kalan dört yüz bin dolarla okula yeni ve mükemmel binalar yapılmış, bu iyiliklerinden dolayı sonra da okula Robert Kolej adı verilmiştir. Robert Kolej öğrencileri ilerki tarihlerde Bulgaristan'ın siyasal yaşamında aktif rol oynamışlar, hatta ilk 5 Bulgar başbakanı bu okuldan mezun olmuştu.

Tarsus Robert Koleji: Mersin – 1876
Merkezi Türkiye Misyonu'na bağlı olarak açılan Tarsus Robert Koleji 1878 Ekim'inde küçük bir binada eğitime başladı ve 15 Ocak 1878'de Osmanlı Devleti okulu bir idadiye olarak tescil etti. Okulda öğretilen dersler dünya edebiyatı, retorik, ekonomi politik, dünya tarihi, uygarlık tarihi, kimya, analitik kimya, minereloji, fiziki coğrafya, ahlak felsefesi, muhasbe, anatomi, fizyoloji, geometri, cebir, Osmanlı tarihi, Amerikan tarihi, Türkçe, yüksek cebir, doğa tarihi, vokal müzik, Ermeni dili ve edebiyatı, Ermenice ve İngilizce güzel yazı yazma sanatıydı. Okulda başlangıçta üç bölümden oluşuyordu; Hazırlık Bölümü, Bilimler Bölümü ve Tıp Bölümü.

Fırat Koleji: Harput – 1878
13 Mayıs 1875 tarihinde kurulan bu okulun özgün adı Ermenistan Koleji’di, ancak Osmanlı Devleti’nin baskıları sonucunda 16 Şubat 1888’den itibaren adı Fırat Koleji olarak değiştirildi. Kolejin öğrenim dili Ermenice'ydi ama bu okulda çok iyi derecede İngilizce ve Türkçe dilleri de öğretilmekte idi. Okul 1915 yılındaki olaylar nedeniyler okul müdürünün sınır dışı edilmesi ile beraber kapatılmıştır.

Anadolu Koleji: Merzifon – 1886
Anadolu Kolejini İstanbul'dan Merzifon'a taşınmasının en büyük nedeni gözlerden uzak ve hedef kitleye daha yakın olma amacıydı. Anadolu Koleji'nin en büyük özelliği hem azınlıklara hem de Müslüman-Türk öğrencilere açık olmasıydı. Kuruluşundan iki yıl sonra hazırlık sınıfları dahil okuyan öğrenci sayısı 130'du. Kolejin 10.000 cildi aşkın bir kütüphanesi ve 7.000'den fazla türü içeren bir botanik müzesi vardı. Okulun Müslüman öğretim elemanlarından Zeki Ketani'nin öldürülmesi sonucu okul karışmış, yönetim suçlanmıştır. Olaylar dinmeyince okul kapatılmış ve Selanik'te aynı isimle eğitim vermeye devam etmiştir.

Bu okullara ek olarak 1878'de Mersinde st.Antuan Katolik Koleji 1882'de Maraş'ta Merkesi Kız Koleji, 1888’de Tarsus'da Aziz Pavlus Enstitüsü, 1890’da İstanbul'da İstanbul Kız Koleji ve 1903’de İzmir'de Uluslararası Kolej kurulmuştur

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik

Okulların ve misyonerlerin maddî kaynakları


Anadolu’daki misyoner faaliyetleri ve misyoner okulları açıldıktan belli bir süre sonraya kadar doğrudan ABD merkezli ABCFM misyoner örgütü tarafından desteklenmiştir. Bilhassa okulların açılması sırasında ABD’nin çeşitli eyaletlerinde yürütülen kampanyalarda çok yüksek miktarlarda bağışlar toplanmış ve bunlar Anadolu'daki çalışmalar için harcanmıştır.
Bazen okulların kurulmarında özel kişi ve fonların da büyük desteği oluyordu. Buna en güzel örnek Robert Kolej’e adı verilen Christopher Rinlender Robert’tir. Öldüğünde okula bıraktığı 400.000 dolar maddî kaynak okula yeni binalar yapılmasını sağlamıştır.
Zamanla okullardaki sistemlerin ve matbaa sistemin oturması sonucu yerli halk da bu kaynakları belli oranda desteklemişlerdir. Bu destek okulların başarıları ile orantılı şekilde artmıştır. Bunlara ilave olarak bazı yan misyoner kuruluşların da bu maddi kaynaklarda payları bulunmaktadır.
WBM ve WBMI gibi kadın misyoner örgütleri de zamanla bazı okulları bilhassa kız kolejlerini desteklemişlerdir. Yerli Protestan cemaatlar da okullara maddî desteklerde bulunmuş, okullara kayıt olan öğrencilerden belli oranda harçlar alınmış, çeşitli aktiviteler okullara gelir getirmiştir.
ABCFM Osmanlı Devletinde 1819-1914 arasında yaptığı toplam harcama 13.345.785 dolar tutarındadır.


Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey



Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Osmanlı Devleti'nde Misyonerlik
Kaynakça


Kitaplar
1. Uygur KOCABAŞOĞLU, Anadolu’daki Amerika, İmge Kitabevi, Ağustos – 2000
2. E.W.HOPKİNS, G.F.MOORE, M.HALİDİ, Ö.FERRUH, Tarihte ve Günümüzde Misyonerlik, Örgün Yayınevi – 2006
3. Barış KERİMOĞLU, Zehirli Sarmaşık Misyonerler, Ulus Yayınları, Aralık – 2004
4. Erol GÜNGOR, Türkiye’ de Misyoner Faaliyetleri, Ötüken Yayınları, 1999
5. Turgay TÜFEKÇİOĞLU, Türkiye ve Şeytan Üçgeni, Birharf Yayıncılık 2004

Makaleler
1. Uğur YILDIRIM, Tarihten Bugüne Kadar Türkiye’de Misyonerlik, Jeopolitik, Mayıs 2005, Sayı 16, Sayfa 73 – 83
2. Ayten SEZER, Osmanlı Döneminde Misyonerlik Faaliyetleri,
3. Islahat Fermanı
4. Fikret KARAMAN, Misyoner Hareketlerinin Dünü ve Bugünü,
5. Fatma ÜREKLİ, Tanzimat Dönemi Osmanlı Eğitim Sistemi ve Kurumları
6. Sabri AKDENİZ, Misyonerlik

Dış bağlantılar
• Bilkent Universitesi ABCFM projesi
• Dr. Ayten Sezer. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e; Misyonerlerin Türkiye'deki Eğitim ve Öğretim Faaliyetleri

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey


Çevrimdışı Böri

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1084
Osmanlı Devleti'nde açılmış olan Amerikan okulları gerçekte Anadolu'yu parçalamak için açılmıştır.

Merzifon Amerikan K.  > Pontus için

Harput Amerikan K. >  Bağımsız Ermenistan için

Tarsus Amerikan K.  > Ermeni-Kilikyası için

İzmir Amerikan K. > Yunanistan'ın (ele geçireceği) İyonya Eyaleti için açılmıştır!!!

Robert K. mezunları Bulgaristan'ı kurmuştur.

_______________________________________

Ayrıca misyonerlerin getirdiği Hristiyanlık,  tamamen "Masonların kontrolü altındaki" bir Hristiyanlıktır!


Batı'da Hz.İsa'nın yaydığı Hristiyanlık geçerli olmamıştır. Paulus bir "Yahudi ajanıydı". Paulus'tan itibaren Eski Yunan-Roma inançlarından alıntılar, Hz.İsa'nın Tanrı olduğu (!?), Baba-Oğul-Kutsal Ruh gibi inançlar Hristiyanlığa yerleşmiştir. Hz. Meryem neredeyse Tanrıçalaştırılmıştır. Güneş Tanrısı Mitra'nın doğum günü olarak kutlanan gün "Noel" olarak Hristiyanlarca benimsenmiştir. Rönesans ve Reform'dan sonra Hristiyanlık "kapitalistleşmiştir"! Protestanlık, "Masonik" Gül-Haç Cemiyeti'nin bir ürünüdür. Masonluğun yaygınlık kazanmasıyla Kilise, Masonluğun ve Batılı İstihbaratçıların kontrolüne girmiştir. (Katolik Kilisesi, başlangıçta Masonluğa ve Protestanlığa karşı çıksa da sonunda onlar da masonların kontrolüne girmiştir.)

Sonuç olarak, misyonerlerin yaydığı Hristiyanlığın, dine benzer bir tarafı yoktur! Amaç Türkiye'nin (ve geçmişte Osmanlı Devleti'nin) parçalanmasıdır!
Türkiye'ye ihanet edenler cezalandırılmalıdır!

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2131
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
MARAŞ’TA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ :
(XIX. Yüzyılın İkinci Yarısı ve XX.Yüzyılın Başlarında)

Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasının misyonerlik faaliyetleri bakımından önemi; üç büyük dinin kutsal mekanlarının bulunduğu Anadolu ve Ortadoğu’nun, bu devletin egemenlik sahası dahilinde yer almasından kaynaklanmaktadır. Nitekim bu bölge Hristiyanlık literatüründe “İncil Ülkesi” manasına gelen “Bible land” olarak isimlendirilmektedir.
Maraş da Osmanlı ülkesinde çok stratejik bir konuma sahip olup, Ortadoğu’ya açılan güzergâh üzerinde tarihi bir şehirdi. Bu şehirde XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ekseriyetini Ermenilerin oluşturduğu bir çok azınlık yaşamaktaydı. Bu etnik çeşitlilik misyonerlerin özellikle ilgi ve alakasını celbetmiştir.
Bilindiği üzere Hristiyan dünyası, çoğu zaman birbirleriyle menfaat çatışmasına girmelerine rağmen, Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılması hususunda ittifak ediyorlardı. Bu emellerine ulaşabilmek için, hayata geçirmeyi düşündükleri vasıtalardan biri de misyonerlik ve misyoner faaliyetleri idi. Bu düşünceden hareketle, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren muhtelif Avrupa devletlerinden gelen misyonerler, Osmanlı topraklarının hemen her tarafında, özellikle de azınlıkların yoğun oldukları bölgelerde teşkilâtlanmışlardır. Açtıkları okullar, kurdukları hastaneler ve yetimhaneler ile faaliyetlerini yürütmeye başlamışlardır.
Bu çerçevede misyoner faaliyetleri içerisinde Maraş’ın ehemmiyeti, diğer bazı Anadolu şehirlerinde olduğu ve yukarıda zikredildiği gibi misyonerlik için, demografik açıdan uygun bir dokuya sahip olmasından kaynaklanıyordu. Bu nedenle de Maraş’a bir misyoner istasyonu tesis etmekte geç kalınılmamıştı (1855). Misyonerlerin hedefleri açısından bu adım o kadar önemliydi ki kendi deyimleriyle artık Maraş “işgal edilmiş” kabul edilebilirdi...

Kaynak : Yrd. Doç. Dr. Ayhan DOĞAN (Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi)